TVRadyo
Abdurrahman Yıldırım
Abdurrahman Yıldırım

2014'ün riski çok, oynaklığı çok buna karşın kazancı hiç mi yok?

Ekonomi 2001 krizinde üst üste 4 çeyrek daraldı ve yüzde 5.7 küçüldü, işsizlik oranı yüzde 6 civarında bir düzeyden yüzde 10'un üzerine çıktı, 4 puan kadar arttı.
2008-2009 küresel krizinde ise ekonomi üst üste 5 çeyrek daraldı. 2009'da ekonomi yüzde 4.7 küçüldü ve işsizlik yüzde 10'dan yüzde 14'e çıktı. Gerek büyüme gerekse işsizlik artışı iki krizde de birbirine çok yakın. Ancak küresel krizde şirket batışları çok daha az, devalüasyon oranı çok daha düşük, faizler ise dünyaya paralel tarihi en düşük seviyesine indi. Yerlilerin finansal varlıklarında ilk kez bir kriz sırasında kayıp yaşanmadığı gibi artış oldu. Çünkü hanehalkının döviz pozisyonunda fazla vardı. Faizden sermaye kazancı elde edildi. Borsa da kısa sürede kendini toparladı. Şirket batışları da az olunca işsizlik izleyen yıllarda düşmeye başladı. Bu haliyle "Küresel kriz Türkiye'de finansal tarafa hiç uğramazken, reel tarafa dokundu geçti" denilebilir.
2014'e ise siyasetteki dalgalanmayla girdik. Finansal piyasalarda sert hareketleri yaşadık. Durumu, 2001'e benzetenler var. Benzerlik var ama farklı yanlar daha fazla. Fark da, düşük kamu borcundan, bütçe açığının düşmesinden, bankacılık sisteminin sağlığından, enflasyonun ve faizlerin düşüklüğünden geliyor. Benzer yanlar ise cari açığın büyüklüğü ve açık pozisyonların varlığı ile yönetim sorunları olarak görülebilir.
SERMAYE AKIMLARI: Hatta o zamanki cari açık milli gelirin yüzde 5'ine yakındı, bugün yüzde 7'nin biraz üzerinde. Bu açığın yarıdan fazlasını da kısa vadeli sermaye ile fonluyoruz. Bu da bizi küresel piyasalara, piyasalardaki gelişmelere ve fon akımlarına son derece duyarlı hale getiriyor. Küresel fon akımlarında ise artış beklenmiyor. Türkiye'deki gelişmeler de bu fonlar için pek çekici değil. Çünkü kısa vadeli sermaye faizde istikrar hatta yumuşak bir inişi, kurda istikrarı ve yerli paranın değerlenmesini sever. Bu açıdan dalgalı ve belirsiz bir ortam, kaygan bir zemin sıcak parayı iter. Bu yönüyle 2014 zor geçebilir. Çünkü doğrudan yatırımlar düşük seyir izliyor. Sıcak para akışı da düşmese iyi. Mecburen kredilere ağırlık verilecek. Böylelikle de 2014 yılında 238 milyar dolarlık bir dış kaynak gereksinimi karşılanacak. Bu fonlamanın zorlanılmadan sağlanması halinde kurun üzerindeki baskı azalabilir ama fonlamada zorlukların ufukta belirmesi kuru yukarı doğru itebilir. Bu da ithalatı pahalılaştırarak ve beklentileri bozarak ekonominin daralmasını beraberinde getirebilir.
OYNAKLIĞIN NEDENİ: Bunların sonucunda da cari açık biraz daha azalabilir. Başbakan Yardımcısı Ali Babacan 2014'te açığın milli gelire oranını yüzde 6.5 bekliyor. Cari açığın önemli bir riskle karşılaşmadan finanse edilebilir düzeyini ise yüzde 4-5 olarak veriyor. Bunu bir veri olarak alırsak cari açık bu düzeye ininceye kadar ekonominin ve finansal piyasaların üzerinde Demokles'in kılıcı gibi duracak.
Tabii ki tersi durum da gündeme gelebilir. Sermaye akımlarının hızlanması ise kurları aşağıya çekerken cari açığın finansmanını kolaylaştırır ve açığın daha yüksek seviyelerde kalmasını sağlar. Ama ne olursa olsun dışarıdan sermaye akımlarındaki belirsizlik, Türkiye'nin 238 milyar dolara varan dış kaynak gereksinimi, içeride seçimler, kur artışlarının gerektirdiği zamlar, yükselecek enflasyon ile 2014 yılı çok oynak bir yıl olmaya aday.
PİYASA KARŞITLIĞI: Siyasi takvimin etkisiyle çok oynak bir yıla girdik. Ancak genel seçimlerin yapılmasıyla son bulabilecek böyle bir süreçte ekonomiye ve piyasalara da rahat yüzü yok gibi görünüyor.
Elbette aynı oynaklık hatta küresel gelişmelerin etkisiyle finansal piyasalarda daha fazla yaşanmaya aday. Yükselen ve oynaklaşacak faizler, yükselen ve oynaklaşacak kurlar, düşen borsa, değer yitiren
finansal varlıklar, azalan servetler, geleceğe yönelik güvende azalma yaratmaya aday.
Yabancı fonlara gereksinimin arttığı böyle bir dönemde siyasetteki yabancı ve bankacılık karşıtı söylemin varlığı da bir handikap olarak ortaya çıkıyor. Hatta bu söylemin zaman zaman dozunun yükselmesiyle dış kaynak akışında bozulma yaratabilir ve bunun telafisi için ekstra risk primi dahi gündeme gelebilir. Böyle bir süreçte Türkiye'nin kaçınması gereken şey, ister sıcak ister soğuk isterse de ılık olsun yabancı sermaye veya piyasa karşıtı söylemler olmalı. Sermaye hareketleri serbest ise ve dış kaynak gereksinimimiz yüksek ise durum bu.

SONUÇ: "Kazandığın her şey için bir şey kaybedersin" Emerson

 

YILIN AVANTAJLARI NEREDE:

Bütün bu risklere karşılık 2014 yılının avantajları da yok değil.
■ Düşük kamu borçluluğu, düşük bütçe açığı ile güçlü bankacılık sisteminin varlığı makro ekonomik yapının güçlü yanlarını gösteriyor.
■ Şirketler kesimi aşırı borçlu görünüyor. Ancak son 20 yılda Türkiye'den güçlü sermaye çıkışının da yaşandığı 4 büyük krizde (1994, 1998, 2001 ve 2008) borçlarını ödemeyi başardılar. Geçmiş krizlerde gördük ki, devalüasyon oranı üçte bir düzeyini geçmedikten sonra reel sektör için ciddi sorun doğmuyor. Bu oran geçildiğinde ve TL yaklaşık yarıya yarıya değer kaybettiğinde ise dış yükümlülükler yine yerine getiriliyor, tıpkı 2001'deki gibi, ama kayda değer biçimde şirket batışları da oluyor. Ancak işler kötüye gitse bile bu ölçüde bir devalüasyon beklentimiz yok. Böyle bir kur patlamasını gerektirecek enerji birikimini gözlemlemedik.
■ Azalacak veya düşecek varlık fiyatları da, finansal varlıklar da, 2014 içinde iyi bir alım fırsatı yaratabilir.
■ Kur yükselmesi ve Avrupa pazarının canlanması da ihracatta yeni bir ivme yaratabilir. Bu durumda azalan iç talebin yerini dış talep artışı alabilir ve cari açığın azalması sonucunu doğurur ki, küresel konjonktürde en çok ihtiyacımız olan şey bu.

 

KONUT SEKTÖRÜ DİNLENMEYE ÇEKİLEBİLİR

Bütün gelişmelerin birikip reel ekonomide etkileyeceği en büyük alan ise emlak sektörü. Bu öncü sektör, 10 yıllık canlı ve primli bir dönemin ardından seçim süreçleri tamamlanıncaya, Türkiye'nin siyasal ufku açılıncaya ve ekonomide yeni yapı ortaya çıkıncaya kadar kendini dinlenmeye alabilir.
■ Hem kredi faizleri artacağından ve eskisi gibi kolay kredi verilmeyeceğinden hem de İstanbul'un bazı semtleri ve bazı projelerinde fiyat şişmesi aşamasına gelinmesinden dolayı konutta belli bir düzeltme dönemi yaşanabilir. En büyük sektördeki talep durgunluğu, ekonomik aktivitenin canlılığına da yansıyabilir.
■ Konutun da etkisiyle tüketici kredilerindeki hızlı artışla hanehalkının borçluluğunun büyümesi ortaya yeni bir durum çıkarıyor. Bu borç ödemelerinden dolayı alım gücünden, tüketimden düşen hanehalkı sayısı azımsanamayacak düzeyde.
■ Üstelik konut için hanehalkının ödeme ve borç yükü altına girmesi, tasarrufları azaltıcı etki yapıyor. Tasarrufların milli gelire oranının yüzde 12.6 ile tarihi düşük seviyesine inmesinde konut yatırımlarının payı büyük. Çünkü konut hanehalkının en büyük yatırımı veya tüketimi. Bu yatırımı yapanın tasarrufu düştüğü gibi, alım gücü de düşüyor, diğer alışverişe talebi de azalıyor. Konut alımları hız kesecekse finansal tasarrufların artacağını söylemek mümkün.
■ Harcamaların konuta yönlendirilmesinden dolayı yavaşlamış olan iç talebe, kredi kısıtını ve artan faizleri de eklediğimizde yavaşlayacak ekonomik aktiviteyle karşı karşıya kalabiliriz. Bu durum belirsizlikler nedeniyle güvende azalmayla birleşerek inşaat seköründe durgunluğun süresini de uzatabilir. Eğer bundan sonra ekonomide ve beklentilerde bir bozulma yaşayacaksak bu artık öncelikle konut sektörüne vuracak ve sorunları konut sektörü öncülüğünde yaşayacağız.

Yukarı