TVRadyo
Abdurrahman Yıldırım
Abdurrahman Yıldırım

AB'DE YENİ HÜKÜMET YENİ DÖNEM Mİ?

Aşırı borçlanmış Avrupa, son küresel krizin ardından kıvranıyor. Mevcut siyasi ve ekonomik yapı içinde borç sorununa çözüm bulamadı. Geçen hafta nihayet AB'nin en borçlu ülkeleri olarak Yunanistan ve İtalya'da seçimle işbaşına gelen hükümetler istifa ettiler. Yerlerine teknokrat hükümetler kuruluyor. Yunanistan'da muhtemelen şubat ayına kadar işbaşında kalacak teknokrat hükümetin radikal ekonomik kararların altına imza atması bekleniyor. Halkın tepkisini çekecek ne kadar karar varsa bu hükümete aldırmaya çalışacaklar. Siyasi hesaplar geri plana itilecek. İtalya'da benzeri bir durum var. Sadece seçimin ne zaman yapılacağı net değil. Yunanistan'daki kadar kısa sürede olmayabilir.

TÜRKİYE ÖRNEĞİ: Teknokrat hükümetler ekonominin gerekli olan reformlarını yapmak için en ideal hükümetler. Geçmişte Türkiye'de de benzerleri yaşandı. 1980'de ekonomik reformları teknokratlara aldırdılar. Askeri idare gelince bu kadro devam etti. Başarılı olunca da, teknokrat kadronun başındaki isim Turgut Özal parti kurdu ve seçimi kazandı. Bir dönüşüm 1980'li yıllarda gerçekleşti. 2001 krizinde gerekli kararları dışarıdan getirilen Kemal Derviş aldı. Buradan da başarı çıktı. Ancak Kemal Derviş bunu siyasete tahvil edemedi. Kararları alan koalisyon hükümeti de seçimlerde tarihe karıştı.

TEKNOKRATLAR NE YAPAR: Şimdi Avrupa'da seçimle işbaşına gelmiş hükümetlerin bir türlü alamadığı halkı fedakârlığa zorlayacak kararları teknokrat hükümetlere aldırma yolu açıldı. En borçlu iki ülkedeki uygulama başarılı olursa Avrupa borç krizini aşmada en önemli kavşak noktası geçilebilir.
Ardından aynı sorunu yaşayabilecek diğer ülkelerde de aynı yöntem kullanılabilir. Örneğin İspanya, Portekiz, belki Belçika.
Peki uzun vadeli olarak işbaşına gelmeyen belki bir yıl ve altında bir zamanda iktidarda kalacak bu hükümetler ne yapacak da, Avrupa borç krizinde bir dönüşüm sağlayacaklar?

BORCU ÇEVİRME ÖNEMLİ: Diğer hükümetlerin alamadığı tasarruf önlemlerini alacaklar. Reformları yapacaklar. Kamu mallarını satacaklar. Gelir yaratacaklar. Bütün bu icraatları belli bir paket dahilinde uygulamaya koyacaklar. Sonra iktidarı devrettiklerinde de, seçimlerle işbaşına gelmiş hükümetler uygulamalara devam etmek durumunda kalacaklar. Tıpkı Türkiye'de olduğu gibi. Elbette bu uygulamalarla kısa vadede borçları hemen azaltamayacaklar ama borçların çevrilmesini olanaklı hale getirecekler. Bu konuda piyasaların güvenini kazanabilecekler. Piyasalar bu ülkelerin radikal uygulamalar sayesinde borçlarını döndürebileceklerine inandıklarında iş kolaylaşacak ve ortada borç sorunu olmayacak.

YENİ DÖNEME ADIM: Borç sorunu çözüldüğünde veya çevrilebilirliği sağlandığında ekonomi de yeniden büyümeye başlayabilir. Bu da borcun milli gelire oranını aşağıya çeker. Bütçe açıklarını iyileştirir. Ekonomideki negatif döngü biter pozitif döngü başlar.
Bu nedenle teknokrat hükümetlerin işbaşına gelmesi piyasalar tarafından olumlu karşılandı. Borçların döndürülemeyeceği kaygısı azaldı. Her türlü sert önlemi alacağı beklenen bu hükümetler eğer umutları kısmen karşılarsa Avrupa'da yeni bir dönemi açacaklar. Bu hükümetler içinden belki ilerideki Avrupalı liderlerde çıkacak. Buradaki bir şanssızlık en azından Yunanistan için geçerli, seçim tarihinin çok yanık olması. Yani teknokrat hükümete gerekli icraat zamanının pek tanınmamış olması.

 

 

Yeni para politikasının bir yıllık bilançosu karışık

✓ Döviz kurunu yüzde 25 artırdı, TL değer kaybetti.
✓ Politika faizi dışındaki bütün faizler yükseldi.
✓ Enflasyon yükselişe geçti, çift haneyi görme riski var.
✓ Borsa, bankalarla düştü ve Türkiye negatif ayrıştı.
✓ Para politikası günlük belirlenmeye başlandı.

Merkez Bankası'nın yeni politika setini ortaya koymasının ardından bir yıl geçti. O zaman Başkan Yardımcısı olan bugünkü Başkan Erdem Başçının öncülük ettiği ve sonra da uyguladığı politika acaba birinci yılında ne sonuç üretti? İstenileni verdi mi?
■ Bunun bir bilançosunu yukarıda yer alan tabloda bazı verilerle ortaya koyduk. En önemli sonucu TL'nin aşırı değerliliğini yok etmesinde verdi. Üstelik seçim öncesinde ve küresel piyasalar tam da kötüleşmeden. Bu, Türkiye'yi hem küresel etkilerden daha korunaklı yaptı, hem de seçim öncesinde ciddi bir sermaye çıkışını önledi. Cari açığın daha da azmasını ve ekonomide kırılganlık yaşanmasını önledi.
■ Faiz artışına yol açtı. Merkez Bankası'nın bankaları fonlamasından kredi, mevduat ve Hazine faizine kadar bütün faizler arttı. Tek düşen faiz ise Merkez Bankası'nın politika faizi. Ancak bunun da bankalar dışında ilgilendirdiği başka bir kesim yok. Faiz artışı, hızla büyüyen ekonomiyi soğutacak ve cari açığı dizginleyecek politikalara destek verdi.
■ Enflasyonda artışa yol açtı. Bu da yeni politika setinin olumsuz yönünü oluşturdu. Çünkü, Merkez Bankası fiyat istikrarı yanında finansal istikrarı da hedeflemeye ve koltuğunun altına iki karpuz taşımaya başladı. Şimdi enflasyonda çift haneli rakamları görme riski var.
■ Yeni politika setinin asıl yükü bankaların sırtına bindirildi. Bu durum da, yaklaşık yarısı bankalardan oluşan Borsa Endeksi'nde kendini ortaya koydu ve Türkiye'yi negatif ayrıştırdı. Banka endeksi son bir yılda yüzde 34 değer kaybederken sanayi hisselerinin kaybı yüzde 1 'de kaldı. Borsa yüzde 21 kayba uğradı. Bu da, gelişmekte olan piyasaların yüzde 15 kaybından fazla. MSCI Dünya Endeksi ise son bir yılda yüzde 8 değer yitirdi. Krizdeki Avrupa hisse senetlerinin ortalama kaybı yüzde14. Yani borsalar arasında negatif ayrışmış durumdayız. Üstelik dünyanın ikinci yüksek büyümesini sağladığımız bir dönemde.
■ Sonuçta para politikası günlük uygulanır hale geldi. Yarın ne olacağını kimse kestiremiyor ve bilmiyor. Belirsizlik ve oynaklık arttı.
Kısa vadede yaratılan bu durum TL'nin değer kaybında ve sıcak paranın çok kısa vadelisinin Türkiye'den uzak durmasında işe yaradı da. Şimdi de yarıyor, Türkiye'yi dış rüzgârlardan, günlük politikalar veya kararlarla koruyor. Kriz sürdüğü veya derinleştiği sürece de, işe yarayacak gibi görünüyor.
Ama bu durum madalyonun diğer yüzünde bu politikanın piyasalardaki belli başlı bir güvensizlik kaynağı haline geldiği gerçeğini yok etmiyor. Bu nedenle küresel rüzgârlar durulduğunda Türkiye'nin normal para politikalara dönüşü ve Merkez Bankası'nın yeniden güven kazanması kolay olmayacak ve zaman alabilecek.

SONUÇ: "Bir kâğıt yaprağının bile iki yüzü vardır."Japon atasözü

Yukarı