TVRadyo
Son dakika gelişmelerinden haberdar olmak ister misiniz?
EVET HAYIR

"Ben çocuğum, ben güvendeyim"

Bugün Çocuk Hakları ve Evrensel Çocuk Günü. Suriye’deki savaşın en büyük mağdurları çocuklar için oluşturulan #iamchild projesinin sahibi gazeteci Bardavid proje ve çocuklarla ilgili gözlemlerini anlattı

20 Kasım 2016 Pazar, 13:13 Güncelleme: 20 Kasım 2016 Pazar, 13:14

Suriye’deki savaşın gerçek mağduru olan çocuklar için başlatılan ‘#iamchild’ (Ben çocuğum) sosyal sorumluluk projesi 20 Kasım Evrensel Çocuk Günü’nde başlıyor. Savaşın milyonlarca çocuk mağduruna destek için başlayan ‘Ben çocuğum’ hareketi, dünyanın dört bir köşesindeki çocuk ve yetişkinleri, mülteci çocuklar için dayanışmaya çağırıyor. #iamchild projesinin yaratıcısı olan Michal Bardavid bu projeyi hem anlattı hem de herkesi mülteci çocuklar için desteğe davet etti.

Çin’in uluslararası haber kanalı olan CCTV’de muhabirliğinin yanında psikolojik danışmanlık da yapan Michal Bardavid haber için Suriye sınırına gittiği her seferde ister istemez psikolog tarafının harekete geçtiğini belirtirken ‘Sınırda ve kamplarda yaşayan çocuklarla karşılaştığım zaman onların çektiği eziyeti görmemem mümkün değil. Çok ağır psikolojik travmalar yaşıyorlar. En sonunda çocuklarla bir şekilde hem bir etkileşimim olsun, hem de benim kendi gücümle gerçekleşen bir projede yer almak istedim. O yüzden dans terapisi felsefesini kullanarak bazı hareketler ortaya çıkarttım’ şeklinde konuştu. Michal Bardavid projenin ortaya çıkış nedenini ve günümüzde insanların mültecilere bakış açılarını ise kendi ağzından aktardı.

NEDİR BU “#iamchild” HAREKETİ?
Mülteci kamplarında yaşayan çocuklar etkileşim içinde olmak istiyorlar. Konuşmak istiyorlar, paylaşmak istiyorlar, oyun oynamak istiyorlar, kameraya gelip el sallıyorlar, ilgi çekmek istiyorlar. Oradaki çocuklar kısaca pozitif bir olay yaşamaya açlar. O yüzden onlara yaptırabileceğim küçük bir egzersiz uydurdum. Bu egzersiz 5 pozitif cümleden oluşuyor. ‘Ben güvendeyim, ben çocuğum, ben güzelim, ben seviliyorum ve ben bütünüm’. Bu cümlelerin Arapçalarını öğrendim ve beş tane hareketle de bu cümleleri destekledim. Aynı zamanda bu hareketleri grup olarak yaptığımız zaman çok büyük bir enerji, dinamik oluşuyor. Amacım Suriye’li çocuklara destek olmak, farkındalık yaratmak.

SAVAŞIN GÜNAHSIZ MAĞDURLARI ‘ÇOCUKLAR’
Son dönemlerde özellikle dünyada son derece negatif bir kamuoyu oluştu. Sınırlar kapatıldı, sınır dışı edildiler, kamplar dağıtıldı, çok büyük protestolar edildi ama bu mültecilerin arasında çok saf, hiçbirşeyden haberleri olmayan, suçsuz, günahsız çocuklar bulunmakta. Ben de bu hareketlerle insanlar arasında bir empati oluşturabilirim diye düşündüm. Bu hareketleri Türk çocuklarla yaparken Suriye’li çocuklara pozitif bir mesaj gönderme algısındayız.

Türkiye’de özellikle İstanbul’da çalışmak zorunda kalan Suriye’li çocuklar bambaşka bir hayat yaşıyor. Savaşın ardından yaşadıkları travma şiddetli bir şekilde devam ediyor. Çocukluklarını yaşayamamakla birlikte bir de üstlerine sorumluluk alıp yetişkin gibi çalıştırılmak zorunda kalan çocuklara şahit oluyoruz. Kamptaki çocuklar ise iyileşme sürecinin başlangıcını yaşıyorlar çünkü kamplardaki okullarda çocuklar ailelerinden ve arkadaşlarından pozitif destek görüyorlar.

 

Suriyeli çocuklar kendi ülkelerinde bomba sesleri, patlamalar, ailelerinin, arkadaşlarının ölümlerini görmek gibi bir çok travma yaşamış durumlar. Bunun ardından Türkiye’ye gelerek yeni bir başlangıca merhaba dediler fakat alıştıkları bir ülkenin, kültürün dışına çıkmanın da ayrı bir travmasını yaşıyorlar. Evet belki burada daha güvendeler ama yeni bir hayata atılmak ufacık bir çocuk için hiç kolay değil.

 AVRUPA’YI GÖRDÜKTEN SONRA TÜRK İNSANLARINA SAYGIM BİR KAT DAHA ARTTI
Türkiye’deki mültecilerin büyük bir şansı olduğunu düşünüyorum. Türkiye hem devlet olarak hem de halk olarak mültecilere çok büyük destekte bulunuyor. Her ne kadar Avrupa ile finansal bir anlaşma yapılsa da Türkiye çok büyük bir finansal yükün altına girmiş durumda. Buna rağmen bir sürü yerde mültecilere çok güzel olanaklar sağlanmış. Tabi zaman zaman bu destek yeterli kalmıyor çünkü Türkiye’de çok ciddi sayıda mülteci bulunuyor. Genel olarak kamplarda gerek eğitim gerek yemek ihtiyaçları olsun çok düzgün koşullarda sağlanıyor. Şehirlerde de küçük anlaşmazlıklar dışında Türk halkı mültecilere çok sıcak davrandı, kapılarını onlara açtı. Özellikle Avrupa’daki protestoları gördükten sonra Türk milletine olan sevgim ve saygım çok ama çok daha fazla arttı.

Projemin bu kadar büyümesinde özellikle Kilis Vali Yardımcısı Vedat Yılmaz ve projenin pilot okulu olan Yarının Meşaleleri Okulu Müdürü Ahmet Zorlu’ya çok teşekkür ettiğini belirten Michal Bardavid ‘Sonuç olarak ben bir kurum olarak değil de birey olarak kamplara gittim. Bana yardımcı olan ve bu projenin büyümesinde emeği geçen herkese teşekkür ederim’ diye konuştu.

 

"AVRUPA KAMPLARI ÇOCUKLAR İÇİN ADETA CEHENNEM"

Hem Türk basını hem de Avrupa basını Türkiye ile Avrupa'da bulunan mülteci kampları arasındaki kalite farkını gözardı etmezken, Yunanistan-Makedonya sınırında bulunan ve geçtiğimiz aylarda boşaltılan İdomeni Kampı'nı fotoğraflayan foto muhabiri Halit Onur Sandal ise Avrupa kamplarında yaşam mücadelesi veren çocukların durumunu şu şekilde özetliyor;

"Aylardan Nisan. İdomeni boşaltılmadan tam 1 ay önce kamptaydım. Türkiye’ de uzun süre mültecilerle çalıştıktan sonra orada olmak çok başkaydı. Kamp son derece pis ve hastalığa kucak açacak derecede tehlikeliydi. İnsanların tren raylarının üzerine kurdukları derme çatma çadırları yağmur yağdığında adeta suyun üstünde yüzüyordu. Yemek konusunda da bir takım sıkıntılar vardı çünkü yemekleri sadece Avrupa'dan gelen gönüllü insanların imkanları ve kaynakları doğrultusunda dağıtabiliyorlardı. Herşeyden önce burada Assos’ dan, Dikili’den bot yolculuğundan önce fotoğraflarını çektiğim insanları gördüm. Bir kısmı hala arkadaşım. Kampın en kötü kısmı çoçukların okula devam edememesi. Burada gönüllüler bir takım okul tarzı ihtiyaçları büyük çadırlarda karsılamaya calısıyor fakat yine de yetersiz kalıyordu.

 

Bu çadırlar tuvaletlerin yanına kurulmuş ve çocuklarda buralarda oyun oynayarak çok ciddi hastalıklara davetiye çıkartıyorlardı. Giyim konusunda herhangi bir sıkıntı yoktu. Gönüllüler tarafından yeterince kıyafet gönderildiğini söyleyebilirim fakat belirttiğim gibi hijyen problemi cok baş ağrıtıyordu ki kampın havalar ısınmadan boşaltılmış olması olası bir salgının önüne gecmiş olabilir. Genel itibari ile İdomeni yasal bir kamp olmadıgı için derme çatma ve son derece antihijyenikti. Kampta 10 bin kişinin üzerinde insan bulunuyordu ve tabiki insanların ihtiyaçlarını karşılamak da resmi olmayan bir kampta yeterince zordu. Çocuklar açısından ise dediğim gibi tam bir "FELAKET, CEHENNEM!".

 
Serhan Sevim - Habertürk
Yukarı