TVRadyo
Abdurrahman Yıldırım
Abdurrahman Yıldırım

Zaten tasarrufta amaç konut almak değil mi?

Önümüzdeki dönemde tasarrufların artırılmasına karar verildi. Ama tasarruf kapasitesine sahip çoğu insan konuta bağlanmış durumda. Tasarruf artışı makro ekonomi için iyi olabilir ama insanlar niye tasarruf etsinler ki?
■ Tanıdığımız, bildiğimiz bizim insanımız tasarrufu ancak kötü, kara günler için yapar. "Ak akçe kara gün içindir." Ancak gelecekten korkarlarsa, işini ve gelirini kaybedecekse, sağlığını yitirecekse tasarruf eder. Bu açıdan mevcut ortam pek uygun değil. Ekonomik istikrar ortamı, geleceğe duyulan güven, sağlık hizmetlerinin yaygınlaştırılması insanları rehavete sevk ediyor.
■ İnsanların bugünden tasarruf etmeleri için, parasını finansal piyasalarda değerlendirerek enflasyonun üstünde gelir elde edeceğine ve gelecekte satın alma gücünün artacağına inanmaları lazım. Aksi durumda tüketimini bugünden yapar veya finansal yatırım alanının dışına çıkar. Mesela emlak yatırımı yapar, iş kurar, bir işe ortak olur.
■ Finansal piyasalarda ise son yıllarda pek reel getiri yok. Bu durum konjonktürel olabilir. Ama sonucu değiştirmiyor. Dün yerleşik hanehalkının toplam tasarruf stokunu yayımladık. Enflasyon ile büyümeyi
karşılayacak bir artış var. Tasarruflar toplamı 10 yıl önce milli gelirin yüzde 50'si kadarken, şimdi yüzde 60'ına çıkmış. Çok düşük bir düzey ve sınırlı bir artış. Bu da, aradan geçen zamanda paradan para kazanılamadığını gösteriyor. Reel kazanç yoksa para reel ekonomi ve başka alanlara gider. Olan da bu zaten.
■ Faizin reel anlamda düşüklüğü hatta negatif hale gelmesi, döviz kurunun oynaklığı ve uzun vadede faiz kadar net bir getirisinin olmayışı finansal araçlara yatırımı cazip kılmıyor. Bireysel emeklilik sistemi devlet katkısı ile cazip hale geldi ancak yeni ve tek bir enstrüman.
■ Tasarruf sahiplerinin finansal sistemde benimsediği en iyi araç mevduat. Zaten yeterince yatırım yapılmış ve reel getirisi var mı yok mu, tartışılabilir.
■ Bir diğer araç ise döviz. Döviz mevduatı da finansal sistemde gereğinden fazla var. Yarın bir gün insanlar yine kötü gün için birikim yapmaya başlarsa bunun döviz bazında olması daha muhtemel.
■ Türk halkının geleneksel yatırım aracı altın. Altın stokunun bugünkü değeri 200 milyar doların üzerinde. Bu da altını, mevduat ve dövizle birlikte üç ana yatırım aracından biri haline getiriyor.
■ Konut veya gayrimenkul bütün yatırım anketlerinde en çok tercih edilen araç. Emlak yatırımı Türkiye'de hanehalkının en temel yatırım aracı. Kentler büyüyor, talep artıyor ve araziler ile emlak değerleniyor. Emlak alan bir yerde Türkiye'nin geleceğine yatırım yapıyor. Hem değer artışı hem
kira geliri var. Kayıtdışılığı yüksek bir sektör ve vergisi de düşük. Ortalama hanehalkı sayısı dört. Anne baba dışında iki de çocuk var. Başbakan çocuk sayısının en az üçe çıkarılmasını istiyor. Onlara da konut lazım. İşte insanımız tam da bu dönemin konjonktürüne uygun hareket ediyor.
Zaten insanların tasarruf etmedeki en büyük nedeni ev almaktır. Tasarrufun nihai amacı budur. Biri alınmışsa ikincisini edinmektir. Vatandaş da şimdi tam bunu yapıyor. Yaşlılıkta ise bakım çocuklardan, ev de anne babadan.

SONUÇ: "Dünyada mekan, ahirette iman." Türk atasözü

 

Taksitlendirme illüzyonu!

Tasarrufları artırmak amacıyla iki yıla kadar kredi kartı taksitlendirmesi sınırlandırılıyor. Bu taksitlendirme alışverişi bayağı teşvik eden bir uygulama. Tabii zor duruma düşenler, borcunu ödeyemeyenler de çok. Çünkü taksitlendirme kredi kartı limitinin çok üzerine çıkılmasına, dolaylı biçimde limitin kat be kat aşılmasına olanak tanıyor. Taksitle mal alan da bir yerde illüzyon yaşıyor. 24'e bölünmüş bir fiyat, kesin olarak düşük görünüyor. Bir sürü 24'e bölünmüş taksitler birbirine eklenince gelecek iki yılın kart limitleri doluyor. Her ay maaşın veya gelirin üstünde bir ödeme ile karşı karşıya kalıyor kart müşterisi.
Üstelik tek kart da değil, birden çok kart edinmek mümkün. Karı kocayı düşünürsek, kart sayısını ve üstlenilen taksit tutarını ikiyle çarpmak gerekir. Taksit olayının ödeme kolaylığı sağlayarak fiyatı ucuz ve cazip gösterme özelliği baskın. Bu uygulamayı bizim perakende sektörü 2001 krizinde keşfetti ve krizden çıkışta önemli bir işlev gördü. Kriz sonrasında terk edilmesi gerekirken daha da genişletildi ve bugünkü yanlış noktaya geldik. Şimdi taksitlendirme olayı ne kadar sınırlanırsa o kadar iyi. Fiyatları düşürücü etki de gösterebilir. Çünkü bir malın peşin fiyatı, tek çekim fiyatı veya 24 ay taksitli fiyatı pek yok. Pek çok üründe bu üç ödeme şeklinde de fiyat aynı. Nakit veren de, tek çekim ödeyen de, 24 ay taksit yaptıran da aynı fiyatı ödüyor. Satıcı muhtemelen taksit üzerinden fiyatlama yapıyor. Bazen pazarlık yaparak peşinde fiyat düşürmek mümkün. Ama taksitlendirilme maliyetinin fiyata eklenmesi yaygın. Buna karşılık malın etiketinde veya pazarlanmasında toplam fiyat yok. Sadece bir aylık taksite vurgu yapılıyor. Bu da doğal olarak alıcıyı yanıltabiliyor.

Yukarı