TVRadyo
Abdurrahman Yıldırım
Abdurrahman Yıldırım

Gaz ve fren tartışması niye?

Büyümede gaza mı basmalı mı yoksa frene mi tartışmasına Başbakan Recep Tayyip Erdoğan da katıldı ve "Yeri gelir fren, yeri gelir gaz dengesini kuracaksınız, maharet zaten burada" dedi. Kanal 7'ye konuk olan Başbakan Erdoğan şunları söyledi: "Ben şu andaki faiz oranlarını hâlâ yüksek buluyorum. Bunun daha düşmesi lazım. Merkez Bankası tabii bu noktada bağımsız karar verme yetkisine sahip. Fakat bu devamlı korunduğu için, o fren rahatsız edici olabilir.
Yatırımcı ben bu faizle bu işe giremem diyor. Faiz yüksek oldukça maliyetler de yüksek oluyor. Bütün bunları görmemiz lazım. Faiz oranını iyi bir yerde koruyamazsak, tutamazsak enflasyon sıkıntısını da aşamayız. Benim bu noktada bir tezim var. Faiz ve enflasyon bir sebep netice ilişkisidir. Enflasyon neticedir faiz ise sebeptir. Faizi ne kadar yüksek tutarsanız enflasyon o kadar yüksek olacaktır, ne kadar düşürürseniz enflasyon o kadar düşecektir."
GAZ FREN FARKI: Ekonominin içinde yer alıp da büyüme olmasın demek rasyonel değil. Burada da tartışan her iki taraf büyümeden yana ama bir taraf büyümenin gazına hemen basalım derken diğer taraf işi biraz daha ağırdan alma yanlısı gibi. Arada küçük bir fark var. Madem aynı kabinenin üyeleri niye birlikte hareket etmiyorlar? Bırakalım kabine üyesi olmayı Başbakan böyle istiyorsa karşı çıkmak mümkün değil. O zaman tartışma niye?
FAİZ DÜŞÜRME ŞARTI: Ekonomide zaten gaza basılmış. Haziran ayında Merkez Bankası'nın bankaları yüzde 10 civarında ortalama faizden fonlarken eylül itibarıyla bunu yüzde 6'nın altına çekti. Faizi hızla aşağı düşürdü. Faiz koridorunu da daraltmaya başladı. Politika faizi ise yüzde 5.75'te duruyor. Merkez Bankası Başkanı Erdem Başçı'nın deyimiyle bu orana "yeni bir küresel kriz", "Türk Lirası'nda aşağı değerlenme ve ihracatta tıkanıklık" ve "enflasyonun yüzde 5.75'in altına inmesi" durumunda dokunulacak, yani düşürülecek. O zamana kadar yüzde 5.75'lik politika faizi "cephanelik" olarak masada duracak.
İHRACAT ŞARTI: Bu sırada yurtiçi talep artışı ve dolayısıyla büyüme ihracat artışı ile orantılı artırılmak isteniyor. Makro ekonomik istikrar için bu elzem. Bu yıl sonu itibarıyla milli gelirin yüzde 7.5'i düzeyine inmesi beklenen cari açığın artması böylece önlenecek ve gelecek yıl da yüzde 7'e düşmesi mümkün olacak. Dikkat edilirse cari açık düşüşü hız kesecek. Bir yılda yüzde 10'dan yüzde 7.5'e inişin ardından ancak yarım puanlık bir iyileşme hedefleniyor.
Ancak Başbakan'ın son açıklaması bundan sonra Merkez Bankası'nın üzerindeki baskıyı şüphesiz artıracak ve ekonomi yönetimi tarafından oluşturulan dengeyi de bozabilecek. Çünkü son sözü Başbakan söylüyor.
BÜYÜME ŞARTI: Çünkü 2013 yılı aynı zamanda büyümenin ve iç talebin biraz daha artırılmak istendiği yıl. Bu da ithalat artışı ve cari açık demek.
Üstelik 2014 yılı da seçim yılı ve Türkiye için büyüme gerekiyor. Dışarısı ne olursa olsun. Bu konuda 2009 yılı yerel seçimlerinde küresel krizin etkisinin sandığa kısmen yansıması en güzel örnek. Bu açıdan 2012 düşük büyüme hızıyla geçilse bile gelecek yıl ve ondan sonraki yıl daha yüksek büyüme hızları gündeme gelmeli. Mümkünse büyümenin doruk noktası da seçimin arifesine denk gelmeli. Bu sonuç elde edilirken de, enflasyonu ve ondan da önemlisi cari açığı rayından çıkarmamalı, ekonomide bir yol kazasına neden olmamalı. İşte bu nedenle büyümeyi istikrarlı gerçekleştirmek adına fren ve gaz dengesini yakalamak önemli.
O zaman istenen ne? Veya bu tartışma niye?
Yanıt Başbakan'ın kendisinde saklı. Bunun için biraz daha beklemek gerekecek.

SONUÇ: "Hüner, sahibinin yüzü güler." Türk atasözü

Yukarı