TVRadyo
Son dakika gelişmelerinden haberdar olmak ister misiniz?
EVET HAYIR

Şimşek: Cari açığın milli gelire oranı yüzde 4, bu hiç sürdürülebilir değil

Şimşek: Cari açığın milli gelire oranı yüzde 4, bu hiç sürdürülebilir değil

Şimşek, "Şu anda cari açık milli gelirin yüzde 4'üne tekabül ediyor ki bu hiç sürdürülebilir değil. Bu da özel tasarrufların azlığına bağlı. Bu arada kamu tasarrufları arttı" dedi

19 Kasım 2016 Cumartesi, 17:50 Güncelleme: 19 Kasım 2016 Cumartesi, 18:09

Başbakan Yardımcısı Mehmet Şimşek, "Dünyada sürdürülebilir uzun vadeli yavaş büyümeye dair birçok sebep öne sürülüyor, aslına bakarsanız bir düşük büyüme kapanına kısılmış gibi…" dedi.

TBMMnin ev sahipliğinde, Anadolu Ajansının fotoğraf sağlayıcısı olduğu NATO Parlamenterler Asamblesi 62. Genel Kurulu kapsamında düzenlenen "Ekonomi ve Güvenlik Komitesi" toplantısında "Türk Ekonomisine Bakış" başlıklı oturumda konuşan Şimşek, küresel büyümenin uzun vadeli ortalamalara bakıldığında eğilimlerin altında seyrettiğini kaydetti.

Şimşek, dünyada sürdürülebilir uzun vadeli yavaş büyümeye dair birçok sebebin öne sürüldüğünü ifade ederek, şunları söyledi:

"(Dünya) Aslına bakarsanız bir düşük büyüme kapanına kısılmış gibi… Bunu etkileyen faktörler neler? Öncelikle artan korumacılıktan bahsetmek mümkün, yaşlanmakta olan nüfus, yatırımların zayıf kalması, verimliliğin düşmesi, devlet ve özel sektörün yüksek borçluluk oranı, yapısal reformların yavaşlaması bahsedilen faktörler."

Küresel eşitsizliklerin artmasına dikkati çeken Şimşek, 2000 yılından beri oluşturulan küresel nüfusun en yoksul yarısının, refahın sadece yüzde 1ini aldığını kaydetti.

Şimşek, küresel ölçekte nüfusun gittikçe yaşlandığını anlatarak, "1970lerden beri küresel yatırımlara ve farklı dönemlere bakacak olursak mali küresel kriz sonrasında en zayıf durumun yaşandığını görüyoruz. Toparlanmanın hızı gerçekten yavaş oldu küresel ölçekte. Bu sebepten dolayı verimlilik artışının azalmakta olduğunu söyleyebiliriz." diye konuştu.

Tüm dünyada çok yüksek bir borçluluğun söz konusu olduğunu aktaran Şimşek, küresel düşük enflasyonun bulunduğunu, düşük büyüme ve düşük enflasyon bir arada görüldüğünde, çok büyük bir borç oranı da olduğunda bunun "kötü haber" olarak tabir edilebileceğini dile getirdi.

Şimşek, sözlerine şöyle devam etti:

"Küresel mali krizden beri bu sene dünyada en kötü dönem olacak, özellikle 2009dan beri kurumsal ve şirket iflaslarının artık zirve yaptığını görüyoruz. Bu arada 2009 yılı İkinci Dünya savaşından beri en kötü yıldı. Bütün bu küresel arka plana baktığınızda küresel büyümenin azalmaya devam edeceğini görüyoruz. Yüzde 3lük orandan muhtemelen yüzde 2lere yaklaşacak, tabii ki düzeltmek için bir şeyler yapmazsak."

Dolara bakıldığında çok iyi haberlerin olmadığına işaret eden Şimşek, "Dolar değer kazandığı zaman gelişmekte olan pazarlara olan akışlar düşüyor. Ciddi bir parasal genişlemeden bahsediyoruz. Küresel mali krizden beri bankaların aslında çalışmaları arttı. Gelişmekte olan piyasalara para akmasını beklersiniz değil mi? Hayır tam tersi, para bu pazarlardan kaçıyor. 2015 yılında gelişmekte olan pazarlardan 739 milyar dolar sermaye çıkışı olmuş." şeklinde konuştu.

Ekonominin, refahın sürdürülebilir olmasıyla bağlantılı olduğu kadar barışın sürdürülebilir olmasıyla da bağlantılı olduğunu belirten Şimşek, geçen sene küresel gelirin yüzde 19unun terörün maliyetine gittiğini söyledi.

Dış borçların artsa da nisbi olarak yönetilebilir durumda

Başbakan Yardımcısı Mehmet Şimşek, dış borçların artsa da nisbi olarak yönetilebilir durumda olduğunu söyledi.

TBMMnin ev sahipliğinde, Anadolu Ajansının fotoğraf sağlayıcısı olduğu NATO Parlamenterler Asamblesi 62. Genel Kurulu kapsamında düzenlenen "Ekonomi ve Güvenlik Komitesi" toplantısında "Türk Ekonomisine Bakış" başlıklı oturumda konuşan Şimşek, Türkiyede ekonominin iyi bir seyirde olduğunu bildirdi.

Ancak kriz öncesi dönemdeki büyümeye göre bir yavaşlamanın söz konusu olduğunu belirten Şimşek, "Kriz öncesinde, bir kaç yıl içerisinde Türkiye neredeyse yüzde 7lik bir büyüme sergiliyordu. Şimdi neredeyse yüzde 3,4lük bir büyüme görülüyor." dedi.

Şimşek, Türkiyeyi anlamak için hem iç, hem de dış şoklara bakılması gerektiğine işaret ederek, son yıllarda yaşanan seçimlerden FETÖnün darbe girişimine kadar bir dizi olaylardan bahsetti.

Türkiyenin pek çok şokun merkezinde yer aldığına işaret eden Şimşek, terör saldırılarındaki artışın ekonomide büyük etki yarattığını dile getirdi.

Şimşek, küresel terörizmin küresel milli gelirin yüzde 19una tekabül ettiğini söylediğini anımsatarak, "Bu sene sadece terörle bağlantılı turizm şoku açısından bakılacak olursa, yani DEAŞ ve PKKnın sebep olduğu ve FETÖnün darbe girişimi, turizmde çok büyük kayıp yaşandı. Yüzde 1,2 puanlık gelir düşüşü gerçekleşti." diye konuştu.

"Kamu tasarrufları arttı"

Başbakan Yardımcısı Şimşek, tasarrufların az olmasının cari açığa sebep olduğunu belirterek, "Şu anda cari açık milli gelirin yüzde 4üne tekabül ediyor ki bu hiç sürdürülebilir değil. Bu da özel tasarrufların azlığına bağlı. Bu arada kamu tasarrufları arttı." dedi.

Yükselmekte olan bir ülkede ortalama tasarruf oranının yüzde 32,5 olduğu bilgisini veren Şimşek, Türkiyede bunun yarısına tekabül eden bir tasarruf oranı olduğunu dile getirdi.

Şimşek, dış borçların artsa da, nisbi olarak yönetilebilir durumda olduğunu ifade etti.

Türkiyede bankacılık sektörünün çok sağlıklı olduğunu vurgulayan Şimşek, sektörün varlık kalitesinin de iyi olduğunun altını çizdi.

Şimşek, "Bankacılık sektöründe sadece toptan finansman ile ilgili bir sıkıntı var. O yüzden şu anda özel emeklilik programlarını destekliyoruz. Kısmi olarak bunlar banka mevduatlarına yönelecekler, bu baskıları azaltmak için." şeklinde konuştu.

Türkiyede gelir eşitsizliğinin azaldığından bahseden Şimşek, son dönemde yapılan reformlar hakkında da bilgi verdi.

"Kısa vadede petrol fiyatları artabilir"

Şimşek, son sonuç ne olursa olsun Türkiyenin ABye, ABnin de Türkiyeye ihtiyacı olduğunu söyledi.

Türkiyenin ABye katılımda 33 fasıldan 15ini açtığını anımsatan Şimşek, sürecin yavaş olduğunu, genişleme politikalarının elverişli olmadığını ve bu konuda Avrupalıların Türkiyeyi suçladığını kaydetti.

Şimşek, uzun vadeli görünüme bakıldığında, eğer reformların uygulanması başarılırsa Türkiyenin yüksek verimlilikle büyümeyi elde edebileceğinin altını çizdi.

Konuşmasından sonra katılımcıların sorularını yanıtlayan Şimşek, petrol fiyatlarının geleceği ile ilgili görüşlerinin sorulması üzerine, kısa vadede petrol fiyatlarının artabileceğini bildirdi.

Şimşek, Almanyadaki Türk nüfusunun arttığı ve buradaki İslam derneklerindeki temsilcilerin hiç eğitimden bahsetmeyip hep dinden bahsettiği, bunların söylemlerini değiştirecek bir şey yapmayı planlayıp planlamadıklarının sorulması üzerine, Almanyada artık 2. ve 3. nesil Türkler olduğunu, hala entegrasyon sorunu varsa bunu Almanyanın düşünmesi gerektiğinin altını çizdi.

Bunu Almanyadaki muhataplarına da söylediğini aktaran Şimşek, Türkiyeden Almanyaya giden ilk göçmenlerin genellikle kırsal kesimden giden köylü ve çiftçi denilebilecek daha az eğitimli insanlar olduğunu anımsattı.

Şimşek, bu kişilerin Almanyaya gittiklerinde daha farklı bir kültür gördüğünü ve gettolar oluşturduğunu, bu sebeple ilk nesli anlayabildiğini söyledi.

Ama ikinci nesil için Almanyanın daha iyi entegrasyon politikasına odaklanması gerektiğini vurgulayan Şimşek, Almanyadaki hemşehrileriyle karşılaştığında ülkenin dilini bilmeden ve ülkenin kurallarına riayet etmeden bu ülkeye katkıda bulunamayacaklarını söylediğini aktararak, bunun kültürlerini, dinlerini ve dillerini inkar etmek anlamına gelmediğini ilettiğini dile getirdi.

Şimşek, bu konuda Almanyanın çaba sarf etmesi gerektiğinin altını çizdi.

"(Dağlık Karabağ) Eğer bu işgal sona ererse, kapıları açma konusunda şüphe duymayacağız"

Şimşek, bir katılımcının Türkiye eğer demokrasi için çalışıyorsa 1992de Ermenistan ile olan sınır kapısını neden kapattığının sorulması üzerine, bütün komşularla iyi ilişkiler kurmaya çalıştıklarını söyledi.

Ermenistan ve Azerbaycan arasında bir çatışmanın söz konusu olduğunu anımsatan Şimşek, Türkiyenin Azerbaycan ile arasında özel ilişkiler olduğunu ve Dağlık Karabağın işgalinin sona ermesi gerektiğini kaydetti.

Şimşek, eğer bu işgal sona ererse, Ermenistana yardımcı olmak ve o kapıları mutlak olarak açma konusunda bir şüphe duymayacaklarını dile getirdi.

Cinsel istismar suçlarına ilişkin önerge ile ilgili görüşlerinin sorulması üzerine Şimşek, geçen 15 yıl içerisinde Türkiyenin sadece kız çocuklarının eğitime erişimi anlamında bir çok konuda çalışmalar gerçekleştirdiğini ifade etti.

Şimşek, kadınların iş gücüne katılımının yüzde 23ten yüzde 32ye çıktığını ama hala katedilmesi gereken bir mesafe olduğunun altını çizdi.

Yaşanılan bu tartışmanın bağlamından çıkartıldığını vurgulayan Şimşek, sözlerine şöyle devam etti:

"İlk olarak bu küçük yaştaki kızları istismar eden tecavüzcüleri aklamak değildir. Türkiyede kültürel bir gerçeklik söz konusu. Kırsal kesimlerde, çok kısıtlı bir ölçekte, kamu yetkililerinin bilgisi olmadan imam nikahları yapılıyor ve bu küçük kızlar evleniyorlar. Çocuk sahibi oldukları zaman, genelde hastanede doğum yapıyorlar. Biz bir yasa çıkardık ve doktorlar artık bu küçük kızların evliliklerini ve çocuk sahibi olduklarını rapor etmek durumundalar. 15 yaşında çocuk doğuran birini doktorlar savcılığa bildiriyor ve koca hapse atılıyor. Bunlar gerçeklikler, böyle bir kültürel boyut var. Dünkü yaşanan tartışma, sadece bu konuyla ilgili. Bu arada bu yasa hala onaylanmadı, Mecliste bekliyor. Bunun sebebi de bu kültürel sorunu ele almak. Çünkü bu sorun sebebiyle kocalar eşlerinden ayrılıyorlar, çocukları var ve koca hapse giriyor. Bu konuda yüzlerce vaka var. Dünkü oylama bu sorunu ele almak amacını taşıyordu. Bahsettiğinizin tam tersine çocuk istismarcısına karşı çok ağır cezalar uyguluyoruz. Bu konu tartışmaya bile açık değildir.

Biz küçük yaşta evliliği yasaklamış durumdayız. Sorun şu; eğer bu kanun dışı bir şekilde gerçekleşiyorsa ve birkaç sene sonra hastaneye gelip çocuk sahibi oluyorlarsa biz bu durumda, yaşı evliliğe yetmeyen ve çocuk sahibi olan çiftleri nasıl koruyacağız, sadece bunu düşünüyorduk. Bu yalnızca geçici bir hükümdür. Bu sadece şu ana kadar küçük yaşta evlenip, çocuk sahibi olup, hapse girenler içindir. Yani kalıcı bir hüküm değildir."

"Suriyedeki istikrarsızlıktan en çok biz etkileniyoruz"

Şimşek, Türkiye-Rusya ve Ukrayna ilişkileri ve bölgesel güvenlik ile ilgili bir soru üzerine, Ukrayna ile olan dostluklarına büyük değer verdiklerini söyledi.

"Suriyedeki istikrarsızlıktan en çok biz etkileniyoruz." diyen Şimşek, PKKnın Suriyedeki uzantılarının Türkiyeye saldırdığını ve Türkiyenin geçen yıl büyük bir travma yaşadığını dile getirdi.

Şimşek, PKKnın sınır kasabalarından çıkarak neredeyse şehirleri işgal ettiğine işaret ederek, "Maalesef kritik müttefiklerimizden bazılarına bu durumu açıklamakta zorluk çektik." dedi.

DEAŞın Türkiye için bir numaralı düşman olduğunu vurgulayan Şimşek, DEAŞin bölgeden kökünün kazınması gerektiğini ve bu konuda hiç bir sorunun olamayacağını ama bunun yerine ikame olarak PKKyı kullanma konusunda akıllarında soru işaretleri olduğunu ifade etti.

Altyapı yatırımlarına ilişkin soru üzerine Şimşek, Türkiyedeki kamu özel ortaklığıyla yapılan yatırımlar hakkında bilgi vererek, Türkiyenin bu konuda iyi bir durumda olduğunu söyledi.

Entegrasyona ilişkin soru üzerine Şimşek, Alman yetkililerle çalışmaktan memnuniyet duyduklarını belirterek, şunları kaydetti:

"Almanyadaki Türkleri laik bir şekilde eğitilmesine destek olmak istiyoruz. Türkiyedeki nüfus muhtemelen Batı Avrupada yaşayan nüfusa göre daha laik. O yüzden ben ilk giden göçmenleri anlıyorum. Benim anne ve babam okuryazar değillerdi. Çünkü köyde yaşıyorlardı. Ben o kadar çocuk içerisinden üniversiteye gidebilen tek çocuğum. Yani demek istediğim şu, 1960-1970 yıllarında bu ülkedeki eğitim düzeyi son derece düşüktü ve insanlar köylerinden çıkıp birden bire büyük şehirlere gittiler. Tamamen farklı kültürlerle karşılaştılar ve bu nedenle içlerine kapandılar. Biz yardım etmek istiyoruz. Diyanet İşleri Başkanlığımız var. Diyanet İşleri Başkanlığı İslamın daha doğru bir versiyonunu anlatıyor. Çünkü maalesef DEAŞın ve diğer örgütlerin yaptığı İslamı istismar etmek, kötüye kullanmak. Bence hepimizin ahlak ve kapsamlı bir şekilde çerçeve içerisinden bakmamız gerekiyor."

Şimşek, İslamofobi ile yüzleşilmesi gerektiğini vurgulayarak, "Almanyaya gittiğimizde şunu tavsiye ediyorum, nerede yaşarsak yaşayalım onların dilini öğreniniz, entegre olunuz. Asimilasyon burada doğru bir kelime değil. Entegrasyon doğru bir kelime. Biz eğitim ile ilgili yardım sağlamak isteriz. Türkiye laik bir cumhuriyet tecrübesi yaşıyor. Türkiyenin başarısı, insanlık, medeniyetler arası ve Batı ile diyalog açısından Türk sınırlarının ötesinde de çok önemli. Türkiye, Müslüman ama aynı zamanda laik, petrolümüz yok ama refah sağlayabiliyoruz. Bu modeli desteklemek, başarılı olmasını sağlamak 1,7 milyar Müslümana ileteceğiniz en iyi mesaj olur." şeklinde konuştu.

Başbakan Yardımcısı Şimşek, Avrupa Birliğinin (AB) Türkiyeyi uzaklaştırma yaklaşımının verimli ve yardımcı olamayacağını anlattı.

Diyaloğun tesis edilmesi için konulara değer verdiğini ifade eden Şimşek, Almanyanın Türk diasporasının entegrasyonu ile ilgili sıkıntıları varsa ve yardıma ihtiyaçları varsa bunu yapabileceklerini, ancak bunun asimilasyon ile değil, entegrasyonla ilgili olması gerektiğini söyledi.

Şimşek, Almanyanın çifte vatandaşlığa izin vermeyerek, asimilasyondan bahsederek, farklı bir yol seçtiğini belirterek, "Tabii ki Türk kökenli vatandaşların iyi vatandaşlar olmasını ve topluma katkıda bulunmasını istiyoruz ama kendi kimliklerini de koruyabilmeliler. Cumhurbaşkanımızın Türkçe öğrenme çağrısı Türkiye ile bağların koparılmamasına yönelik. Bu kötü bir şey değil. Entegrasyon ile asimilasyon arasındaki ince çizgiyi anlamak lazım." diye konuştu.

Şimşek, "Keşke ben de size bir soru sorabilseydim, Almanya gibi bir demokrasi nasıl oluyor da Sayın Cumhurbaşkanı Erdoğanın video konferansla Almanyada bir şehirde insanlara hitap etmesini engelliyor? Demokrasiniz buna nasıl izin vermiyor diye bilseydim. Sadece basit bir soru soruyorum düşünmeniz için…" dedi.

AA

Yukarı