TVRadyo
Abdurrahman Yıldırım
Abdurrahman Yıldırım

Ekonomi, asıl reel sektör için döviz, faiz, borsa üçgeninden ibaret

Finansal piyasalardaki gelişmelerle, piyasa profesyonellerinin, piyasanın içinde olanların, paradan para kazananların, piyasa oyuncularının ilgilenmesi gayet normal. Çünkü bu işi yapıyorlar, alıp satıyorlar, kazanıyor veya kaybediyorlar, pozisyon taşıyorlar, aracılık ediyorlar, tavsiye veriyorlar. Bu arada birileri de reel sektör adına, üretim adına "Ekonomi döviz, faiz, borsa üçgeninden ibaret değil" diyor. Ancak finansal bilgi, gelişmelerin takibini de en başta reel kesimin bizzat kendisi talep ediyor. Finansal piyasalardaki gelişmelerden, döviz kurunun değişmesinden, faiz oranlarının yükselip düşmesinden, borsanın inip çıkmasından en başta onlar etkileniyor. Çünkü asıl pozisyon alanlar onlar. Tam anlamıyla hayatları bu piyasalara bağlı. Ekonomi, asıl onlar için döviz, faiz ve borsa üçgeninden ibaret. Nasıl olduğu ise bitişik tabloda yer alıyor.
■ Küresel piyasalarda risk alma iştahının kabarmaya başladığı yıl 2002. Bizim de krizden çıktığımız yıl. Bu yılda Türkiye'nin dış borcu 130 milyar dolar. 86 milyarı kamu kesimine, 43 milyarı özel sektöre ait. 2002'de özel sektörün dış borcu kamunun yarısı kadar.
■ 2013 yılı ortasına geldiğimizde durum tam tersine döndü. Özel sektörün dış borcu kamunun iki katına yükseldi, hatta geçti bile. Yıl ortası itibarıyla 115 milyarlık kamu borcuna karşılık özel sektör dış borcu 252 milyar dolara yükseldi. Oran olarak da kamu borcunun 2.2 katı düzeyine çıktı. Kamu borcu, aradan 10 yılı aşkın zaman geçmesine karşı 28 milyar dolar veya yüzde 33 gibi, çok sınırlı bir artış yaşadı. Özel sektör borcu ise 209 milyar dolar büyüdü. Artışı yüzde 486 veya 5 kat.
■ Buradaki vurgu Türkiye'nin toplam dış borcunun büyüklüğüne veya miktarına değil. O ayrı bir tartışma konusu. Vurgu dış borcun özel sektör üzerinden gerçekleşiyor olmasına. Kur riski kamu kesimi, hanehalkı ve finansal kesimin üzerinde değil, asıl risk bu kadar borçlu olan özel sektör üzerinde.
■ Kurlar üzerinde yukarı yönde dörtte bir veya üçte bir oranındaki değişim özel sektöre ciddi zarar verebiliyor. Mesela halka açık şirketlerin üçüncü çeyrek bilançoları açıklanıyor. Geçen yılın aynı dönemine göre borsadaki şirket kârlarında ortalama yüzde 11 azalma bekleniyor. Halbuki bu yıl büyüme daha yüksek, iç talep daha canlı, faiz oranları daha düşük. Kârların düşmesi değil yükselmesi gerekir. Ama buna karşılık döviz kurları bu yılın üçüncü çeyreğinde yüzde 10 civarında arttı. Kâr azalması kurdan.
■ Özel sektör aynı zamanda ithalat ve ihracat yaptığı içinde kur değişimiyle çok yakından ilgili.
■ Bütün bu nedenlerle risk alma iştahının yükseliyor ve Türkiye'ye sermaye girişinin artırıyor olmasına
karşılık döviz kurlarında aynı paralelde düşüş gerçekleşmiyor. Bunun da temel nedeni döviz pozisyon açığı taşıyan şirketlerin yaptığı alımlar. Pozisyonlarını uygun kur düzeyinden azaltmayı tercih ediyorlar. Daha zor günlere hazırlık yapıyorlar.
■ Yapılması da ülke riskini düşürmek için gerekli ve zorunlu. Çünkü ABD'de siyasi çekişme bir gün uzlaşmayla sonuçlandığında, FED parasal genişlemeden geri adım atmaya başlayabilir. Bunun ihtimali
bile, sermaye hareketlerini tersine döndürmeye, doları kıtlaştırmaya ve kurları yükseltmeye yetiyor. Yükselen kurların reel sektör bilançoları üzerinde yapacağı tahribatı görmek için de, dış borçların artış hızına ve miktarına bakmak yeterli olacak.
Dövizle ilgilenen, parayla ilgilenen, kazanan veya kaybeden asıl reel sektördür. Üretim tarafında yer aldıkları için de, finansla sanki ilgileri yokmuş gibi algılanır.

SONUÇ: "Nasıl görünüyorsanız öyle tanınırsınız, çok az kişi gerçekte ne olduğunuzu bilir." Machiavelli

Yukarı