TVRadyo
Abdurrahman Yıldırım
Abdurrahman Yıldırım

Türkiye’nin pozitif ayrışması neyin nesi?

Türkiye piyasaları yeni yıla kadar hatta 2012’nin ilk haftasında bile, küresel piyasalarda genelde negatif bir ayrışma içindeydi. TL değer kaybederken, faizler yükseliyor, borsa ise diğer gelişen piyasalardan daha fazla düşüyordu.
Ancak bu haftadan itibaren tablo tersine döndü. Yerli ve yabancıların alımları ile borsada, dövizde ve nihayet dün Hazine faizlerinde negatif ayrışma son bulduğu gibi, pozitif performans gündeme geldi. Bu nedenle de döviz kuru son bir ayın en düşük düzeyini gördü. Neden acaba?
Türkiye’de yeni olan şey ise Merkez Bankası’nın geçen yılın son gününde tarihinde “en sert doğrudan günlük satış müdahalesini” yapması ve bunu yılın ilk günlerinde de tekrarlamasıydı. Ardından ise geçen cuma günü Merkez Bankası Başkanı Erdem Başçı‘nın Bursa’da yaptığı konuşma ile yine dövize bugüne kadarki “en sert sözlü müdahale” geldi. Başçı kendi kariyerini ortaya koyarcasına “TL’ye yatırım yapanlar bu yıl hep kazanacak. Kim yaparsa, ister yerliler isterse de yabancılar yapsın” dedi. Bu aynı zamanda bir çağrıydı ve de güvenceydi. Yerlileri de, yabancıları da harekete geçirdi. Dışarıdan para girişi oldukça da kurun gerilemesi kolaylaştı. Böylesine bir garantiye piyasadakiler belli bir prim elbette verir. Sonuçta para kazanacaklar. Merkez Bankası’nın böyle çifte müdahalesi şimdilik Türkiye piyasalarını döndürmüş görünüyor.

VATANDAŞ PARASINI YİYOR
Başbakan’ın katılımıyla son günlerde faiz ve faiz lobisi tartışmaları tırmandı. Hatta uluslararası boyutta bile yankı buldu. Türkiye’de faiz ne kadar, enflasyon ne kadar, ne kadar reel faiz var ve bu durum karşısında vatandaş ne yapıyor? Yıl yeni bitti ve bazı rakamları dün Merkez Bankası yeni açıkladı. Dört tane rakam vereceğim.
-Biri, faizin ne kadarının gerçek bir faiz olduğunu ölçen enflasyon yıl sonu itibarıyla yüzde 10.45’e yükseldi.
-Diğeri, bankaların üç aylık mevduata verdiği faizin ortalaması. Bu rakam stopajdan arındırılmış hali ile 2011’de yüzde 7.0 düzeyinde. Enflasyondan arındırıldığında geriye kalan net getirisi ise negatif yüzde 3.2 düzeyinde. 2001 krizi sonrası ilk kez mevduat faizleri yatırımcısına kaybettirmiş.
-Reel yüzde 3.2 kaybettiren mevduatın artış hızı da 2011’de kesildi. Yerleşiklerin bankalardaki TL mevduatı 2010 sonunda 414.4 milyar iken 2011 sonunda 417.3 milyar liraya yükseldi. Artış sadece yüzde 1.43. Enflasyondan arındırıldığında yüzde 8.17 küçülmüş. Ekonominin yüzde 8 büyüdüğü bir yılda TL tasarruflar büyümemiş, reel anlamda yüzde 8 küçülmüş.
-Bu tasarruf dövize mi gitmiş? Döviz hesapları 2010 sonunda 100.2 milyar dolarken 2011 sonunda 100.6 milyar dolara yükselmiş. Artış oranı yüzde 0.38 düzeyinde. Yani döviz tevdiat hesaplarına ödenen faiz kadar dahi artmamış. Enflasyondan arındırıldığında ise yüzde 9.12’lik bir azalmaya denk geliyor. Yani hem TL mevduatı hem döviz mevduatı reel anlamda küçülmüş. Ekonominin büyüdüğü bir yılda küçülmüş.
Paranın öyle bonoya, borsaya veya yatırım fonlarına gittiği de yok. Reel faizin yokluğu tasarruf artışını sınırlamış. Vatandaş parasını harcamış veya tüketime, gayrimenkule, reel yatırımlara yönlendirmiş. “Ne kadar ekmek o kadar köfte” oranını galiba en iyi vatandaş biliyor.

SONUÇ: “Her koyun rüzgârı farklıdır.” Fuji atasözü

Yukarı