TVRadyo
Abdurrahman Yıldırım
Abdurrahman Yıldırım

Rekabet gücü artmadan asla

2012'de ekonominin frenlerine bastık, büyüme yüzde 2.2'ye düştü. Bunun da tümü ihracattan kaynaklandı. Sadece iç talebi dikkate alırsak büyüme yüzde 0.7 daraldı. Bir önceki yılda yüzde 7.7 iç talep büyümesinden buraya inildi.
Düşük büyümenin bir etkisi elbette kişi başına düşen milli gelire oldu. Buradaki artış sadece 60 dolar ve 10.444'ten 10.504 dolara çıkıldı.
İŞSİZLİK DE DÜŞTÜ: Diğer önemli etkisinin istihdam piyasasına olması gerekir. Geçen yıl normalde istihdamın artmaması gerekirdi. Ancak tersi oldu. 614 bin yeni istihdam yaratıldı, işsizlik de yüzde 9.8'den yüzde 9.2'ye geriledi. Üstelik işgücüne katılım oranı 1996'dan sonra ilk kez yüzde 50 düzeyine çıktı. Dolayısıyla düşük büyümenin yol açacağı işsizlik sorunu ile geçen yıl karşılaşmadık. Ama bu kısa vadede böyle, daha uzun vadede böyle devam edeceğinin garantisi yok.
AÇIK HÂLÂ YÜKSEK: Hem refah hem de istihdam artışı için büyüme hızının artırılması gerekiyor. Ama yüksek büyüme geçen yıl finansal istikrara takıldı. Milli gelirin yüzde 9.7'sine çıkarak rekor düzeye ulaşan cari açığı kontrol altına almak için ekonominin frenine basıldı. Sonunda cari açık milli gelirin yüzde 6'sına kadar düştü. Ancak ilginç bir durum da ortaya çıktı. O da büyümenin yüzde 2.2'ye inmesine, iç tüketimin yüzde 0.7 daralmasına rağmen hâlâ yüksek sayılacak bir açık verdik. Cari açık bu düzeyi ile hâlâ ekonominin en yumuşak karnı, en riskli alanı.
PETROL FİYATI YÜKSEK: Cari açığın durgun ekonomik ortamda dahi yüksek kalmasında şüphesiz petrol ve enerji fiyatlarının yüksekliği çok önemli bir rol oynadı. Çünkü 2012 yılında petrol ve enerjiye 60.1 milyar dolarlık ödeme yaptık. Bu rakam tüm zamanların en yüksek rakamı. Bunda yıllık bazda ortalama petrol fiyatlarının 119 dolara yükselmesinin payı büyük.
BÜYÜMEYLE AÇIK DA BÜYÜR: Ancak bu yüksek petrol fiyatları durgun bir ekonomik ortamda böyle bir sonuç yaratıyor. Diyelim ki bu yıl fiyatlar düştü ama ekonomik büyüme de hızlanacak. Özellikle de iç tüketim daha canlı olacak. Petrol ve enerjiyi daha fazla kullanacağız. Sanayinin dönen çarkları daha fazla elektrik tüketecek. Fiyat düşse bile fatura aynı kabarıklıkta kalacak. Ya da fiyatlar düşmezse büyümeyle birlikte açık da büyüyecek. Kaldı ki enerji fiyatlarının düşeceğine dair güçlü bir beklenti de yok.
DIŞA BAĞIMLILIK YÜKSEK: Ekonomide öyle bir aşamaya gelinmiş ki, üretim ve enerji yönüyle ithalata bağımlılığımız daha artmış. İhraç edilen ürünlerde kullanılan ithal malların payı yüzde 40. Enerjide dışa bağımlılık oranı yüzde 72. Oranlar düşeceğine yükseliyor. Bağımlılık daha da artıyor. Fiyatlar da arttıkça Türkiye'nin ödeyeceği fatura kabarıyor.
ÇÖZÜM NE? Sorunun çözümü hem enerjide hem de sanayi üretiminde yerli katkı oranını artırmakta yatıyor.
■ Bunun yolu da yeni yatırımlardan geçiyor.
■ Yatırımlar da finansal kaynak gerektiriyor.
■ Bunun için tasarrufların artması, daha derin ve büyük finansal kesimin oluşması lazım.
■ Tasarruf artışı, şirket kârlarının artmasıyla mümkün. Hane halkının tasarruf etmesi de önemli ama orada büyük bir savurganlık yok. Daha çok çalışan bir kişinin iki kişiye daha bakmak durumundan kaynaklanan bir tüketim söz konusu.
■ Şirket kârlarının artması ise rekabet gücünü artırmaya, daha kaliteli mal üretmeye, marka yaratmaya, katma değerli alanlara yatırım yapmaya bağlı. Aksi halde Türkiye ekonomisi uzun dönemli yüzde 4.8'lik ortalama büyüme oranını yukarı yönde kıramayacak ve 2023 hedeflerine de ulaşamayacak. Geçmişte kamu borçları nedeniyle yaşanan "dur kalk"ların yerini yeni dönemde cari açık etkisiyle "yavaşla hızlan" alacak.

SONUÇ: "İrade olmayan yerde çözüm de olmaz." Bernard Shaw

Yukarı