TVRadyo
Abdurrahman Yıldırım
Abdurrahman Yıldırım

30 yıl neden beklendi?

Barış süreci dün Abdullah Ocalan'ın PKK'ya silah bırakma, ülke dışına çekilme ve mücadeleyi siyasi zeminde sürdürme çağrısı ile yeni bir safhaya girdi. Bunca zamandan, insan kayıplarından, ekonomik kayıplardan sonra böyle bir adım atılabildi. Bu olay bana gazeteciliğe başladığım ilk yıllardaki başımdan geçen bir olayı da hatırlattı. Ekonomiden anlayan bir Anadolu Ajansı muhabiri olarak Başbakan Turgut Özal'ı Marmara Bölgesi'nde izliyordum. O zaman yerel seçim kampanyası olduğundan herkes bir otobüste. Etrafını da az çok tanıyordum. Yıl 1984'tü ve PKK ilk ya da ikinci kanlı eylemini yaptı. Adnan Kahveci kendi el yazısıyla kaleme aldığı üç sayfalık bir açıklamayı bana verdi. "Bunu, bir Başbakanlık yetkilisinin açıklamasına göre ajansta yayınlayın" dedi. Ben de o zamanki şefimize götürdüm. Meclis ve Başbakanlık muhabirliğinden ve Ankara deneyiminden sonra İstanbul'a gelen yöneticimiz "Oğlum sen yenisin. Biz böyle kaynağı belirsiz açıklamaları yayınlayanlayız" diyerek kâğıtları yırttı, çöpe attı.
Durumu Adnan Kahveci'ye illettim, "Öyle mi?" demekle yetindi. Sonra birkaç gazetede benzer açıklamaları gördüm. Ama o kadar, devamı gelmedi. Demek ki, o çözüm önerisinin uygulamaya geçmesi için şartların olgunlaşması ve 30 yıl beklenmesi gerekti.
ETKİSİ ZAMANLA OLUR: Barış süreci ve son yapılan çağrıyı yurtiçi piyasalar bir ölçüde satın aldı. Yurtdışı zaten Güney Kıbrıs'tan dolayı kötüydü. Bizim borsamız az da olsa günü primle kapattı. Yükselmekte olan faizde gevşeme ve kurda gerileme meydana geldi. Tarihsel geçmişi olan böyle bir sorunun çözümü elbette bir günde, bir açıklamayla ve bir hamleyle çözülmeyebilir. Ama bir yola girildi. Bu yolda önemli bir kavşak geçildi. Tabii yol uzun, ince. Sonuç almak zaman, gayret, sürecin iyi yönetilmesi ve her şeyden önemlisi de, bölgede etkili devlet veya güçlerin de isteği ile olacak. Barış süreci ilerledikçe, sonuca doğru yaklaştıkça bunun piyasalar ve daha da önemlisi reel ekonomi üzerindeki etkilerini görebileceğiz.
■ Silahların susmasının ve bunun mümkünse kalıcı hale getirilmesinin şüphesiz en büyük faydası insan kayıplarının önlenmesi olacak. Zaman zaman Türkiye'nin moralini bozan, piyasaları, tüketicileri, yatırımcıları negatif etkileyen terör olaylarını geride bırakacağız. Barış sürecinin başarıyla sonuçlandırılmasının en büyük katkısı burada olacak.
■ İkinci önemli katkısı şüphesiz Doğu ve Güneydoğu'da şimdiye kadar cılız kalan özel sektör yatırımları, dahası yabancı sermaye yatırımları başlayabilecek. Güvenlik ve belirsizlik nedeniyle bu bölgelere yatırımdan kaçınanlar barış sürecinin belki sonunu beklemeden harekete geçecek.
Bölgenin yatırıma açlığı, ucuz işgücü ve kullanılmamış potansiyeli de dikkate alınırsa özel sektör ve yabancı sermaye yatırımlarında zamanla patlama meydana gelebilir.
■ Zaten şu anda bile etkili bir teşvik politikası yürürlükte. Dün de bunun bazı sonuçları açıklandı. Öncü yatırımlar için izinler alınmaya başlanmış. Eğer barış süreci kesintiye uğramazsa muhtemelen teşviklerin süresi bu bölge için uzatılabilir de.
Haydi hayırlısı diyelim.

SONUÇ: "Terazi var, tartı var, her şeyin bir vakti var." Türk atasözü

Yukarı