TVRadyo
Abdurrahman Yıldırım
Abdurrahman Yıldırım

Har vurup harman mı savuruyoruz?

Yeni üç yıllık Orta Vadeli Program tasarruf oranlarının yükseltilmesini hedefliyor. Çünkü toplam yurtiçi tasarruflar 2013 yılında milli gelirin yüzde 12.6'sına inerek tarihi en düşük seviyesine geriledi. Yatırımların milli gelire oranı ise yüzde 19.6. Aradaki yüzde 7'lik farkı yurtdışı kaynaklarla finanse
ediyoruz. Bu da cari açık demek. Nitekim bu yıl milli gelirin yüzde 7.1'i kadar cari açık verileceği tahmini yapıldı.
Mayıstan beri içine girdiğimiz küresel konjonktür dış finansman olanaklarını kısıtlıyor ve maliyetini artırıyor. Giderek azalacak bir havuzdan ne kadar fonlama sağlanırsa ekonominin çarkları da o kadar çevrilebilecek. Böyle bir ortamda ekonominin istikrarı cari açığın dizginlenmesi ve azaltılmasından geçiyor. Bunun da bir şartı yurtiçi tasarrufları artırmak. Başbakan Yardımcısı Ali Babacan da zaten programı açıklarken bunu vurguladı ve "tasarrufları bir puan artırırsak cari açık bir puan düşüyor" dedi. Resme tasarruflar açısından bakıldığında böyle bir tablo var karşımızda. Sanki tasarruf edemeyen, etmek istemeyen, eline geçen gelirin yüzde 88.4 gibi çok büyük bölümünü harcayan, har vurup harman savuran bir ekonomiyiz.
PARALAR KONUTA: Ancak bu durum görüntüde böyle. Madalyonun diğer yüzünü çevirdiğimizde gerçek durumla karşılaşırız.
■ Ekonominin iyi gittiği ve insanların geleceğe yönelik güveninin arttığı dönemlerde kim niye tasarruf etsin? Yatırım yapar, harcama yapar. Hanehalkının birikmiş, geciktirilmiş çok önemli ihtiyaçları var. Konut ve otomobil bunların başında geliyor. Türkiye daha kentleşmesini tamamlamadı. Bölgeler arası göç hızla devam ediyor. Geliri ve borçlanma ortamını yakaladığında fırsatı kimse kaçırmak istemez. Nitekim ekonomik büyümeye, istihdam artışına ve gelir artışına paralel konut edinme eğilimi doruk noktasına çıktı. insanlar konut taksiti öderken ne kadar tasarruf edebilir ki? Bu nedenle doğru dürüst bir öğlen yemeğini kesenler bile var. Yani paralar konuta gömüldü.
■ Konuttan kurtulan veya imkânı olan otomobile koşuyor. Toplu taşımanın zayıf olduğu, taşımanın büyük ağırlıkla karayoluyla yapıldığı bir ülkede araç almak zorunlu bir ihtiyaç.
■ Konut, otomobil ve yanında diğer bazı harcamalar eklendiğinde toplum içinde zaten borçlu bir kesim ortaya çıkıyor. Tüketici kredilerinin toplamı 276 milyar lira. En çok kullanılan kredi türü de tüketici kredisi oldu. Doğal olarak gelirin giderek artan bölümü borç ödemelerine ayrılıyor. 5-10 yıl önce böyle bir durum yoktu.

 

Tüketen üç kişiye karşı üreten sadece bir kişi

Milli gelir içinde yüzde 70'in üzerinde çıkan tüketimi nüfusun tamamı yapıyor. Ama çalışanların toplam nüfusa oranı sadece yüzde 35. Bu, tüketen üç kişiye karşılık üreten, kazanan, eve maaş getiren bir kişinin olduğunu gösterir bize. Bu yıl ortası itibarıyla kurumsal olmayan nüfus 74.4 milyon kişi. 15 ve üstü yaşta olanların sayısı 55.6 milyon. Yani bir 20 milyon çocuk var zaten. 55.6 milyon insanında yüzde 51.9'u işgücü piyasasına katılıyor, çalışmak istiyor. iş bulup istihdam edilenler yani çalışanlar 26.3 milyon kişi. Çalışma çağında olup da şu veya bu nedenle istihdam piyasasına katılmayanların sayısı ise 26.7 milyon kişi. Yani çalışanlardan daha fazla çalışma çağına gelip de çalışmak istemeyen nüfus var. işte zurnanın zırt dediği yer de burası. Tasarrufun belini kıran tablo bu. Çalışan 26.3 milyon kişi nüfusun tamamına bakıyor. Çocuk, evde oturan, yaşlı, çalışmayan kim varsa onlara çalışanlar bakıyor. Tabii ki birde çalışanların kendileri var. Yüzde 35 oranı üzerinden çalışan her bir kişiye karşılık üç kişi yiyor. Bağımlı nüfus oranı iki. Bu çok yüksek bir oran. Bu bağımlılık oranı ile tasarrufları artırmak elbette çok zor. Türk insanı bulmuş ortamını konutunu ediniyor, arabasını alıyor, düğününü yapıyor. Yoksa Türkiye har vurup harman savuran bir ekonomi veya toplum değil. Mutlaka müsrifler var ama belirgin değil. Yapısal anlamda bozukluk varsa en başta istihdam piyasasında var. Düşük olan istihdama katılma oranıdır, kaliteli istihdamdır, katma değerli üretimdir ve kaliteli ücret almaktır. istihdam piyasasının büyümesi de ihracata ve o da rekabet gücüne bağlıdır.

SONUÇ: "Roma bir günde kurulmadı." İtalyan atasözü

Yukarı