TVRadyo
Abdurrahman Yıldırım
Abdurrahman Yıldırım

Cari açık için değil yaşlılık için tasarruf

Öncelikle verilerinden en çok yararlanan ve kullanan biri olarak TÜİK camiasına Kars'taki elim olaydan dolayı başsağlığı diliyorum.
TÜİK son olarak İstatistiklerle Yaşlılar 2013 verisini yayımladı. Bu veriler bana iki önemli konunun altını çizme fırsatı veriyor. Birisi, yaşlılıkla, diğeri ise hangi kentlerin yaşanabilir olduğuyla ilgili. Nüfusumuz hızla yaşlanıyor. Yaşlı nüfus diye kabul edilen 65 yaş ve üstü nüfus artışı, normal nüfus artışının üç katı. Türkiye de ortalama ömür uzuyor, doğum oranı da düşüyor. 2013 yılında 76.7 milyon toplam nüfusun 5.9 milyonu yaşlı sınıfına giriyor. Yaşlı nüfusun toplama oranı yüzde 7.7. Bu gidişle 2023'te toplam nüfus 84.3 milyon, yaşlı nüfus 8.6 milyon olacak. Yaşlıların oranı da yüzde 10.2'ye çıkacak ve Türkiye nüfusu çok yaşlı kategorisine girecek. Yaşlı bağımlılık oranı da yüzde 13'ten yüzde 19'a çıkacak.
ARTIK YAŞLIYIZ: Yaşlılık ekonomik dinamizmin önünde bir engel ve ciddi yapısal sorunlar oluşturabiliyor. Özellikle ekonomide ve soysal güvenlikte yaşlılığa hazırlıklı değilse. Bizde değil. Çünkü kentleşme yeni yeni tamamlanıyor. Nüfusun artık yüzde 76'sı kentlerde. 2023'te bu oran yüzde 80'in üzerine çıkacak. Toplum olarak yaşlılarımızı kırsal kesimde bakma, istihdam etme, sosyal yaşam içinde tutma alışkanlıklarına sahiptik. O zaman sorun yoktu. Ama şimdi nüfus şehirlerde yaşıyor ve buna uygun yeni yapılar oluşturulmuş değil.
■ Her şeyden önce kentteki insanların bir sağlık ve emeklilik güvencesi olmalı. Artık insanlar köylerine geri dönmeyecek ve dönemez de. Köyden gelen gıda maddeleri ile geçinme dönemi de bitti. Hem köyde gıda maddesi gönderecek nüfus azaldı hem de ihtiyaçlar farklılaştı.
■ İnsanlar hem kente indi hem de tasarruf eğilimi iyice zayıfladı. 2013 yılında tasarruflar milli gelirin yüzde 12.5'ine inerek tarihi dibine geriledi. Yaşlılık için tasarruf yapmalı, bu tasarrufu etkili bir şekilde korumalı ve yaşlılığa taşıyabilmeli. Burada bireysel emeklilik sisteminin belirleyici bir rol oynayacağı açık. Bu sistemin daha etkin ve rekabetçi çalışması sağlanmalı ve kamu tarafından denetimi yapılmalı.
■ Sağlık ve sosyal güvenlik sitemi daha etkin olmalı, yaşlıların da tek başlarına ulaşabilecekleri ve bu hizmetleri alabilecekleri nitelikte olmalı.
■ Yaşlılar nasıl ki geçmişte kırsal kesimde hayatın içinde, üretimin ve sosyal yaşamın içinde yaşamışlarsa, kentlerde de benzer yapılar oluşturulmalı. Çünkü kırsalda yaşlılara çocukları bakardı. Kentlerde bu eğilim artık düşük ve çocuk sayısı da öyle fazla değil. Bu nedenle yaşlı bakım ve huzur evleri hızla yaygınlaşmak Hatta Türkiye'de yaşlı bakım köyleri, mahalleleri oluşturulmalı. Terk edilmiş kırsal alanların bir bölümü bu amaçla pekâlâ kullanılabilir.
HANGİ KENT YAŞANILIR: Gelelim TÜİK'in araştırmasından Türkiye'de yaşamak için en çok tercih edilen ve kaçılan illere. Bitişikte bunun bir tablosu var. En üst sırada ortalama yaşı en yüksek il olarak Sinop yer alıyor. En yaşanabilir kent orası demek. Yaşlılar tercih ettiğine, terk etmediğine, hatta gurbete çıkıp geri döndüğüne göre öyle. Sinop Türkiye'nin en medeni şehirlerinden biri. Kent merkezi, 40 binin üzerinde nüfusa sahip. Ama hiçbir trafik lambası yok. Bir ara konulmuş, trafiği engellediği için kaldırılmış. Kurallara herkes uyuyor. Cinayet yok. Yazın gece 3-4'e kadar sokaklarında kadınlar tek başlarına gezebiliyor. Tarih, doğa ve deniz yönünden zengin. İklimi de ılıman. Edirne, Kırklareli, Çanakkale, Balıkesir gibi kentlerin tercih edilmesi de, hem ekonomik hem de insani gelişmişliğin rol oynadığını gösteriyor. İklim önemli, çünkü yaşlıların en çok kaçtığı yerler Türkiye'nin en sıcak ve kurak kentleri. Bakınız Diyarbakır, Urfa, Mardin, Siirt, Batman.
Yaşlı nüfus olgusu artık önümüzdeki dönem Türkiye'nin önemli yapısal sorunlarından biri. Devletin ve ekonomi politikalarının farkındalığının artması yanında, bireylerin de tasarruflarını mutlaka artırması gerekiyor. İlle de cari açık için değil, yaşlılık için. En zor yaşanan yoksulluk, yaşlılıktaki yoksulluktur.

SONUÇ: "Yaşlılık misafir gibidir, ağırlamak gerekir." Hariri

Yukarı