TVRadyo
Abdurrahman Yıldırım
Abdurrahman Yıldırım

Kur ve enflasyon riski var, büyük kriz korkusu yok

Türkiye’nin yönetiminde bugün yaşananlar 2001’deki “Bu bir devlet krizidir” tanımından daha ağır. Bir günlük, bir haftalık, bir aylık tartışma veya kilitlenme değil, birkaç ayı bulan sürekli kriz ortamındayız. Yaşananları 2001’de Başbakan “devlet krizi” diye tanımlamıştı, bugün de Başbakan’ın deyimiyle “devlet ve paralel devletin krizi” yaşanıyor. Bir benzerlik de şubat ayında yaşanması ve Hazine’nin yoğun borç geri ödemelerinin olmasında.
Bu ödemeler için de yoğun borçlanma ihaleleri düzenleniyor. 5 ihale geçen hafta yapıldı ve karşılığında Hazine 10 milyar lira yeni borçlanmaya gitti. 15.5 milyar liranın ödendiği şubat ayı defterini de böylece kapattı. Ama gelecek hafta mart ayı, borçlanma defteri açılacak ve Hazine 16.6 milyar lira daha borç ödemesi yapacak. İki hafta içinde toplam 31 milyar liralık borç ödemesi için Hazine’nin düzenlediği 10 ayrı ihalenin yarısı yapıldı ve ortaya da belli bir resim çıktı.
FARK NEREDE: Borçlanmaların arka arkaya yapılması ve siyasi açıdan kritik bir döneme denk gelmesinden dolayı geçmişle benzerlikler bir hayli fazla ama Hazine ihalelerinden alınan sonuçlar da epeyce farklı. 
- En büyük fark elbette Hazine’nin 2001 krizinin başında default yani borcunu ödeyememe, iflas etmeyle karşı karşıya gelmesini, Merkez Bankası’nın son gün açtığı 1 milyarlık krediyle önlemesinde yatıyor. Bugün böyle bir durum söz konusu değil. Borçlanmalar rahatlıkla sağlanıyor. Ekonomik ve piyasa yapısı 2001’e göre çok önemli ölçüde değişti. 
- İkinci önemli fark, bu yapıyla ilgili. İhalelerde ortaya çıkan faiz, ağırlıklı ortalama olarak 2001’de yüzde 100 iken, bugün yüzde 10 civarında. Reel faiz yüzde 20 iken, bugün belki yüzde 2’ye düşecek. Bunda bütçe açıkları ve kamu borçlanma gereğinin azaltılmasının, enflasyonun tek haneli rakamlara inmesinin ve dünyada faizlerin düşmesinin rolü büyük. 
- Üçüncü fark, 2001’de geçmiş 10 yıl siyasi ve ekonomik istikrarsızlıkla doluyken ve ekonomik yapı en zayıf noktasına gelmişken, bugün 10 yıllık siyasi ve ekonomik istikrar döneminin gölgesinde gidiyoruz. İyi ve güçlü bir dönemden geldik ve bunun etkisi sürüyor. 
- Risk ve belirsizlik kaynağı ise siyasi istikrarın sürmemesi veya siyasi belirsizliğin artmasıyla küresel konjonktürün kısmen aleyhimize dönmesinde. Bu durum, beraberinde ekonomik istikrarın ve güçlü durumun zayıflamasını getirebilir. Bu kuşku veya ihtimal henüz baskın ve yaygın değil. Olsaydı şayet ardı ardına 5 ihalede 10 milyar liraya varan borçlanma nispeten makul sayılabilecek miktar ve fiyatla yapılamaz, kolaylıkla borçlanılamazdı. 
- Yine 5 ihalenin atlatılmasına karşılık gelecek haftaki 5 ihalenin nasıl geçeceği, Hazine’nin borçlarını ödeyip ödeyemeyeceği, piyasaların ve borç verenlerin olduğu kadar ekonominin ve siyasilerin de korkulu rüyası olurdu. Yaşanan siyasi krize ve belirsizliğe rağmen böyle bir korku yok. 
- İhalelerde ortaya çıkan bir sonuç da, Türkiye’de kısa vade daha riskli, 5-10 yıla giden uzun vade daha risksiz görülüyor. Belli nedenlerden dolayı kısa vadeye güven az, uzun vadeye daha fazla. Halbuki kısa vadeyi geçmeden daha uzun vadeye ulaşmak da mümkün değil. Demek ki, bir bozulma beklense de devamında toparlanma olacağına inanılıyor, Türkiye’nin geleceğine güveniliyor. Bu nedenledir ki, ihalelerde 2 yıllık gösterge tahvilin faizi, 10 yıllık ihale faizinin yarım puan üzerinde çıktı. Normalde tam tersi olmalıydı. 
- Bir diğer önemli sonuç, en çok ilginin 5 yıl vadeli enflasyona endeksli borçlanma senetlerine gösterilmesiydi. Bu tahviller enflasyona karşı tam bir koruma sağladığı gibi, dolaylı veya kısmi bir şekilde kur artışı riskini de azaltıyor.
Demek ki, korku kur artışı ve onun enflasyonu azdırması, bunun da gelip faize vurmasıyla sınırlı. Bir büyük kriz ve bunun kamu borcunu zıplatması korkusu yok.

SONUÇ: “Paranın değerini öğrenmek isterseniz, borç almaya çalışın.” Benjamin Franklin

Yukarı