TVRadyo
Abdurrahman Yıldırım
Abdurrahman Yıldırım

ABD 10 yıllık nereye Türkiye oraya

ABD'de temaslarda bulunan Başbakan Yardımcısı Ali Babacan 22 Mayıs'tan bu yana Amerikan Merkez Bankası'nın (Fed) yeni politika duruşunun, piyasalara sağladığı likiditeyi azaltma ve 1.5-2 sene sonra faizleri artırma şeklinde olduğunu belirterek şunları söyledi:
"Bu durumun, bütün gelişmekte olan ülkeler üzerinde az ya da çok etkisi var. Amerikan ekonomisinin kendi borçlanma faizleri dahi son dönemde 1 puanın üzerinde arttı. Biz, 22 Mayıs'tan çok önce zaten bu duruma dikkat çekmiş, bu olağanüstü bol miktardaki likitlerin bir gün geri çekileceğini, Türkiye'nin de buna hazır olması gerektiğini söylemiştik. Buna göre kurumlarımız zihni ve teknik hazırlıklarını yapmıştı. FED'in 22 Mayıs açıklamasından sonra, dünya genelinde fiyatlandırmalarında yeni bir denge arayışı var. İnişler çıkışlar bir süre daha devam edebilir. Önemli olan temel politikalarda ülkelerin sağlam durmasıdır."
UYUM İÇİN ÖNLEM: Ali Bacan'ın bu açıklamayı yaptığı gün Türkiye de önlemlerden biri daha açıklandı. Bir süreden beri dillendirilen BDDK'nın aşırı kredi büyümesine karşı önlem alması son aşamaya geldi. Bireysel kredi ve kredi kartı kullanım maliyetlerini artıran, dolayısıyla bu araçlarla kredi kullanımını sınırlayan taslak BDDK sitesinde yayımlanarak tartışmaya açıldı. Taslak aynı zamanda ticari ve yatırım kredisi kullanımını teşvik etmek istiyor. Büyük ihtimalle de ciddi değişikliklere uğramadan yürürlüğe girebilir. Bu tüketici ve kredi kartı maliyetlerinin yükseltilmesi, ticari kredi faizlerinin düşürülmesi veya artırılmaması sonucunu doğurabilir. Bu yolla yüzde 20'lerin üzerinde seyreden tüketici kredileri belki daha aşağılara çekilebilir.
Uygulamanın etkili olması küresel düzeyde değişmekte olan konjonktüre uyumu kolaylaştırabilir.
TREND DEĞİŞİYOR: Küresel çapta değişmekte olan konjonktür veya yapı ise çok bol para, çok düşük faiz oranları üzerine kurulan bir dengeden paranın kısılacağı ve faizlerin daha sonra artırılacağı yeni bir dengeye doğru gitmek. Trendin ana sürükleyicisi veya değiştiricisi ABD. FED 4-5 yıldan beri verdiği bol likiditeyi azaltmaya başlayacak, faiz artışı ise en erken 2015 yılında gündeme gelebilecek.
Aslında süreci dolar likiditesinin azaltılacağı veya faizlerin yükseleceği değil, daha çok normale dönüş diye tanımlamak daha doğru olacak.
18 EYLÜL'E HAZIRLIK: Bu süreçte mayıs başında yüzde 1.61 olan ABD 10 yıllık hazine tahvil faizi 16 Ağustos itibarıyla 2.8640'ı gördü. Hızlı bir yükseliş. Bu yükselişte 18 Eylül'de FED'in parasal genişlemeden çıkış programını azaltacağı beklentisi etkili. Piyasalar kendini buna hazırlıyor. Öyle anlaşılıyor ki, yaz tatili bitmeden de bu işi halletmiş olacaklar. Tatilden dönüşle birlikte iddialaşmalar da başlayacak. Aylık tahvil alımının ne kadar azaltılacağı oynaklığın nedeni olacak.
AYRIŞMA SEÇENEĞİ YOK: ABD faizlerinin yükselmesi bütün dünyanın faizlerini yükseltiyor. Hiçbir ülke bundan istisna olamıyor. Ne faiz düşerken ne de faiz yükselirken hiçbir ülke ABD'den ayrışamadı. Türkiye'de faizler asıl bu etkiyle yükseliyor. Merkez Bankası'nın aldığı kararlar veya alamadığı kararların etkisi çok daha düşük. Öyle olmasaydı Merkez Bankası'nın politika faizi yüzde 4.5 te dururken, ya da faiz koridorunun üst bandı yüzde 6.75 iken Hazine faizleri nasıl olup da yüzde 9'un üzerine çıkabiliyor? Nitekim bu yükselişle 2 yıllık gösterge Hazine faizi haftayı yüzde 9.17'den kapattı. Sermaye hareketlerinin serbest ve dış tasarruflara ihtiyacın yüksek olduğu bir ortamda, ABD ekonomisi ve 10 yıllık faizleri nereye giderse Türkiye de oraya gider. Çünkü Amerika dünyadan ayrışırken aynı zamanda dünyayı da peşinden sürüklüyor. Türkiye'nin ise ayrışma seçeneği yok.

 

 

Yabancı, borsada 10 haftanın 10'unda da sattı: 1.9 milyar dolar

Türkiye'ye yönelik portföy yatırımları tam da küresel eğilim çerçevesinde seyrediyor. 22 Mayıs FED'in toplantısı ve parasal genişlemeden çıkış açıklamasını yaptığı tarih. Aynı zamanda da borsaların en yüksek, faizlerin en düşük düzeyini gördüğü bir tarih. Nitekim 31 Mayıs'la biten haftada Türkiye'den hem hisse senedi hem de devlet iç borçlanma senetleri yoluyla milyar doların üzerinde net çıkış yaşandı. Son veriler 2 Ağustos'a ait ve aradan geçen 10 haftanın 10'unda da borsada net yabancı satışları vardı. 10 haftada borsadaki net satışlar 1.916 milyon dolar ile 2 milyar dolar sınırına geldi. Yabancı satışındaki bu rakam 2000 yılındaki ve 2008 küresel krizindeki satıştan sonra en büyük rakamı oluşturuyor.
Devlet iç borçlanma senetlerindeki yabancı çıkışı da 10 haftanın 2 haftası hariç sürdü. Sonuçta son 10 haftalık yabancı net DİBS satışı 2.887 milyon dolar oldu. Bu da küresel kriz sonrasının en yüklü
tahvil satışı.
Son 2.5 ayda ise hisse senetleri ve devlet iç borçlanma senetlerinden yabancıların net satışı 4.793 milyon dolara vardı. Rakamı 5 milyar doların altına 2 Ağustos'la biten hafta çekti. Bu haftada DİBS'lere 1.1 milyar dolarlık net yabancı alımı geldi.
Temmuz sonu itibarıyla yabancıların hisse senedi, DİBS ve mevduattan oluşan finansal yatırımları toplamı 134.2 milyar dolara indi. Temmuz ayındaki azalma 3.5 milyar dolarla sınırlı kaldı ve haziran ayına göre çok ciddi oranda azaldı. Azalma haziranda 17 milyar dolara varmıştı. 10 haftada 5 milyar dolara yakın net çıkışın yanında yabancıların portföyündeki 15 milyar dolarlık ekstra azalma ise varlıkların piyasa değerinin düşmesinden kaynaklandı.
Geçmişteki sermaye çıkışlarına bakıldığında en yoğun çıkışın, eğilimin başlarında gerçekleştiği dikkati çekiyor. Gerek fiyatların satıcılar için uygunluğu, gerekse de piyasanın likiditeye geçmeye daha fazla imkân vermesinden dolayı önce hareket edenler avantajlı çıkıyor. Bu eğilim kendini tekrarlayacaksa sermaye çıkışlarının şiddetini giderek azaltmasını bekleyebiliriz.

SONUÇ: "Dünkü güneşle bugünkü çamaşır kurutulmaz." Türk atasözü

 

Yukarı