TVRadyo
Abdurrahman Yıldırım
Abdurrahman Yıldırım

Türkiye’yi ayrıştıran en önemli gelişme ne?

Türkiye’nin 2012’de pozitif ayrıştığı artık genel kabul gördü. Piyasa fiyatlamaları da bu yönde. Borsası en çok değerlenen birkaç piyasadan biri. Hazine gösterge faizi 3 puandan fazla geriledi ve yüzde 8’in altına indi. Ayrışmayı sağlayan reel gelişmelerin başında ise Türkiye’nin büyüme hızını devam ettirmesine karşılık cari açığını ve enflasyonunu düşürmesi en önemli rolü oynuyor. Düşük kamu borçluluğu, sağlam bankacılık ve bütçede sıkı gidiş de pozitif ayrışmayı destekliyor. Peki nasıl oluyor da, hem enflasyon hem de cari açık için, iç talebin durdurulmasına rağmen büyüme devam ediyor? Onun da sırrı ithalatın düşmesinde ve ihracatın artmasında yatıyor. Hatırlarsak yılın ilk çeyreğindeki yüzde 3.2’lik büyümede en büyük katkıyı bu kalem yapmıştı. Bir de, kamu harcamaları bu yıl büyümeye daha yüksek destek vermeye başladı. Seçim yılı 2011’de kamu harcamalarının katkısı düşükken bu yıl daha yüksek. Burada da, ekonomi yönetiminin bir ince ayar çektiğini, geçen yıl zaten iç talep patlamasıyla büyüme azamileşmişken kamunun harcama yapmasına gerek duymadığını düşünüyoruz. Bu yıl iç talep, cari açık ve enflasyon için sınırlanırken büyümede yaratacağı boşluğun kısmen kamu harcamalarıyla telafi edilmesi yoluna gidiliyor, gibi geliyor bize.

Ekonomiyi değerlendirmede yabancıların atladığı ne?

Dün OECD, Türkiye Raporu’nu yayımladı. 2012 için büyümeyi yüzde 3.3, enflasyonu yüzde 9.2, cari açığın milli gelire oranını yüzde 8.9 tahmin etti. Büyüme düşük, enflasyon ve cari açık yüksek. Enflasyonun yüzde 6.5’in altına çekilmesi büyük olasılık. Merkez Bankası bu yönde revizyona gidecek. Yani en az 3 puan yanılma söz konusu. Cari açık da en az 1 puan yüksek. Tabii bize göre yüzde 5’in üzerine çıkacak büyüme yüzde 3.3 tahmin edilirse olacak olan bu. Peki sadece OECD değil diğer uluslararası kuruluşlar da Türkiye’nin büyüme hızını düşük tahmin ediyor. Neden? Bunda geçmiş dönemden gelen hafızanın ve tahmin modellerinin payı büyük. Avrupa’da durgunluk veya resesyon tahmin ediliyor. Uzun yıllar Türkiye’nin ihracatının yarıdan çoğu veya yüzde 60’ı Avrupa’ya yapılıyordu. İç talep de kısılacağından yabancılar Türkiye’nin büyümesini düşük hesap ediyor.

5 YILLIK DEĞİŞİM:

Ancak yabancılar ya son gelişmeleri bilmiyorlar veya bunun gelip geçici olduğuna inanıyorlar. O gelişme de, Türkiye’nin ihracatını Avrupa dışına yönlendirmede belli bir mesafe aldığıdır. Artık ihracatın yüzde 36’sı Avrupa’ya, yüzde 64’ü Avrupa dışına yapılıyor. 5 yıl öncesine göre tablo tam tersine döndü. Bu yönüyle bakınca Avrupa dışına ihracatta ne kadar başarılı olursak büyümede, cari açıkta ve sonuçta ekonomide başarı o ölçüde artacak. Bu da yabancıları şaşırtmaya devam edecek. Yeni ihracat pazarlarının oturması, başarının tescillenmesi ve yerleşik anlayışların değişmesi herhalde yılları alacak.

HAYATİ ÖNEMDE:

Ancak yeni ihracat pazarlarında ilerledikçe krizle boğuşan Avrupa’dan giderek ayrışacağımız kesin. Bunun için, Avrupa dışına ihracatta artışın korunması hayati önemde. Türkiye bu yolda ilerledikçe dışarısının ilgisine sahne olacak. Bu durum sermaye girişine yol açtıkça, TL değerlenecek ve ihracatı olumsuz etkileyecek. İnce ayarı yapmak Merkez Bankası’na kalacak. Galiba merkez bankalarının işinin bir yerde sanat kısmı da burada başlıyor.

SONUÇ: “Felaket anında çabukkarar veren, zararın yarısından kurtulur.” Johann Heinrich Pestalozzi

Yukarı