TVRadyo
Abdurrahman Yıldırım
Abdurrahman Yıldırım

Risk iştahı bir süre daha yüksek kalabilir

Avrupa Merkez Bankası (ECB) 800 bankaya 3 yıllık yüzde 1 faizli 530 milyar Euro daha verdi. Bu, finansal operasyonların ikincisi. İlki aralıktaydı ve 523 bankaya 489 milyar Euro verilmişti. Birincisi risk alma iştahını artırarak finansal piyasalarda yılın ilk iki ayının beklenmeyen biçimde pozitif geçmesini sağladı.
İkinci operasyonda gerçekleşen rakam beklenenin üst sınırında. Bu açıdan olumlu. Ancak birincisinin etkisi görüldüğünden ve ikincisinin tarihi de çok önceden açıklandığından, dün yeni bir fiyatlamaya yol açmadı. Buna karşılık piyasaları da yolundan çevirmedi, gerçekleşmeyle birlikte ciddi satışları beraberinde getirmedi.

DÜŞÜNDÜREN GELİŞME:
Peki bu işin olumsuz tarafı ne diyor bize?
Madalyonun ikinci yüzünde ECB'den fon talep eden banka sayısının ciddi biçimde artmış olması düşündürücü. Sayı 523'ten 800'e çıkmış. Burada sayının artması, bankalar arasında yeterince güven oluşmadığından gecelik piyasada karşılıklı borçlanma kanalının hâlâ çalışmadığına işaret. Bankalar ihtiyaç
duyabilecekleri fonları merkez bankasından almayı tercih ediyor.
Yine birinci parasal genişlemede görüldüğü gibi, alınan bu fonların bir bölümü İtalya ve İspanya gibi borç sorunu kabarmış ülkelerin tahvillerine gitti. Bu istenen bir sonuçtu. Nitekim bu tahvil faizleri de geriledi. Ancak daha büyük kısmı yeniden merkez bankasına gecelik olarak park etti. Bu da işin istenmeyen bir yanıydı.

PARA NEREYE GİDER:
Şimdi ikinci operasyonla sağlanan 530 milyar Euro'nun nereye gideceği önemli hale geldi. Bu, hem risk iştahının ne ölçüde ve nereye kadar yüksek kalmaya devam edeceğini belirleyecek, hem de paranın amaçlanan şekilde kredi piyasasını iyileştirip iyileştirmeyeceğini. Eğer ikinci amaç realize olmaya başlarsa zaten risk iştahının da devamı gelebilir. Bunun için de Yunanistan'ın borç takasının kazasız belasız yürümesi gerekir.


Hangi sonuçları yaratabilir?

İki parasal genişlemenin yaratacağı net sonuçlardan biri, bankaların sağlama alınması oldu. İki operasyonla sağlanan fon miktarı 1 trilyon Euro'yu buldu. 3 yıllığına verilen bu paradan bankalar herhalde para kazanmayı becerecekler. Bu durum bankalara sermaye konulmasını teşvik edebilir ve nihayetinde banka krizinin aşılmasını sağlayabilir.
Yine bu 1 trilyon Euro'luk fon, Avrupa'da kamu borçlarının çevrilmesini de kolaylaştırabilir. Verilen para miktarı az değil, sorunlu ülkelerin bir yıllık itfasını karşılayacak boyutta.
Dolayısıyla bu likidite, AB'nin iki derdine de merhem olmaya, sancının şiddetini kısa vadede dindirmeye ve sorunu kökten çözmek veya yapısal önlemleri almak için zaman kazandırmaya aday.
Bu arada ne olup da ekonomilerin resesyondan kurtulacağı öncelikle iki sorunun çözümüne bağlı olarak ele alınabilecek bir konu. Yani nereden bakarsak bakalım işlerin rayında gitmesi halinde bile yılları alacak bir süreçten bahsediyoruz.
ALTINA YARAR MI: AB'de parasal genişlemenin ikinci ayağı şüphesiz birincisi kadar etkili olmayacak. Çünkü onu pekiştirici bir rol oynayabilir. Risk iştahını desteklemesinin ise elbette bazı sonuçları olabilir.
■ Genişleyen küresel likiditenin hem gelişmekte olan piyasalar hem de altın ve petrol olmak üzere emtialar üzerinde pozitif etkisi görülebilir. Genelde de varlık fiyatlarının yükselişine yol açabileceğini söylemek mümkün.
■ "Ne kadar küresel likidite o kadar altın fiyatının yukarı gitmesi" formülü, eski gücünde olmasa da, hâlâ çalışmaya devam edebilir.
■ Normalde arzı genişleyen Euro'nun dolara karşı değer kaybetmesi beklenir. Ancak bu, ABD'nin yeni adım atıp atmayacağına da bağlı olabilir. Eğer dolar yükselirse, altın ve emtia fiyat artışlarının bu yoldan törpülenebileceğini hesaba katmak gerekiyor.
■ Avrupa'da likiditeye sıkışmaktan dolayı bono ve tahvil satışlarının azalmasına da bağlı olarak faizlerde gerileme yaşanabilir veya faizler daha uzun süreyle düşük kalabilir.

SONUÇ: "Eğer tohumdan daha fazla hasat alınmasaydı, tarlaya buğday da ekilmezdi."
Napoleon Hill

Yukarı