TVRadyo
Abdurrahman Yıldırım
Abdurrahman Yıldırım

2013 sonunda 2.8 milyon kişi borç batağına saplanmış


Kredi kartı harcamalarını ve taksitlendirmelerini, bireysel kredileri kısmen sınırlayan kararlar şubat ayı itibarıyla yürürlüğe girdi. Bu sınırlamada tüketimi frenlemek, iç talebi azaltmak, özellikle ithal mallara olan talebi düşürmek yoluyla cari açığı kontrol altına alma amacı yeterince tartışıldı. Doğru bir önlemdi de. Henüz kazanılmamış bir gelirle ithal cep telefonu ve otomobil almak ve bunun dönüp cari açığı artırması, böylesi bir dönemde zaten hiç olmaması gereken bir durumdu.
MADALYONUN DİĞER YÜZÜ: Ancak madalyonun öteki yüzünü de görünce alınan önlemlerin önemi iyice ortaya çıktı. Bu da, hem bireysel kredi borcunu hem de kredi kartı borcunu ödeyemeyenlerin sayısındaki çok hızlı artıştır. Henüz yeni açıklanan Bankalar Birliği Risk Merkezi‘nin 2013 yılına ait verileri, bireysel borçluluk ve kredi kartı borcundaki sıkıntılı bir tabloya doğru gidildiğini ortaya koyuyor. 
- 2013’te 156 bin kişi ferdi kredi borcunu ödeyemedi. Geçmiş yıllardan da 308 bin kişi bireysel borcunu ödeyememişti. Böylece ödeme zorluğu çeken kişi sayısı 464 bine ulaştı. 
- Kredi kartı borcunu ödeyemeyenlerin sayısı ise son bir yılda 229 bin kişi oldu. Burada da geçmiş yıllardan gelen kart borçlusu sayısı 390 bin. 2013 sonunda kredi kartı borcuyla başı dertte olanların sayısı toplam 619 bin kişi. 
- Hem ferdi kredi borcunu hem de kredi kartı borcunu ödemeyenler ise geçen yıl 384 bin kişi daha arttı. Rakam 2012 sonunda 698 bin idi. Böylece ferdi ve kredi kartı borcunu ödeyemeyenlerin toplamı 2013 sonunda 1 milyon 82 bine çıktı. Bir önceki yıla göre yüzde 55 arttı. Bu da bütün kredi, mevduat, enflasyon gibi kıstas alınacak artışların üzerinde, hatta en azından ik katı düzeyinde bir artış.
TEHLİKE NEREDE: İşte gelirin üzerinde harcamada gelinen son aşama bu ve asıl tehlike de burada.  - Çünkü bireysel de olsa, bir kere ödeme zorluğuna düşülmüşse borcun azaltılması ve temizlenmesi hiç de kolay olmuyor. Yıllar alabiliyor. 
- Üstelik bunun yapılabilmesi için maaş ve ücret gibi kişinin gelir kaybına uğramaması gerekiyor. Yani işini kaybetmeyeceği bir ortam veya konjonktür lazım. Bu konuda ise ufukta ortaya çıkan riskler mevcut. Eğer koşullarda değişme olmazsa ekonomideki bozulmanın devamına bağlı olarak istihdamda ve gelirlerde kayıplar meydana gelebilir. 
- Yine ödemelerin yapılabilmesi için, kişilerin alacaklarını da tahsil ediyor olabilmesi lazım. Ticaretin içindeki birisinin kredi kartı veya bireysel borcunu ödeyebilmesi, çek ve senetlerini veya alacaklarını tahsiline bağlı. Ancak önce kur şoku, ardından faiz şokuna ekonomik aktivitenin sert bir şekilde durması eklendi. Böyle dönemlerde çek ve senetler ödenmez. Alacağını tahsil edemeyenin de ferdi kredi ve kredi kartı ödemelerini aksatması olasılığı yükselir. Bu durumda 2.8 milyon kişiye yenilerinin eklenmesi ve borç batağı tehlikesinin daha da büyümesi muhtemeldir.
BATAĞIN NEDENLERİ: Kabul edelim ki, Türkiye’de kredi kartı kullanımı ekonomik büyüklüğe ve kişi başına gelire göre çok yaygın.
Üstelik birkaç yıla kadar uzatılan bir taksitlendirme tüketimi aşırı teşvik eden bir sistem oluşturdu. 
- Hem kişi başına gelirin kısa zamanda hızla artması, hem faiz oranlarının ve kredi faizlerinin tarihin en düşük düzeylerine inmesi, hem de finansmana kolay ulaşılması geçtiğimiz dönemde tüketimi aşırı şekilde teşvik etti. 
- Ayrıca Türk insanının tüketim açlığı var. Bu açlık üstteki olanaklar ve fırsatlarla birleşti. Üstüne bu dönemde bir de AVM’leşme eklenince, bazı bireyler ve hanehalkı ödeme gücünün üzerinde borca girdi ve tüketime gitti. Böylece son 5 yılda 3 milyona yakın insan borç batağına saplandı.

SONUÇ: “Yedik içtik, yüzden düştük.” Türk atasözü

Yukarı