TVRadyo
Abdurrahman Yıldırım
Abdurrahman Yıldırım

Mülkiyet hakkı korunmadan asla

İstanbul Borsası'na yeni bir başlangıç daha yapıyoruz. Bundan 27 yıl önce yeni diye başlattığımız İMKB'nin defterini kapatıp Borsa İstanbul (BIST) sayfasını açıyoruz. Değişiklik elbette sadece isimle, logoyla, endekslerle sınırlı değil, yapı da değişiyor.
■ Bir kere yeni yapı tamamen devlet borsası niteliğinde. Özelleştirilmek amacıyla kamulaştırma yapıldı. İsmin Borsa İstanbul olması, kısaltılmış adının (BIST) olarak İngilizce kullanılmasında yabancılarla işbirliği ve ortaklık kurma niyeti yatıyor. Küreselleşme belki en çok borsalarda ilerledi. Bu açıdan İstanbul Borsası'nın dünyayla entegrasyonu isteğin dışında artık zorunluluk olarak karşımıza çıkıyor. Ya kendisi birleşmeler, satın almalar yoluyla bir borsalar grubu oluşturacak ya da böyle bir gruba katılacak. Tek ve küçük kalarak gelecekte var olacak bir piyasa yok.
■ Yeni yapıda hisse senetleri ve borçlanma senetleri yanında altın ve kıymetli madenler ile vadeli işlemler de yer alacak. Bu açıdan VOB ve İAB ile birleşme sağlandı. İleride emtia ve enerji piyasası bu çatı altında kurulacak. Tek ulusal borsada, tek işlem platformunda ülkedeki tüm menkul kıymetlere ulaşmak mümkün olacak. Bu hem aracılar hem de yatırımcılar için operasyonel yükü ciddi biçimde azaltabilir, aracılar arasında konsolidasyona yol açabilir. Bunun yanı sıra piyasanın likiditesi tek çatı altında toplanacak, piyasa derinleşecek ve büyüyecek.
■ Tıpkı 27 yıl önce işe sıfırdan başlamadıysak, bugün de var olanı devralıyoruz. Dolayısıyla devralınan piyasaların sorunları da aynen devam ediyor. Yeni yapıya geçmekle sorunlar otomatikman çözülmüyor.
■ Zaten sermaye piyasasında yeni bir dönemin başlatılması, devrim veya reform niteliğinde yeniliklerin yapılabilmesi, şeklen değişiklik yanında içeriğe de el atmaya bağlı. En büyük eksikliğimiz veya sorunumuz yerli yatırımcı ayağının geliştirilememesi. Geniş halk kitlelerinin kaybolan güveninin yeniden kazanılamaması. Şeklen değişiklik yapmak bu yönde atılacak adımlarla sonuç almayı kolaylaştırabilir. Ama işin özünde gerekli değişiklikleri yapmak gerekir. Bu anlamda iş en başta ekonomi yönetimine, SPK'ya, aracı kuruluşlara ve sermaye piyasası kurumlarına düşüyor. Yeni bir dönemin başlatılması veya başarılabilmesi en başta onların çabalarına ve becerilerine bağlı olacak.
■ Bu da kayıtsız şartsız mülkiyet hakkının tanınması ve korunmasıdır. Küçük veya büyük hissedar hiç fark etmez. Tapu kavramının sermaye piyasasında geçerli kılınması Türkiye'nin eksiğidir. Piyasanın temel sorunu budur. 1994 krizinde aracı kurumların batışında da, 2001'de banka ve imtiyazlı şirketlerin batışında da, hep yatırımcıların mağdur edilmesi bundandır. Ne zaman ki mülkiyet hakları tam anlamıyla sermaye piyasasında ve Türkiye'de sağlanır, o zaman kalkınmada en başta ihtiyacımız olan sermayeyi buluruz. Mülkiyet hakkının önemini anlayabilir ve gereğini yaparsak sermaye piyasası geliştiği gibi, bugüne kadar çeşitli yollardan yurtdışına çıkmış toplamı 220 milyar dolar olarak hesaplanan servet de, belli ölçüde yurda dönebilir.

SONUÇ: "Para, akıllı insanlara hizmet eder, fakat akılsızlara hükmeder." Thomas Füller

Yukarı