TVRadyo
Abdurrahman Yıldırım
Abdurrahman Yıldırım

Türkiye'de faiz kaç olmalı?

Financial Times’ın Türkiye Zirvesi’nde konuşan TCMB Başkanı Erdem Başçı, şunları söyledi: “Faiz oranlarının düşük olmasını isteyenler var; kredi alanlar. Yüksek olmasını isteyenler var; tasarruf edenler. ‘TL’nin değeri yüksek olsun’ diyenler var, ithalatçılar tarafı. ‘TL’nin değeri düşük olsun’ diyenler var ihracatçılar. Dolayısıyla her Türk vatandaşının lobi yapma hakkı var. Hem faiz oranları hem de kur seviyesi için, herkes istediği yönde kulis yapabilir. Siyasetçiler için de aynı şey geçerli.”
■ Faiz lobisi kavramı yeni değil. 1994 krizinde dönemin Başbakan’ı Tansu Çiller dile getirmiş ve 2001 krizinde Başbakan Bülent Ecevit “Yüksek faiz lobisi maraza çıkarıyor” demişti. Türkiye’de faizin ne olması gerektiğine siyasetçiler karar vermek istiyor. Lobi tartışması ya da suçlaması da buradan çıkıyor. Bir yerde piyasa mantığını ve piyasa gücünü bertaraf etmek ve faizi düşük tutmak için bunu yapıyorlar.
■ Ama iyi, ama kötü Türkiye’de belli bir piyasalaşma var. Sermaye hareketleri serbest. Gayrimenkul ve varlık fiyatlarında aynı serbestlik söz konusu. Bu serbestlik içinde faizin nerede oluşacağına piyasa karar verir. Yanlış karar verse de kendi içinde düzeltmesini yapar. Kaldı ki, piyasalar da tam serbest değildir, kamunun belirlediği kurallar dahilinde çalışırlar. Sapıttığı zaman kamu kesimi müdahale eder, kuralları değiştirir.
■ Türkiye’de faizin ne olması gerektiğine siyasetçilerin değil piyasaların karar verdiğine güzel örnekler de var. Mesela 1 Mayıs 2002’de dönemin Ekonomi Bakanı Kemal Derviş “Reel faiz yüzde 6 olmalı” demişti. Eski Maliye Bakanı Kemal Unakıtan, 20 Temmuz 2004’te “Reel faiz yüzde 7 olmalı” diye konuşmuştu. Sonra reel faizler bunun bile altına indi. Küresel kriz sonrasında ise negatife döndü. Merkez Bankası Başkanı Erdem Başçı bu durumu “ Kendimiz de gözlerimize inanamadık, nasıl oldu da Türkiye’de reel faiz oranları tek hane oldu, diye. Sonra Lehman&Brother’s krizinde küresel olarak faiz oranları düştü, sıfırın da altına indi” diye tanımladı.
■ Yani işi piyasaya bıraktığınızda faiz oranları siyasetçinin istediğinin hatta hayal ettiğinin bile ötesinde düşebiliyor. Deneyimler bunu gösterdi. Başçı da buna dikkat çekiyor.
■ Pek konuşulmayan ve tartışılmayan ise TL’nin değerlenmesi ve beraberinde ithalatın cazip hale gelmesi. TL’nin değerlenmesi ithalatı artıyor ve cari açığa yol açıyor. Son yıllarda olan da bu. Türkiye’de faizin en düşük, hatta negatif olduğu dönemde faizin yüksekliği tartışıldı, yüksek faiz lobisi ortaya atıldı. Ancak ithalat gündeme getirilmedi. Gözden kaçtı gitti. Halbuki son 10 yılda, hatta 2001 krizini atlatalı beri ithalat istikrarlı bir şekilde kazanıyor. 2002’den 2014’e kadar sadece küresel krizde 6-9 aylık dönem hariç ithalatçılar hep kazandı. Türkiye’nin cari açığı hep arttı. Cari açığı tartıştık, ama bundan kim kazançlı çıkıyor tartışmadık. İhracatçılar, döviz kazanıcı sektörler genelde kaybetti. TL’nin değerlenmesi, ithalatın ve cari açığın rekorlar kırarak artması da bunun kanıtı.
■ Merkez Bankası’nın bağımsızlığı asıl burada çok önemli. Yani lobilerin ve çıkar gruplarının etkisinde ve baskısında kalmasın. Para politikasını, döviz kuru politikasını, araçlarını bağımsız bir şekilde kullanabilsin diye...

SONUÇ: “İki şeyden yeterince korunamazsınız: Alanınızla sınırlı kalırsanız dar kafalılıktan, alanınızdan çıkarsanız yetersizlikten.” Goethe

Yukarı