TVRadyo
Abdurrahman Yıldırım
Abdurrahman Yıldırım

Sermaye kısıtından başka etkili ne önlem olacak ki?

Başbakan Erdoğan "Faize karşıyım, ama Merkez Bankası bağımsız, işine karışamam. Faiz artışı işe yaramazsa B ve C planlarımız var, seçim öncesi veya sonrası devreye sokarız" söylemine devam ediyor. İster istemez yeni önlemlerin ne olacağını herkes birbirine soruyor ve piyasalarda stresi artırıyor.
Başbakan Yardımcısı Ali Babacan bu belirsizliği ve kuşkuyu gidermek amacıyla olsa gerek dün nelerin olamayacağını açıkladı. Babacan'ın olmayacakları şunlar:
■ "Sermaye hareketlerinin kısıtlanması ülke ekonomisini öldürecek bir adım olur. Düşünülemez bile."
■ "Merkez Bankası Kanunu değiştirilmeyecek. Çünkü Merkez Bankası bağımsızlığını değiştirdiğiniz zaman, ciddi bir öngörülmezlik meydana gelir ve yatırımcı ciddi cevap verir."
Bu ifadeler nelerin olmayacağını işaret ediyor. Sermaye kısıtlaması ve Merkez Bankası'nın bağımsızlığını yok etmek yok. Bu durum iyi de o zaman alternatif önlemler ne?
Faizden ve sermaye kısıtlamasından başka ne önlem alınırsa alınsın, güçlü bir etkiye sahip olmaz. Hele hele son faiz artırımının gösterdiği etkiye.
Buna rağmen Başbakan'ın söyleminden seçmene yönelik şu mesajı çıkartabiliriz: "Faiz artışına izin, kurun önünü kessin diye verdik. Daha fazla artırım yok. İşe yaradı yaradı, yaramadı faiz düşecek. Bu seçim öncesinde de başlayabilir, seçim sonrasına da kalabilir." Eğer Başbakan'ın sözlerini böyle değerlendirirsek, gündeme gelecek önlemin adı faiz düşüşüdür. Faizler düşüşe geçtiği zaman da, kurun üzerindeki baskı azalır. Ekonominin faiz yoluyla baskı altında kalması ivme kaybeder. Faizin yerini döviz kuru alır. Bu durumda da 40 katır ve 40 satır hali değişmez. Biraz oradan darbe yeriz, canımız yandığında döneriz, biraz buradan darbe yeriz.
Sonuçta cari açığı azaltmak zorundayız. Gelecek hafta aralık ayı verileri açıklanacak. Yıllık 63 milyar dolarlık açık bekleniyor. Bunun milli gelire oranı yüzde 7.5'i buluyor. Zaten Türkiye'yi kırılgan ekonomiler arasına sokan en büyük faktör de bu. Seçimlere kadar yüksek faizle, seçim sonrasında yüksek kurla yola devam etmek ise sanki Türkiye ekonomisini küresel gelişmelere uyumlaştırmada zikzak çizme gibi bir şey. Ama ne yazık ki ikisinden de kurtulmak mümkün olmuyor. En azından birini tercih etmek zorunda kalıyoruz.
Ne yaparsak yapalım yaz aylarına kadar cari açığı milli gelirin yüzde 5'ine düşürmemiz gerekiyor. Bu da 6 ay için 20 milyar dolarlık bir gerilemedir. İşte o zamana hazırlık için cari açığın süratle düşürülmesi gerekiyor. Kur artışı bunun en kestirme yoluydu. Faiz artırmakla aslında bu işi biraz uzattık ve zaman kaybettik.
Halbuki bu işin zaman kaybına tahammülü yok. Çünkü FED'in tahvil alım programı sonbaharda bitecek gibi. Onun öncesinde FED'in faiz artırımına ne zaman başlayacağı, hangi hızda başlayacağı tartışılacak. Artırım muhtemelen 2015'te ama tartışması tıpkı tahvil alım programının azaltılmasındaki gibi, bir yıl önceden başlayacak. Tartışma başladığında faiz artırımının bedelini, cari açığı ve dış finansman ihtiyacı yüksek ülkeler ödeyecek.

SONUÇ: "Kaderimizden kaçmak için gösterdiğimiz her gayret bizi sadece ona götürmeye yarar." Emerson

Yukarı