TVRadyo
Abdurrahman Yıldırım
Abdurrahman Yıldırım

İki yıllık seçim sürecinin şifreleri

Bütçe ekonomik gidişatın en önemli belirleyicilerinden. Hatta en önemlisi. Ekonomide son yıllarda sağlanan sonuçlarda ve Türkiye'nin pozitif ayrışmasında temel faktör de bütçede elde edilen başarılardı. Son olarak 2011 yılında bütçe açığı milli gelirin yüzde 1.3'üne kadar indirilmişti. Bu yıl için milli gelir 1.426 milyar lira ve açık da 21.1 milyar lira tahmin edildi. Buna göre yüzde 1.5 bütçe açığı oluşacaktı. Ancak yıl ortasına doğru bütçede ciddi sapmalar ortaya çıktı. Hafta içinde de Başbakan Yardımcısı Ali Babacan bütçe açığının 35 milyar liraya ve milli gelire oranının 1 puanlık artışla yüzde 2.5'e yükselmesini beklediklerini açıkladı.
Rakam AB standardı olan yüzde 3'ün altında kalması nedeniyle olumlu ve beklentileri fazla bozacak, piyasaları negatif etkileyecek boyutta değil. Ama geçen yıla göre de hızla arttığı için olumsuz. Daha da önemlisi gelecek yıl bütçe açığının artmaya devam edip etmeyeceği makro ekonomik istikrarın, ekonomik kazançların sürdürülmesi ve piyasaların yönü açısından belirleyici.
BÜTÇEYE ÖNLEM: Bu açıdan geçen hafta yapılan vergi artışları iyi bir gösterge. Bütçede açığın boyutları tahmin edildi ve kamuya açıklandı ama arkasından da önlemler geldi.
Yaklaşık 15 milyar liralık ekstra açık artışına karşı alınan önlemlerin kamuya getirisi 11 milyar lira hesaplandı. Denilen o ki, yılbaşında KDV oranı 1 puan artırılacak ve dünya ortalaması olan yüzde 19'a çıkartılacak. Buradan 4 milyar lira daha gelir sağlanacak. Böylece bütçede ekstra açık törpülenecek.
Eğer hesap tutarsa bu yıl bütçe açığı milli gelirin yüzde 2.5'ine çıktıktan sonra gelecek yıl bunun altına indirilecek. Orta Vadeli Plan'daki 2013 sınırı milli gelirin yüzde 1.4'ü kadar. Ekim ortasında yeniden revize edilerek açıklanacak olan plan da 2013 hedefi fazla revizyona uğramadan kalabilir. Bu durumda bütçe açığı bu yıl artmış olsa bile seçim yılı 2013'te gerilemiş olacak.
SEÇİM YILLARI: 2013 ve 2014 yıllarının ekonomi ve bütçe açısından önemi seçim yılları olması. 2013 henüz kesinleşmedi ama Meclis açılır açılmaz Anayasa değişikliği ile yerel seçimlerin Ekim 2013'e alınması gündemde. 2014 Ağustos'unda da Cumhurbaşkanı'nın halk tarafından seçilmesi gerekiyor. İktidar partisinin olur vermesiyle 2015 Haziran Genel Seçimleri'nin 2014'te Cumhurbaşkanlığı seçimleri ile birleştirilmesi de olası. Bu durumda 2014'te çifte sandık söz konusu olacak. Bu aynı zamanda mümkün olduğunca seçmenin memnun edilmesini beraberinde getirecek. Memnuniyetin birinci yolu da mideden geçiyor. Aş ve işin artırılması da, öncelikle büyüme hızının artırılması ve kaynak bulunmasıyla mümkün. Bütçenin toparlanması ve yeni kaynak yaratılması bu açıdan elzem. Ziraat Bankası, Vakıflar Bankası ve diğer özelleştirmelerin gündeme gelmesini de, kaynak yaratmanın bir parçası olarak değerlendirmek mümkün.

 

NE KADAR İHRACAT BAŞARISI O KADAR İÇ TALEP ARTIŞI

Başbakan ayağımızı büyüme freninden çektik diyor. Merkez Bankası Başkanı da hemen aynı şeyi söylüyor ama biraz daha ihtiyatla. Başkan Erdem Başçı geçen hafta Kocaeli'nde yaptığı konuşmada neden istenen hızda frenden ayaklarını çekmediklerini, büyüme gazına neden basmadıklarını şu cümlelerle açıkladı:
■ "Şu anda frenleri yavaş yavaş azaltıyoruz. İç talebin büyümesine o kadar izin verebiliriz. Aksi halde frenleri çok fazla salıverirsek Türkiye'de iç talep inanılmaz bir potansiyele sahip ve cari açık hemen artar. Milli gelirin yüzde 7'si civarında bir açık da Türkiye için hâlâ yüksek bir rakamdır.
■ Yıl sonunda 60 milyar doların altında bir cari açıkla kapatacağız. Ondan sonra cari açıktaki iyileşme biraz yatay seyredecek. Çünkü iç talebin artık kademe kademe büyümesine izin veriyoruz. İhracat ne kadar artarsa biz de iç talebin o kadar artmasına izin veriyoruz. Gördüğümüz kadarıyla 2013 bu yıldan daha iyi bir yıl olacak. Önümüzdeki yıl için yüzde 4-5 arasında büyüme sağlayacağız ve bunda hiçbir sorun görmüyoruz.
■ Yüzde 5.75 olan politika faizinde indirime gidebilmemiz üç koşula bağlıdır. Lehman benzeri ani sert bir kriz, döviz kurları üzerinde aşırı değerlenme baskısı ve bunun ihracatı vurmaya başlaması, enflasyonun yüzde 5.75'in ve enflasyon beklentilerinin ise yüzde 5'in altına düşmesi halinde politika faizlerinde indirimi gündeme alabiliriz. Çok net ifade ediyorum, bunlar olmazsa indirimi gündeme almayız."
BU DÖNEMİN CEPHANESİ: Bu üç koşuldan en sert faiz indiriminin gündeme geleceği seçenek ise Lehman benzeri küresel yeni bir kriz. Bu koşullar gerçekleşene kadar faiz koridorunu daraltma ve ROK artırımları ölçülü ve kademeli şekilde olacak. Önce ekonomiye frenden vazgeçilecek, sonra belki
gaza basılacak. Büyüme konusunda acele edilmemesini biz, arka arkaya iki seçim yılının gelmesine ve daha uzun soluklu bir final koşusuna bağlıyoruz. Çünkü cari açık büyümenin önünde bir kısıt. Hızlı büyüme yolun başında tıkanma riskini beraberinde getirebilir. Bu nedenledir ki, büyüme oranını veya iç talebi artırmayı ihracattaki başarıya bağladılar.
Benim çıkarımım şu: Bu iki yıllık süreç, ılımlı bir büyüme ile bütçe açığı, tahammül edilebilir bir enflasyon ve cari açıkla geçilmek isteniyor. Yüzde 5.75'lik politika faiz oranı ise kötü günler için saklanacak. Başçı'nın "Bu bir cephanedir. Bu krizi görmeden bu cephaneyi harcamayız" demesi bundan olsa gerek.

SONUÇ: "Yolculuğu sen yaparsın, nereye olduğunu kader belirler." Goethe

Yukarı