TVRadyo
Abdurrahman Yıldırım
Abdurrahman Yıldırım

Kazanç, madalyonun diğer yüzünde

Dün küresel piyasalarda yılbaşından beri en çok prim yapan 10 borsa, 10 para birimi, 10 emtia ve göstergelerin tablosunu yayımlamıştık. Risk alma iştahının artmasıyla yeni yılda iyi getiriler oluşmuş.
Bunu neden belirtiyoruz?
Çünkü, Euro-dolar paritesinin hangi yöne doğru gideceğini, dövize veya dolara yatırımı soranlar var. Türkiye'de dövize yatırım yapanların devalüasyon dönemleri hariç kazançları pek yok. Ancak dövize yatırımın önemli nedenin de riskten kaçınmak veya korunma amaçlı olduğunu belirtelim. Euro-dolar paritesi ise belki finansal piyasalar içinde en zor tahmin edilenlerden biri. Son dönemdeki ekonomik gelişmelere göre doların güçlenmesi ve Euro nun zayıflaması beklenebilirdi.
Çünkü ABD ekonomisi toparlanırken Avrupa borç sorunu ile uğraşıyor ve ekonomisi resesyona girmiş. Ama paritenin gerilediği yok. Geçmiş dönemlerde de paritenin sık sık tahminlerin tersi yönüne gittiğini görüyoruz. Euro nun dolara karşı değerini tahmin etmek bu kadar güç olmakla birlikte eğer söz konusu olan pariteden kazanç elde etmek ise bunun daha kolay yolu var. Yani madalyonun öteki yüzünden bakarsak resmi daha iyi görebiliriz.
Soruya, Euro-dolar arasındaki parite değil de, Euro'nun veya doların yükselen ülke paralarına karşı değeri açısından bakarsak tahmin yapmak daha kolaylaşıyor. Önümüzdeki dönemde dolar mı değerlenecek, yoksa gelişen ülkelerin para birimleri mi? Euro mu değerlenecek yoksa gelişen ülkelerin para birimleri mi? Ben şahsen gelişen ülke para birimlerinin hem dolara karşı hem Euro'ya karşı değerlenmesini sürdürebileceğini tahmin ediyorum.

RİSK İŞTAHININ ETKİSİ:
Çünkü gelişmiş ülkelerden ve özellikle ABD ile Avrupa'dan gelişmekte olan ülkelere sermaye akışı sürebilir.
Küresel piyasalarda risk iştahı açılmakta. Bunun da iki nedeni var.
■ Geçen yılın mayıs-aralık döneminde dünyada nakde geçen önemli bir sermayenin varlığı risk iştahının yükselmesinin en önemli nedeni. Bu kadar uzun süreyle piyasalardan veya risk almaktan ayrı düşemiyorlar. Kazanmak, kazanmak için de risk almak durumundalar.
■ İkinci neden, hem ABD'de hem de Avrupa'da likiditenin bizzat merkez bankaları tarafından artırılması. ABD'de bol likidite ve düşük faiz oranlarının 2014 sonuna kadar uzatılması benimsendi. Avrupa ise kısmen katı tutumunu bir kenara bırakarak parasal genişlemeye gitti ve faiz oranlarını düşürdü. Bu iki gelişme de risk alma iştahını artırdı.

 

Türkiye'den yüksek kazanç

Sonuçta ise gelişmekte olan ülkelere sermaye girişi hızlandı. Başta hisse senedi piyasaları olmak üzere tahvillere ve emtialara kayda değer sermaye girişleri oldu.
■ Piyasaların dip yaptığı tarih olan 9 Ocak'tan bu yana gelişmiş borsaların ortalama performansı yılbaşına göre yüzde 9.5'i, gelişmekte olan borsaların primi yüzde 15.6'yı buldu. İMKB'nin dolar bazındaki artışı ise yüzde 36.3 düzeyine vardı. Geçen yıl düşüşte öncü olan İstanbul Borsası nın yükselişte de en önlerde yer aldığı dikkati çekiyor.
■ TL karşısında aynı dönemde dolar yüzde 8.1, Euro 7.7 değer kaybetti. Hemen hemen bütün gelişen ülke paralarına karşı kayıplar az veya çok yaşandı. Zaten sermaye bu ülkelere gelince olan da budur.
■ Yine bu ülkelere yönelen sermaye, hisse senetleri yanında kamu borçlanma senetlerine de yatırım yapıyor. Gelişmekte olan ülkelerin tahvil endeksi yüzde 6.58'den 6.19'a geriledi. Türkiye'de de gösterge tahvil faizi 11.42'den yüzde 9.21'e indi. İki puanlık sermaye kazancının üzerine 7-8 civarındaki kurdan gelen kazanç da eklendiğinde, 9 Ocak - 20 Şubat arasında Türkiye'ye yatırım yapanların faiz kazancı yüzde 10'u, hisse senetlerinde ise yüzde 36'yı buluyor. Böyle bir kazancı sadece Türkiye de sunmuyor. Türkiye'nin önünde 5-6 ülke, arkasında ise 20 dolayında ülke daha var.
Bu durumda Euro-dolar paritesine sıkışıp kalmak veya dövize yatırımın yerine, bunun tersi niye düşünülmez ki? Dünya piyasalarına yön verenler gelişmiş ülkeler yerine gelişmekte olan ülkelere yatırım yapıyor.

SONUÇ: "Bir yaprak kâğıdın bile iki yüzü vardır." Japon atasözü

Yukarı