TVRadyo
Abdurrahman Yıldırım
Abdurrahman Yıldırım

Düşük faizin yolu nereden geçer?

Başbakan Recep Tayyip Erdoğan dünkü konuşmasında "Faiz yüzde 10'a kadar düştü ki, bunu kabullenmiyoruz, bu daha da düşecek. Bunun da mücadelesini ayrıca vereceğiz" dedi. Faiz, ekonomi içinde ağırlığı en yüksek gösterge. Başbakan da ekonomiyi yönlendiren en yetkili kişi. Bu bakımdan sözleri faiz ve ekonomi için olduğu kadar döviz, borsa ve diğer yatırım araçları için de önemli.
Faiz oranları hükümetin talimatıyla belirlenmediği ve serbest piyasada oluştuğu için, Başbakan'ın sözlerini "faizleri düşürecek ortamı veya şartları yaratmak" olarak alabiliriz.
Nedir faizleri daha da düşürebilecek şartlar?
Bunun için aşağıda yer alan yıllar itibarıyla Hazine faizi ve tüketici enflasyonunun seyri bize madalyonun bir yüzünü gösteriyor. Bu tablo "Ne kadar düşük enflasyon o kadar düşük faiz" diyor. Enflasyon ilk kez 2004 yılında tek haneli rakamlara inmiş. Hazine ihalelerinde oluşan ağırlıklı ortalama faizin tek haneye düşüşü ise 2010'da olmuş. Beş yıllık bir gecikme söz konusu. 35 yıllık yüksek enflasyon ve 25 yıllık yüksek faiz döneminden sonra faizin enflasyona uyumu böyle bir zaman almış. Hafızalar öyle kolay kolay temizlenememiş demek.

RİSK PRİMİ: Enflasyon bu işin tabanı ise üzerindeki tuğlası da risk primi oluyor. Kamu borcunun büyüklüğü, bütçe açıkları ve kamunun borçlanma ihtiyacı, ülke kredi notu, makro ekonomik göstergeleri, finansal kesimin sağlamlığı da risk primini oluşturuyor. 2004 yılı henüz bütçenin toparlanabildiği ve kamu borcunun düşürülebildiği bir yıl değil. Dolayısıyla faizin gecikmeli bir şekilde enflasyonu izlemesinin önemli bir nedeni bu.
Faizde istenen ideal orana ulaşma açısından 2010 yılı örnek verilebilir. Yüzde 6.40'lık tüketici enflasyonuna karşılık yüzde 8.1 'lik hazine faizi gerçekleşmiş. Bunun reel kazancı yüzde 1.6 gibi çok makul bir düzeyde. Kaldı ki, bu faiz içinde bankaların satış komisyonları ve faizden kesilen yüzde 10 stopaj yok. Bu kesintilerden sonra ortada doğru dürüst bir reel kazanç da kalmaz. Başabaş bir durum çıkar ortaya. 2011 yılı Hazine faizleri ise net bir şekilde zarar ettirmiş.

ORTAM NASIL: Faizleri bu düzeye indiren koşullar aşağı yukarı önümüzdeki dönemde de mevcut. Dünyada para bol ve ucuz. Türkiye'nin risk primi de düşmüş. Bütçe açığı yüzde 1'e gerilemiş, kamu borcu küçülmüş, kamunun borçlanma ihtiyacı düşmüş. Geriye ise tek dişli enflasyon canavarı kalıyor. O da halledilirse faizler düşük tek haneli rakamlara pekala inebilir ve orada istikrarlı bir şekilde kalabilir.
Bunun dışında reel faizler zaman zaman negatif de olabilir. Hatta faizler hükümet tarafından da belirlenebilir. 1988 öncesinde Türkiye'de olduğu gibi. Ama uzun yıllar negatif faiz uygulanırsa bunun olumsuzluğu başka bir yerde başgösterir.
Eğer enflasyon yıl sonunda hedeflendiği gibi yüzde 5'e inerse veya Merkez Bankası'nın tahmin ettiği yüzde 6.5 civarına gerilerse, sorun yok. Bugünkü yüzde 9'lar düzeyindeki faizler daha da düşebilir. Buradaki sorun para sahiplerini enflasyonun düşeceğine inandırmakta.

SONUÇ: "Kesin olmayan bir şeyi ararken kesin olan şeyleri kaybederiz." Latin atasözü

 

Yukarı