TVRadyo
Abdurrahman Yıldırım
Abdurrahman Yıldırım

Bonoda da yabancı borusu mu ötecek?

Borsayı anladık ve de alıştık, yıllarca yabancıların dediği oluyor. Onların yaptığı hareketler piyasaya yön veriyor. Girdiklerinde fiyatlar yükseliyor, çıktıklarında düşüyor. Bu da kendi kendini haklı çıkaran, doğrulayan bir harekete dönüşüyor. Çünkü piyasanın üçte ikisi ellerinde. İşlem hacminin beşte birini yapmalarına karşılık fiyat ve piyasa hareketleri üzerinde tam hâkimiyet kurmuş durumdalar. Borsada borularının ötmesi normal.
YENİ DURUM: Ancak devlet iç borçlanma senetleri (DİBS) piyasasında yabancı hâkimiyetine pek alışık değildik. Son aylarda bunu da gördük. Bu durum oldukça istikrarlı seyreden DİBS piyasasını, borsaya yakın düzeyde oynaklaştırdı ve istikrarsızlaştırdı.
■ Üstelik yabancılar DİBS piyasasında dolaşan bono ve tahvil stokunun dörtte birine, yani yüzde 27'sine hâkim olmalarına karşılık bunu yapıyorlar.
■ Yine DİBS stokunun yüzde 46'sına Türkiye'de yerleşik bankalar hâkim olmasına, karşılarında profesyonel, kendi pozisyonlarını savunacak kadar elinde nakit varlığı olan bir sektör olmasına rağmen yabancılar buradaki fiyatlara yön veriyorlar.
■ Ayrıca Türkiye'nin bütçe açığının ve borçlanma oranının düşük seyrettiği bir dönemde gerçekleşiyor bu durum.
İYİ Kİ MERKEZ VAR: Bu nedenlerle bono piyasasında da yabancıların borusunun ötmeye başlaması oldukça düşündürücü. Borsadan sonra bonoda da yabancı hâkimiyeti kurulursa finansal piyasaların anahtarı önemli oranda yabancıların eline geçecek. Geriye döviz piyasası kalacak ki, orada hem DİBS hem de hisse senedi piyasasına getirdikleri veya götürdükleri paralarla, para piyasasındaki işlemleriyle yabancılar zaten oldukça etkililer. Ancak döviz piyasasında Merkez Bankası TL'nin değerini belirlemek adına hep var ve etkili olmak durumunda.
BANKA EKSİKLİĞİ: Yabancıların bonoda hâkimiyet kurması 201 3 yılında oldu. Hazine faizlerini 22 Mayıs öncesinde yüzde 4.58'e kadar tarihi en düşük düzeyine indiren de yabancı alımları idi, sonrasında yüzde 9.69'a kadar çıkaran da yabancı satışlarıydı. Bu kadar kısa sürede hem kendilerine zarar verdiler hem de bono piyasasında likiditenin kurumasına ve faizin aşırı oynaklığına yol açtılar.
Ama ondan önce bu piyasanın yüzde 46 ile asıl büyük payını elinde tutan bankalara bakmak gerekiyor. Geçmişteki türbülanslarda bono piyasası en istikrarlı piyasaydı. Bankalar kendi pozisyonlarını korumak ve savunmak adına bono piyasasını destekliyordu. Likidite sağlıyor, yabancı satışlarını karşılıyordu. İyi bir piyasa yapıcısı rölünü oynuyorlardı.
NEDEN ALMADILAR: Son dalgalanmada bunu yapamadılar veya yapmadılar. Aslında dalgalanmadan önce bono piyasasından çekilmişlerdi zaten. Faizler yabancı alımları ile düşerken yüzde 6'nın altı, yüzde 5'in altı enflasyondan dolayı yerliler için cazip değildi. Bu nedenle almadılar. Faizler geri dönüp yükselirken de almadılar, çünkü bu kez de piyasa dostu yaklaşım ortadan kaybolmuştu.
Sadece alım yapacak ama satış yapamayacaklardı. Piyasa işleyişinde ise satılamayacak varlık alınmaz. Bono piyasasında likiditenin kurumasında ve borusunun ötmesinde en önemli faktör buydu.

SONUÇ: "Bir gemi doğuya gider, bir gemi batıya... Esen aynı rüzgârla hangi yöne gidebileceğini
belirleyen rüzgâr değil, yelkendir." Ella W. Wilcox

Yukarı