TVRadyo
Abdurrahman Yıldırım
Abdurrahman Yıldırım

Pozitif ayrışma ne kadar güçlü?

Küresel piyasalar haftaya satıcılı başladı. Bunun Türkiye'ye etkisi, Suriye faktörünün devreye girmesine karşın sınırlı kaldı. Bir yerde pozitif ayrışmaya yol açan küresel konjonktür negatif Suriye etkisini bastırdı.
Peki bu pozitif ayrışma ne kadar güçlü?
Küresel konjonktürden kaynaklanan pozitif etkinin baskın gelmesi olayın büyüklüğü ile ilgili. Türkiye'yi gelişmekte olan ülkeler arasında en avantajlı duruma çıkaran tablo emtia ve enerji fiyatlarındaki meydana gelen gerilemeden kaynaklanıyor. Son 3.5 ayda petrol ve enerji fiyatlarında yüzde 30 düşüş meydana geldi. Geçen yılın ithal enerji faturası 55 milyar dolar. Petrol fiyatlarındaki her 10 dolarlık düşüş cari açıkta 5 milyar dolarlık iyileşme sağlıyor. Enflasyonu yaptığı pozitif katkı ise net biçimde hesaplanmış değil.
Aynı zamanda emtia fiyatları da geriliyor. İşte bu emtia ve enerji dediğimiz de aramalı ithalatının büyük kısmı. Onun da miktarı geçen yılki rakamlarla 170 milyar dolar. Bu yıl için beklenen milli gelirin beşte biri düzeyinde. Buradaki bir iyileşmenin ekonomiye yapacağı katkı çok açık. İyileşmenin ne kadar süreceği de önemli. Son üç dört aydır devam eden emtia ve enerji fiyat düşüşünün başlıca nedeni dünya büyümesinin zayıflaması. Belli bir zayıflama fiyatlandı. Hem fiyatlama hem de finansal piyasaların seyri ve alınacak önlemlerin beklentileri değiştirerek reel ekonomiyi etkilemesi mümkün. Yani küresel büyümede olumlu beklentilerin devreye girmesiyle emtia ve enerji fiyatlarındaki düşüşün de durması ve belki yatay dalgalı bir seyir içine girmesi olası. Bu durumda Türkiye'nin yakaladığı pozitif ayrışma ivmesi de yatay seyredebilir. Daha fazla ayrışmaya gitmeyebilir. Çünkü son haftalardaki ayrışma oldukça sert. Gelişen piyasalar değer kaybederken Türkiye yüzde 10 prim yapmış zaten.

 

Bankacılık sorununa neşter atmadan çözüm yok

Küresel ekonominin nereye gideceği ve kötüleşmenin durup durmayacağı açısından hafta sonu yapılacak AB Liderler Zirvesi çok önemli. Bu Zirve'de alınacak kararlar Avrupa'daki ekonomik durgunluğu sonlandırmaya ya da yeniden canlanmaya giden yolu da açabilir, beklentileri boş çıkartarak krizin daha derinleşmesine sebebiyet de verilebilir. Yani Liderler Zirvesi dünyanın genel gidişinde başlayan negatif eğilim için ya tamam ya devam anlamına gelebilir. Kötüleşmenin sürmesi şiddetinin artması halinde ise bu küresel krizde ikinci dip seviyesinin yaşanması anlamına gelecek.
Zirve'den beklenen ne?
■ Bir kere bankacılık sorununa neşter atması lazım. Zaten yüzde 9'luk sermaye yeterlilik rasyosunu tutturmak için aralık ayındaki Zirve'de verilen tarih bu hafta sonu doluyor. Bu konuda şimdiye kadar açıklama yapılmadı. Bu Zirve'de ya erteleme yoluna gidecekler yada sermaye yeterliliğini tutturamayan bankaları kamulaştıracaklar. İster hükümetler kamulaştırsın isterse de EFSF veya yeni kurulacak bir bankacılık örgütü. Bankaları tek tek ülkelerden ayırarak ortak bir AB bankacılık sistemi oluşturulması da aynı sonucu verir. Piyasalara ve AB ekonomilerine yeniden güven kazandırmanın en etkili yolu bankacılık sorununa neşter atılmasından geçiyor.
■ Kamu borç sorununun kısa vadede çözülmesi mümkün değil, 10'larca yıl alabilecek bir mücadele ve sabır gerektiriyor, ama öncelikle de büyümenin sağlanması. Bu yönde Fransa'nın da etkisiyle belli bir gelişme var. 130 milyar Euro'luk bir altyapı geliştirme fonu oluşturulmasına karar verildi. Miktar elbette yeterli değil, çok daha büyütülmeli. Birde, yeni yatırım veya harcama yapılacak daha üretici, yaratıcı ve rekabet gücünü artırıcı alanlar bulunmalı.
Petrol ve enerji fiyatlarındaki gerileme Avrupa ekonomilerinin de lehine bir gelişme. Bir yandan bankacılık yeniden yapılandırılırken diğer yandan büyümeye yönelik çabalar devreye girerse, sağlanacak belli bir güvenin de etkisiyle kötüye gidiş tersine çevrilebilir.

SONUÇ: "Hayat, birbiri ardına gelen ve anında ödül ya da cezalarla desteklenen derslerin toplamıdır." Ernest Dimnet

Yukarı