TVRadyo
Abdurrahman Yıldırım
Abdurrahman Yıldırım

Bol ve ucuz dış kaynak döneminin sonu

2013'te yerlilerin finansal varlığı yüzde 17.5 artmasına karşılık dolar bazında yüzde 3.4 azaldı. TL yeniden değerlenme sürecine girmezse tasarruf sahipleri 2013'ü kalıcı bir kayıpla bitirecek. Genel tasarrufların milli gelirin yüzde 12.7'sine düşmesi de bunu doğruluyor.
Geçen yıl Türkiye'ye gelen sıcak sermaye artış hızında da azalma var. 2012'de 38 milyar dolara varan artış 2013'te 17 milyar dolara indi.
■ Bu yavaşlama döviz kurları üzerinde etkisini gösterdi. TL, 2013 yılında döviz sepetine karşı yüzde
18 değer yitirdi.
■ Dış finansmanın azalmasının iç ve dış nedenleri var. En etkili faktör FED'in parasal genişlemeyi azaltmaya karar vermesi.
■ 2014'te ise dış borç ödemesi 76 milyar dolarla rekor düzeyde. 17 milyar doları kamuya, 59 milyar doları özel sektöre ait. Bu ödemede bir sorun beklenmiyor.
■ Ama ödemenin üzerine cari açık kadar da dış kaynak bulunması lazım. Bu da 2014'te 60 milyar dolar kadar bekleniyor ve sonuçta dış finansman ihtiyacın 136 milyar dolara yükseliyor.
■ Türkiye bu durumda iken dünya ise bol ve ucuz para ortamından giderek uzaklaşıyor. İhtiyaç duyulan kaynak bulunmasına bulunur ve borçlar döndürülür. Ama iş yapmak sadece borç ödemek ve açığı finanse etmek değil. Aynı zamanda işletme sermayesini bulmak, üretimi fonlamak, yeni yatırımlar yapmak, risk almak da demek.
■ Borç ve cari açığın üzerine ne kadar ek kaynak bulunursa, bu kaynak ne kadar düşük maliyetli olursa, risk alma iştahı da buna paralel korunabilir. Aksi ise risk alma iştahının azalması demektir.
■ Üstelik 2014 için söz konusu olan bu süreç sonraki yıllarda da devam edebilir. Çünkü "100 yıllık bol ve ucuz para döneminden" normale dönüş öyle 1 yılda olmayacak.

 

Tek piyasa, ekonomi için tek ayakla yürüyüş gibi

Bu dönemde üretim, yatırım ve büyüme için daha çok iç kaynaklara bakmak durumunda kalacağız. İhtiyaç duyulan kaynak var olmasına var, ama finansal sisteme gelmediğinden kullanılabilir değil.
■ Bir kere 150 milyar dolara yakın bir sermaye yurtdışına çıkmış durumda. Bu paralar bizim finansal sistemimizde olmasa bile sıkışma dönemlerinde devreye giriyor.
■ 200 milyar dolar civarında değeri olan 5-6 bin ton altın stoku ekonomik olmayan, atıl bir şekilde tutuluyor.
■ Dövizde de, finansal sistemdekinin yaklaşık yarısının yastık altında olduğu tahmin ediliyor. Bu da 60-65 milyar dolarlık bir kaynak demek.
Bütün bu kaynakların ya bankalara ve para piyasasına ya da sermaye piyasasına girmesi lazımdı ki, finansal sistem yeterince büyüsün, derinliği olsun ve daha düşük maliyetlerle çalışsın, araç çeşitliliği olsun. Böyle bir piyasadan da dış finansman olanaklarının azaldığı bir dönemde şirketler ve ekonomi finansman sağlayabilsin. Sonuçta rekabet gücü korunsun ve uzun vadede büyüme hızı ortalaması vasat olmaktan kurtulsun. Sadece bankacılık ve para piyasası sistemiyle giderken ve antika bir borsayla uğraşıp dururken, sermaye piyasasını geliştirememenin bedeli bu dönemde daha iyi anlaşılırsa ne iyi. Tek piyasalı bir finansal sistemin ekonomi için aynı zamanda tek ayaklı yürüyüş olduğu görülürse belki gereken adımı atarız.

SONUÇ: "Eksikli büyüyen cansız olur." Türk atasözü

Yukarı