TVRadyo
Abdurrahman Yıldırım
Abdurrahman Yıldırım

Yüksek büyüme sağlam gidiş dönemi

Düşük büyüme ve dengelenme yılını 2012 ile geride bıraktık. Ancak yılı bitirirken kasım ayından itibaren başlayan bir canlanmanın ilk verileri ortaya çıkıyor. İthalat artmaya başlamış. Bağlı olarak sanayi üretiminde sıçrama bekleniyor. İç tüketimde artış var. Tüketici güveni artıyor. Yurtiçi KDV ve ÖTV artışı da aynı şeye işaret ediyor. Eğer bu bir aylık gelişmenin devamı gelirse ne iyi, geçen yılın ikinci yarısında indirilen faiz oranları beklenen sonucu vermiş ve ertelenen iç tüketimi tetiklemiş, iç pazardaki canlanma yeniden başlamış demektir.

İÇ TÜKETİM HIZ KATACAK
İç tüketim artışı ve bunun vereceği ivmeyle önümüzdeki çeyreklerde ve yıllarda daha yüksek bir büyüme gerçekleşebilir. Geçen yıl ekonomi tek ayakla ve sadece ihracatla büyümüştü. Avrupa daralırken de, ihracat artışı yeni pazarlara yönelinerek başarılmıştı. 2012'nin en büyük ekonomik kazancı da bize göre bu gelişme. Bu yıl buna iç tüketimdeki artış eklenecek, büyüme bu kez iki ayaklı ve daha hızlı bir yürüyüşe dönüşecek. Bu durumda ekonomideki iyileşme tüketiciye ve sokaktaki vatandaşa yansıyacak.

SİYASİ TAKVİM ETKİSİ
Bu durumda 2013 yeniden yüksek büyümeye geçiş yılı olabilir. Bu yıl aynı zamanda seçimin öncesine denk geliyor. Durgun bir ekonomik ortamda seçime gitmeyi kimse istemez. Siyasi takvim, ekonominin 2013'ten itibaren canlı olmasını gerektirir. Sadece 2013 değil, bunun gelecek yılı, hatta bir sonraki yılı da var. Bu açıdan 2013'te başlayan büyümenin 2014 ve 2015'te sürmesi gerekir ki, yerel seçimler, cumhurbaşkanlığı seçimi ve genel seçimleri de kapsayabilsin. Seçimler güvenilir bir ekonomik ortam içinde geçirilebilsin. Böyle bir dönemde durgunluğa girmek ya da hafif bir zafiyet göstermek, siyasi konjonktürle birleşerek ekonominin hızla kötüleşmesini beraberinde getirebilir. Bu süreç adeta buluttan nem kapılacak bir atmosfer yaratabilir. Ekonomide sıkı ve tedbirli gidilmesinin gereği ve gayreti de buradan kaynaklanıyor. Çünkü ekonomik tökezlenme hemen sandığa da yansıyabilir.

DIŞ KOŞULLAR UYGUN
Küresel koşullar da Türkiye'yi destekliyor. Çünkü bol likidite ve tarihi düşük faiz ortamı devam ediyor. Hatta 2013'te likidite daha da genişleyecek. Türkiye ekonomisi de dış kaynak bulduğunda, bulduğu ölçüde büyüyebilen bir ekonomi. Ortam dış kaynak ihtiyacını kolay ve düşük maliyetle sağlıyor. Cari açığı kolay finanse ediyor ve göze batmıyor. Türkiye için zor olan Avrupa pazarına ve finansman kaynaklarına bağımlılıktı. Bu bağımlılıktan kurtulmuş olması da büyümenin önünü açan en önemli gelişme.

2.5 YILLIK DÖNEM
Küresel koşullar uygun, daralan veya durgunluk yaşayan Avrupa'ya ihracat ve finansman kanalıyla bağımlılık azaltılmış durumda. İç pazar canlanıyor ve siyasi takvim de, canlı bir ekonomiyi ama sağlam bir gidişi gerektiriyor. Bütün bu nedenlerden dolayı ekonomide 2-2.5 yılı kapsayacak yüksek büyüme döneminine giriyor olabiliriz. 2103 yılı bu dönemin ilk evresini oluşturmaya aday. Bu yolda avantajlar neler ve riskler var mı? Varsa ne?
SONUÇ: "At yarışlarını olası kılan tek şey, farklı görüşler olmasıdır." Mark Twain Yüksek büyüme sağlam gidiş dönemi
Kasım ayına ait son veriler iç tüketimin canlanmakta olduğuna işaret ediyor. 2013-2014 ve 2015 seçim yılları. İç ve dış koşullar yanında siyasi takvim yüksek büyümeyi gerektiriyor. Ama aynı zamanda bu gidişin sağlam olması gerekir ki, en ufak sendeleme, seçimlerin de etkisiyle ekonomik bir kazayla sonuçlanmasın.


2013'ÜN 5 BÜYÜK AVANTAJI

  • Avantajın ilki ekonomide sağlamlaştırılan zemin ve yakalanan rüzgâr. AB'deki durgunluğa rağmen büyüyebilecek, enflasyonu düşük, cari açığı kontrol altına alınmış, iç tüketimi ertelenmiş ve geciktirilmiş bir ekonominin düşen faizlerle ve değerlenecek TL ile harekete geçmesi yüksek olasılık.
  • İkinci avantaj yıl içinde gelebilecek yeni bir reyting artışı olabilir. Yatırım yapılabilir ülke statüsü için ikinci not kuruluşunun da aynı notu vermesi kabul gören bir durum. Buna en yakın aday da Moody's. Üç büyük uluslararası kuruluştan ikisinin karar vermesiyle birlikte Türkiye'nin daha uzun vadeli fonları çekmesi, maliyetlerini daha düşürmesi mümkün olacak. Sermaye girişlerinin hızlanması finansal piyasalarda pozitif atmosferi desteklediği gibi, doğrudan yatırımları da artırabilir ve reel ekonomiyi pozitif etkileyebilir. 
  • Avrupa pazarının kısmen açılıyor olması ihracat açısından yeni bir olanak. Bunun yanında ihracatımızın daha çoğunun yapıldığı Euro'nun değerleniyor olması da, 2013'ün bir şansı. Ekonomi Bakanı Zafer Çağlayan‘ın aktardığına göre, parite ABD'deki parasal genişlemenin etkisiyle bu yıl boyunca yüksek kalacak ve yıl sonuna doğru yeniden aşağı gelecek. Euro'nun değer kazanması Türkiye'nin ihracatına destek veriyor.
  • 2013 yılının önemli bir avantajı da geçen yıldan yapılan özelleştirme hazırlıkları. Geçen yıl itibarıyla yapılan satışların tutarı 10 milyar doları aştı. Tahsili bu yıl yapılacak ve bu seneki bütçeyi finanse edecek. Ayrıca sırada Ziraat Bankası, Vakıflar Bankası, Milli Piyango, Spor Toto gibi kuruluşların özelleştirilmesi ve halka arzı hazırlıkları yapılıyor. Buradan da, 10 milyar doları geçen bir satış geliri bekleniyor. Bu gelirler 2013'te ve seçimler öncesinde veya seçimler sırasında yapılacak kamu harcamalarının karşılığının bulunduğu anlamına geliyor. Yani bütçede sıkı gidiş sürebilir ve seçimlere rağmen bütçe dengeleri bozulmayabilir. Arka arkaya yapılacak üç seçim döneminde bütçenin bozulmaması ise ekonominin, piyasaların en büyük güvencesi olabilir.
  • Yine bu yılın en büyük avantajlarından biri, küresel likiditenin bol olmaya, faizin tarihi düşük düzeylerde kalmaya devam etmesinin yüksek olasılık olduğudur. Japonya'da yeni iktidarla birlikte yeni bir parasal genişlemeye gidileceği kesin. FED de her ay piyasaya 85 milyar dolar verecek. Bunun yarısı bu yıl başlıyor. Bol likidite, tarihi düşük faizler ve merkez bankalarının varlığı küresel risk iştahını destekleyen en önemli unsur. Küresel para gelişmekte olan ülkelere, bu ülkelerin riskli varlıklarına yönelerek getiri aramaya devam edebilir. Bu da Türkiye'de cari açığın finansmasının kolay, faizlerinin düşük, enflasyonun düşük, TL'nin değer artışının kolay olduğu bir yıl daha yaşanabileceğine işaret ediyor.



2013'ÜN 5 BÜYÜK ANA RİSKİ

  • Eğer genel seçim zamanında ve Haziran 2015'te yapılacaksa arka arkaya üç yıllık bir güvenli ekonomik gidiş gerekiyor. Bu sürede ekonomi yüzde 4 ve üzerinde büyümeli ama 2010 ve 2011'deki gibi, yüzde 8-9'lara da çıkmamalı ki, aşırı ısınmasın, cari açık yeniden azmasın, enflasyon hızlanmasın. O halde önümüzdeki üç yılın risklerinden biri yüksek büyüme ve bunun meydana getireceği yan etkiler olarak ortaya çıkıyor. Özellikle de cari açığın kontrolden çıkıp yeniden çift haneli rakamlara yönelmesi en büyük risk olur. Çünkü siyaseten çalkantılı geçmeye aday bir dönem. Zaten seçimlerin kendisi de ekonomiyi ve piyasaları etkilemeye aday. Bu dönemde ekonomi yönetiminin başarısı da, cari açığı kontrolden çıkarmadan yüksek büyümeyi sağlamak olacak.
  • Ekonominin ikinci riski Ortadoğu kaynaklı, İran kaynaklı bir sıcak çatışma, jeopolitik riskle karşı karşıya kalma olabilir. Bu durum hem çatışma bölgesinde yer almadan dolayı hem de petrol ve enerji fiyatları yoluyla ekonomiyi etkileyebilir. Hatta ihracatı da olumsuz etkileyebilir. 
  • Dünya ekonomisinin veya özelinde ABD ekonomisinin beklenenden erken toparlanması da, Türkiye için bir risk kaynağı. Ekonomilerin toparlanması ile birlikte enflasyon yükselişe geçebilir ve bunun sonucunda faizler yükselir. Özellikle de ABD işizlik oranının gerilemesi ve yüzde 6.5'e doğru yaklaşması faizleri yukarı yönde tetikleyebilir. Çünkü, FED son parasal genişleme kararını "enflasyonun yüzde 2.5'e kadar çıkmasına ve işsizliğin yüzde 6.5'e kadar düşmesine" bağladı. İki şarttan birinin gerçekleşmesi parasal genişlemeyi sonlandıracağından ve faizlerin yükselmesi anlamına geleceğinden, bunun hareketleri önceden yaşanır. Dolayısıyla ABD ekonomisinde toparlanma ne kadar erken gelirse, bol likidite ve düşük faizin sonu o kadar yakınlaşır. Türkiye'nin işi de faiz artışından dolayı zora girebilir. Çünkü böyle bir konjonktürde cari açığı yüksek ülkeler göze batar. Faizler artacağından cari açığın finansman maliyeti artar. Küresel likidite çekilmeye, para anavatanına dönmeye başlar. 
  • Daha uzun vadeli risklerin yanında en yakın risk ise Amerika'da mali uçurumun aşılıp aşılamayacağı, aşılacaksa da ne şekilde aşılacağıdır. Vergi tarafı daha ağır basan bir çözüm getirilirse, ABD ekonomisini yavaşlamaya hatta duruma göre resesyo na götürebilir. ABD eko no mi si dün ya eko no mi si nin mo to ru. Bu durumda 2013 için dünyada beklenen yüzde 2.5 büyüme dahi suya düşer.
  • Mali uçurumun ardından sıra borçlanma tavanının yükseltilmesine gelecek. Orada ise taraflar arasında pazarlığın uzatılması daha az bir olasılık. Çünkü borçlanma tavanının yükseltilmemesi kesin ve negatif etkisini hemen gösterebilecek bir olay ve ortaya çıkacak sonuç herkesi negatif etkileyecek. Aklı başında kimsenin böyle çöküşe yol açacak harekette bulunmaması gerekir. Ancak bu iki sorunun aşılması ABD'de bölünmüş yönetimi sonlandırmayacak. Bu da en büyük ekonomi ve dünya ekonomisi için bir risk kaynağı olmaya devam edecek.

 

Yukarı