TVRadyo
Abdurrahman Yıldırım
Abdurrahman Yıldırım

Ne kadar ihracat o kadar büyüme

Yılın ilk yarısında finansal piyasalar türbülans yaşarken reel ekonomide genel bir istikrar hâkimdi. 2012’de cari açığı daraltma ve enflasyonu düşürme uğruna büyümeden feragat edildi, yüzde 2.2’lik milli gelir artışına inildi. 2013 ile birlikte makro dengeleri düzeltilmiş ve iç tüketimi geciktirilmiş bir ekonomi olarak yeniden büyümenin şartları olgunlaştı. Üzerine terör olaylarının durması ve barış süreci eklendi. Türkiye yatırım yapılabilir notunu da aldı. Reel ekonomi canlanmaya başladı ve yılın ilk çeyreğinde yüzde 3 büyüdük. İkinci çeyrekteki üretim ve tüketim eğilimleri birinci çeyrekten biraz daha canlı bir ekonomiye işaret ediyor.

Gezi olaylarının etkisiyle haziranda belli bir ivme kaybedilmeseydi daha güçlü bir büyümeyle de karşılaşabilirdik. Ancak bu olayların etkisi yılın üçüncü çeyreğine sarkacak gibi görünüyor. Çünkü beklentileri etkiledi ve gelecek yılki seçimlerin kampanyası erkene çekildi.

BÜYÜMEYE SINIR: Yine Gezi olayları ile hemen hemen çakışan ABD Merkez Bankası’nın parasal genişlemeyi durdurma kararı ilk yarıda finansal piyasaları sarstı, gelişmekte olan ülkelerden ve Türkiye’den sermaye çıkışına yol açtı. Yılın ikinci yarısında dış kaynak akışının reel ekonomi üzerinde daha etkili olması beklenebilir. Çünkü Türkiye dışarıdan kaynak sağladığı oranda büyüyebilen bir ekonomi. Verilere bağlı olmakla birlikte FED’in eylül gibi karar alması ve kademeli bir şekilde parasal genişlemeyi azaltacağı tahmin ediliyor. ABD’nin parasını geri çağırmasına paralel dünya likiditesi azalırken faizler artıyor. Paranın hem maliyeti yükseliyor hem miktarı kısılıyor. Böyle bir ortam, cari açığı artırarak büyümeyi artırmaya elverişli bir ortam değil. Dolayısıyla dış kaynak bulma olanaklarının azalıyor olması büyümeyi sınırlandırıcı gelişme. Yılın tamamı için yüzde 7-7.5 büyüme beklerken şimdi bunu yüzde 5 civarına düşürdük. Bu da resmi hedef olan yüzde 4’ün üzerinde bir rakam.

YAN ETKİNİN FAYDASI: Son gelişmelerden sonra büyümede ihracata büyük iş düşüyor. İç tüketim canlanması ivme kaybederken dış gelişmeler de cari açık yoluyla büyümeyi sınırlayabilecek. Büyüme kısıtını aşmanın tek yolu ihracatı artırmaktan geçiyor. Cari açığı büyütmeyecek tek yol bu. Dün açıklanan yılın ilk yarısına ait TİM ihracat rakamları ise yüzde 2.5’lik artışa işaret ediyor. İhracatta altının da etkisiyle belli bir durgunluk söz konusu. Ancak burada da en kötü geride kalıyor gibi. Geçen yıl sattığımız altınların en azından yarısını yerine koyduk. Yeni ihracat pazarları olan Afrika’da ve Ortadoğu’da negatif gelişmeler gerçekleşti. Ana pazar AB’ye ihracatta gerileme durdu, hatta genel ihracatın çok az üzerine bile çıkıldı. 2014’te bu bölgede çok az da olsa pozitif büyümeye geçileceği tahmin ediliyor. İhracata ivme katacak yeni olgu ise büyümeyi olumsuz etkileyen gelişmelerin yan etkisinden kaynaklanıyor. Kur artışı ve iç pazar canlanmasının beklenenden zayıf gerçekleşmesi, şirketleri uluslararası pazarlara girmeye zorlayacak ve teşvik edecek.

BÜTÇEDEN KORUYUCU ETKİ: İhracata pozitif katkısının yanında kur artışının enflasyonu bir miktar artırması da olası. Son gelişmelere kadar bu yıl yüksek büyüme oranı yakalama fırsatımız vardı. Şimdi hem iç hem dış gelişmeler buna imkân vermiyor. Artık daha çok ihracat yapmak zorundayız. İhracatı artırabildiğimiz oranda ithalat yapabileceğiz ve büyüyeceğiz. Çünkü cari açığı bu konjonktürde daha büyütme lüksümüz yok. Bütçenin geçen yıla göre epey toparlanmış olması ise bu türbülans döneminden daha az etkilenmemizi sağlayacak.

SONUÇ: “Hiçbir yol aşılmayacak kadar yüksekten geçmez.” Andersen

Yukarı