TVRadyo
Abdurrahman Yıldırım
Abdurrahman Yıldırım

3-5 puanlık indirim deprem etkisi yaratır

Başbakan Tayyip Erdoğan yerel seçim sonrasında üçüncü kez Merkez Bankası’na ne yapması ve faizi ne kadar düşürmesi gerektiğini söylüyor. Bunu yaparken de enflasyon hedefini hiçbir zaman tutturamadıklarını belirtiyor. Henüz yeni faiz düşürmüş ve Başbakan tarafından sert eleştirilerle karşılaşmış Merkez Bankası’nın söyleneni yapmasının şu anki yöneticilere hiçbir yararı olmayacak. Çünkü kendi iradeleri ile yapmadıklarını talimatla yapmış ve Merkez Bankası’nın bağımsızlığını resmen bitirmiş duruma düşecekler. Bunun yanında atacakları adımın hemen arkasından piyasalardan başlayarak oluşacak yıkımın sorumlusu da olacaklar ve sonrasında enkazı kaldırmak onlara düşecek. Böyle bir durumda olmayı kimse istemez.

-Geriye kalıyor tek seçenek. O da istifa etmek ve hoş bir seçenek değil. Piyasaların dengesini bozduğu gibi, Merkez Bankası’nın bağımsızlığını fiilen yok edecek. Ancak mevcut yönetim gitse bile sorun ortadan kalkmıyor. Yerine kim gelecekse gelsin, nasıl bir misyonla geldiği ve Başbakan’ın sözünün dışına çıkamayacağı bilinecek. Zor bir durumla karşı karşıyayız. Piyasalar bunu dünkü açıklamaların ardından fiyatlamaya başladı. Sadece faiz düşüşüne oynamanın pahalı bir pabuç olabileceğini anladı piyasalar.

-Başbakan konuşmasında faizle ilgili olan ama merkez bankası dışına da yönelen bir alan vardı. Sıcak para ve sermaye hareketlerine dikkat çeken Erdoğan “Biz işsizliği çözeceksek neyle çözeceğiz? Reel yatırımla çözeceğiz. Sıcak parayla işsizlik çözülür mü? Sıcak para gelir, bu ülkede faiz nasılsa yüksek. Buradan alır gene götürür” dedi. Buradan da Başbakan’ın sıcak paraya hiç de sıcak bakmadığını görüyoruz.

-Ancak bugüne kadar da AK Parti hükümetleri sıcak para akımlarından çok yararlandı. Türkiye büyümesini kendi iç kaynaklarıyla finanse edemedi, cari açık verdi ve dış kaynak sağlayarak bunu finanse etti. Başbakan Yardımcısı Ali Babacan’ın bir süre önce açıkladığı verilere göre, 2003 ile 2013 arası 11 yılda Türkiye toplam 399.3 milyar dolarlık cari açık verdi. Buna karşılık aynı dönemde yurtdışından finans ve sermaye hesabı altında gelen dış kaynak miktarı 482.9 milyar dolar oldu. Bu da toplam açığın 83.6 milyar dolar daha üstünde. Bu fazlalık aynı zamanda hem döviz açığı verip hem de döviz kurunun nasıl düşebildiğini bize açıklıyor. İhtiyacımızdan daha fazlası gelmiş dışarıdan. Bu da hisse senedi, devlet iç borçlanma senedi yanında para piyasası ve kredi kanalıyla gerçekleşti.

-Sermaye hareketlerinin 1989 yılında serbest bırakılmasının ardından sıcak paranın finansal piyasalardaki etkisi giderek büyüdü. Sıcak para stoku da son yıllarda 100 milyar doların üzerinde gerçekleşiyor. Nisan sonu itibarıyla hisse senedi, DİBS ve mevduatlardan oluşan sıcak para stoku 122.5 milyar dolara ulaştı. Bunun dışında para piyasasında kısa vadeli tutulan yabancı fonlar bulunuyor. Stokun milli gelire oranı yedide bir, altıda bir düzeyinde seyrediyor ve yüksek. Yurtiçi tasarrufları artırıp sıcak paraya bağımlılıktan kurtulursak, bu elbette hem kalıcı ve tarihi bir aşama hem de ekonominin lehine bir gelişme olur. Bu yapılmadan faizler bir hamleyle 3-5 puan düşürülürse, kâr realizasyonunu tetikler ve piyasalar için deprem etkisi yaratır.

SONUÇ: “Her problemin çözümü, yeni bir problemdir.” Goethe

Yukarı