TVRadyo
Abdurrahman Yıldırım
Abdurrahman Yıldırım

PİYASALARA 4 KOLDAN KUŞATMA

1- FED’in parasal genişlemeyi azaltması ve ardından faiz artırımına gidecek olması, gelişmekte olan
piyasalardan sermaye çıkışına ve yüksek oynaklığa yol açıyor.
2- Ukrayna için Rusya’nın Avrupa ve ABD ile gerilim yaşaması önemli bir korku kaynağı. Rusya’ya ekonomik yaptırımların uygulanması küresel büyümeyi düşürebilir.
3- Çin’in ekonomik reformlarını yaparken büyümesinin düşmesi önemli bir başka risk. Bu da, başta emtia fiyatları olmak üzere küresel büyümeyi aşağı çekebilir.
4- Dışarıdan üç önemli riske içeriden politik belirsizlik ve istikrarsızlık ihtimali de eklenince, Türkiye finansal piyasaları ve ekonomisi dört koldan kuşatılmış oluyor.

Bizim Merkez Bankası yarın, ABD Merkez Bankası (FED) çarşamba günü faiz kararı için toplanıyor. Bu toplantılardan somut bir değişiklik veya politika değişikliği beklenmiyor. Belki FED, faizi artırma kararı için koyduğu yüzde 6.5 işsizlik sınırını biraz aşağı çekecek. Ama FED parasal genişlemeyi muhtemelen bu yıl sonlandıracak. Faizin ne zaman ve ne dozda artırılacağı konusu ise önümüzdeki toplantıların gündemi olacak. FED'in parasal genişlemeden normalleşmeye doğru gitmesi, ister istemez Türkiye'nin aralarında olduğu gelişmekte olan piyasalara yönelen sermaye miktarını etkiliyor. Nitekim geçen mayıs ayından bu yana gelişmekte olan ülkelere yönelik risk iştahında belirgin bir düşüş yaşanıyor. Ya daha az sermaye geliyor veya bu ülkelerden sermaye çıkıyor. Para gelişmiş ülkelere ve anavatanına dönüyor. Dönerken de bu ülke yani gelişmiş ülke varlıklarının değerini yükseltiyor. Mesela MSCI Gelişmiş Piyasalar Endeksi 6 Mart'ta tüm zamanların en yüksek düzeyini gördü. Bundan önce 11 Ekim 2007'de 1.686 puana çıkan endeks küresel krizin dibi kabul edilen 9 Mart 2009'da 684'e kadar indi. Aradan geçen 5 yıllık sürede 6 Mart 2014'te ise 1.690 puanla tüm zamanların rekorunu kırdı. 5 yıllık primi yüzde 147. Bunun karşısında gelişmekte olan piyasalar 2011'de en yüksek düzeyini buldu. Emtialar da öyle. Oradan her ikisi de gerileme eğilimine girdi. Gelişmiş piyasalar ise yoluna devam etti.
Dış piyasalarda ve dünyadaki bu konjonktür Türkiye'ye en çok ihtiyacı olduğu dış finansman kanalıyla yansıyor. Türkiye'ye de artık daha az para geliyor. Nitekim aralık ve ocak ayında verilen cari açığın finansmanı için yeterli düzeyde dış kaynak girişi olmadı. Aradaki fark Merkez Bankası rezervlerinden karşılandı. Bu durumun önümüzdeki aylarda sürmesi halinde, ekonomi ve piyasalar için önemli bir baskı kaynağına dönüşebilir.

 

SİYASİ RİSK GÜNDEMDE

Son hafta Türkiye diğer gelişmekte olan piyasalardan pozitif ayrıştı. Gelişmekte olan piyasaların ortalaması MSCI Endeksi'ne göre yüzde 3.6 değer yitirirken, Türkiye Borsası yüzde 0.28 gibi küçük oranlı arttı. Bunun banka hisseleri öncülüğünde olması ayrıca dikkat çekici.
Ancak bu pozitif gelişmenin Rusya kaynaklı olduğundan emin değiliz. Çünkü bir başka faktör de devreye girmiş olabilir. O da, her seçim döneminde yaklaşık bir ay önceye kadar piyasalarda aşırı bir satış olur, dip görülür. Son dört hafta içinde genelde seçim sonuçları satın alınmaya başlanır ve piyasalar daha pozitif bir eğilim çizer. Bizim piyasalar da martın ilk haftasına kadar diğer piyasalardan negatif ayrışıyordu. İkinci haftayla bu tablo değişti. Eğer pozitif ayrışma seçim kaynaklı ise eğilimin en azından seçime kadar sürmesi beklenir. Piyasalar açısından seçim sonuçları elbette önemli. Hükümetin rahat bir çoğunluk sağlaması ile istikrarın süreceği algısı oluşursa bunun pozitif etkisini seçim sonrası da görürüz. Duruma göre bu etki bir hafta 10 gün kadar devam edebilir. Ama seçim sonuçları hükümeti zayıflatıcı yönde çıkarsa satışlarla karşılaşabiliriz. Satışların devamı yine küresel piyasalara, iç siyasi gelişmelere odaklı olmaya devam edebilir. Bu anlamda 30 Mart seçimleri de siyasi belirsizliği bitirmeyebilir. İstikrarsızlık gelecek aylarda da sürebilir. Bu durumda Türkiye dış negatif etkiler yanında iç koşulların da kötüleşmesiyle eşdaş piyasalardan ayrışmaya devam edebilir.

 

Rusya, Ukrayna, Batı alın size dört dörtlük jeopolitik risk

Ekonomi ve piyasalar için ikinci baskı unsuru Rusya-Ukrayna gerginliği. Haftaya Kırım referandumu ile beraberinde getireceği belirsizlik ve gerginliğin etkisiyle başlayacağız. Rusya'nın Ukrayna hamlesine karşı Avrupa'nın ve ABD'nin hamlesini izleyeceğiz. Sıcak bir çatışma olasılığı fiyatlanmıyor ama ekonomik ambargo da, düşük büyümeyle uğraşan Rusya'ya da, Avrupa'ya da, dünyaya da yeni bir yük. En iyi ihtimalle Rusya ve Batı ekseninde yaşananların maliyeti, daha gergin ve belirsiz ortam, güven kaybı ve büyümenin zayıflaması olacak.
Rusya en büyük enerji tedarikçimiz, en çok dış yatırım yaptığımız ve en çok turistin geldiği ülke. Kısaca Almanya ile birlikte en büyük ekonomik partnerimiz. Bunun da ötesinde küresel para ve sermaye piyasalarının bir bölümü Rusya ile Türkiye'yi aynı sepette değerlendiriyor. Bazen iki ülkenin de riskini alıyor, bazen ikisinin riskini birden azaltıyor. Kimi zaman da birinden azalttığı yatırımı diğerine kaydırıyor. Siyasi karmaşa ve seçim ortamı olmasaydı, güçlü hikâyesi bozulmasaydı, Rusya'dan kaçanların bir bölümünün Türkiye'ye gelmesini beklerdik. Ama ortada somutlaşmış ya da piyasa göstergelerinde ortaya çıkmış bir durum yok.

 

Çin’i sanayi ile ihracat verileri bakırı ve emtiayı ise Çin çarptı

Ekonomi ve piyasalar için bir kıskaç da Çin'den. Çin ekonomide iç tüketime yönelerek ciddi bir değişime gidiyor. Bu arada büyüme düşüyor.
■ Son açıklanan sanayi üretimi beklenenden bir hayli düşük çıktı.
■ Dış ticaret verileri de öyle.
Üzerine bir de 1997 sonrası ilk şirket temerrüdü eklenince, Çin ekonomisine bakışlar değişti.
Çin'in alıcı olduğu emtia fiyatlarında hızlı bir gerileme yaşandı. Yılbaşından 7 Mart'a kadar dünya emtia fiyatları yüzde 13.5 artarken son haftada yüzde 1.9 düştü. En önemli alıcısının Çin olması nedeniyle bakır fiyatları da hızla geriledi. 2.5 ayda bakır fiyatları yüzde 12.8 gerileyerek tonu 6.469 dolara indi. Buradaki korkunun kaynağı Çin'in ekonomisini dönüştürürken sert inişe yol açması. Bu açıdan biraz daha gerçekleşmeye, dolayısıyla zamana ve veri akışına ihtiyaç var. Çin konusunda bazı endişe ve korkular azalırsa emtialar kendini toparlayabilir. Ama Çin'de yapısal dönüşümün kazasız atlatıp atlatılmadığı en azından birkaç yılda anlaşılır.

SONUÇ: "Altına hücum olduğunda altın çıkaranlara değil, kürek üreticilerine yatırım yapın." Andre Kovtolany

 

Yukarı