TVRadyo
Abdurrahman Yıldırım
Abdurrahman Yıldırım

Faiz düşecekse büyüme yükselecek demektir

Başbakan faizin daha da düşeceğini kararlı biçimde açıkladı. Mücadele sürecek. Kamu borcu düşürülmüş ve yüzde 40'ın altına inmiş. Kamu borçlanma gereği, bütçedeki sağlam gidiş sonucu giderek azalıyor. Yani Hazine'nin borçlanmaya talebi düşüyor. Bu durum faizler üzerindeki en büyük baskıyı ortadan kaldırıyor. Faizi düşük tutmak için Maliye ve Hazine tarafında yapılacaklar yapılmış.

■ Merkez Bankası da 2010 yılının kasım ayından beri yeni para politikası uyguluyor. Düşük politika faizi, yüksek zorunlu karşılık ve faiz koridoruna dayanan bu politika yürürlüğe konulduktan sonra politika faizi hep düşürüldü. Faiz koridoru içinde artırım oldu ama kalıcı bir artış değil.

■ Geçen yılın ikinci yarısında küresel sermaye hareketleri Türkiye gibi gelişmekte olan ülkelerin aleyhineydi. Bu ülkelerden genelde para çıkışı oldu, ulusal paralar dolar karşısında değer kaybetti. Önce AB'nin yeni bir parasal genişlemeye gitmesi, ardından ABD'nin bol ve ucuz likiditenin 2014 sonuna kadar korunacağını açıklaması bu tabloyu yeni yılla tersine döndürdü. Gelişmekte olan ülkelere sermaye akışı yeniden başladı.

POZİTİF DÖNGÜ: Bu durum faizlerde gevşemeyi ve para birimlerinin dolara karşı yeniden değer kazanmasını beraberinde getirdi. Hükümetin ve Merkez Bankası'nın faizi düşük tutma politikasında sonuç almayı kolaylaştırdı. TL değerli kalmaya devam edecekse bunun enflasyonu tek haneli rakamlara indirmeyi kolaylaştıracağı kesin. Enflasyonun düşüş beklentisinin kuvvetlenmesi de beraberinde faizleri sürüklüyor. Böylesi bir pozitif döngü oluşuyor. Bu döngüde küresel sermaye akımlarının önemi yadsınamaz.
Finans tarafındaki gelişmeler madalyonun bir yüzüyse bunun reel ekonomide yarattığı sonuçlar da madalyonun ikinci yüzünü oluşturuyor. Dün açıklanan aralık ayı sanayi üretimi yüzde 3.7 çıktı. Bu, önceki yıl yüzde 16.7'lik artışın üzerine gerçekleşti. Aralık 2009'da da sanayi üretimi yüzde 23.9 artmıştı. Aralıktaki bu üretim seviyesi aynı zamanda sanayinin ulaştığı en yüksek düzey. Yıllık bazda da sanayi üretimi yüzde 8.9 arttı. O da 2010 yılındaki yüzde 13.1 'lik üretimin üzerine gerçekleşti. Arka arkaya iki yıl üretim patlamasında şüphesiz ihracatın belli bir payı var ama oranı düşük. Asıl iç tüketim patlaması etkili. 2011 seçim yılıydı. Faizler tarihi en düşük düzeylerindeydi. Hanehalkının borçlanması düşüktü. Enflasyon da son 42 yılın en düşük seviyesine inmişti. İç tüketimdeki patlama üretimde de arka arkaya iki yıl aynı etkiyi yarattı.

BÜYÜME SÜRER Mİ: Üçüncü yıla da finansal piyasalar iyi girdi. Faizler yeniden düşüyor. Dış gelişmeler faizleri düşük düzeylerde tutmayı kolaylaştırıyor. Faizlerin daha da düşmesi tüketimin azalmasını önleyebilir. Çünkü bizim insanımız henüz tüketime doymamış, borçluluk oranı da düşük. Bankalar pazar paylarını genişletmek için kredi vermeye, özellikle tüketici kredisi vermeye çok hevesli. Bu durum iç talebi aynı düzeyde olmasa da canlı tutmaya yetebilir. 2011 büyümesini yakalamasak da, resmi hedef olan yüzde 4'ün üzerine çıkmak kolaylaşır. Yeter ki dışarıdaki kredi muslukları açık olsun.

SONUÇ: "Para denen şey bizim güneşimizdir; yaşatır da öldürür de..." Thornton Wilder

Yukarı