TVRadyo
Abdurrahman Yıldırım
Abdurrahman Yıldırım

Sıcak para hem yerli parayı hem de yerli üretimi kovdu

Başbakan'ın açıklamaları yüksek faiz ve sıcak parayı gündem maddesi yaptı. Biz de sıcak paradan ne kazandık, ne bedel ödedik bir bilançosunu çıkaralım istedik. Bugün sermaye hareketlerinin serbest bırakıldığı 1989 yılından bu yana gerçekleşmelere ve yurtiçi tasarruflara yer veriyoruz.
■ 1989'dan 2013'e kadar geçen 25 yılda verilen cari açık toplamı 421 milyar dolara vardı. Bunun karşılığında dışarıdan temin edilen yabancı kaynak tutarı ise 540 milyar dol arıbuldu.Aradaki 119 milyar dolarlık fazlalık ise genelde dövizkurlarınındeğer kaybetmesini ve Türk Lirası'nın değer kazanmasını sağladı.
Bu durum 2001 sonrası için geçerlidir. Çünkü serbest dalgalı kur rejimine 2001 krizinde geçtik. "Kur piyasada belirlenir" dedik.Piyasada ise sermaye hareketlerinin serbestliğinden dolayı yabancılar daha etkindi. Kazanmakiçindiiviziyle gelenlerin yarattığı arz bizzat TL'nin değerlenmesini beraberinde getirdi.
■ Yüksek cari açık vermemize, bu açığın rekor düzeylere çıkmasına ve döviz kurunun serbest olmasına karşılık, kurun neden düzeltme yapmadığı da burada gizli. Borç ya da varlık satışı yoluyla gelen yabancı para döviz bolluğu yarattı. Kur ekonomik temellere göre değil piyasanın yapısına göre belirlendi. Değerli TL'nin yükünü ihracat, turizm sırtladı. Kaymağı ise ithalatçılar yedi. 2001 krizi sonrasında düzenli ve istikrarlı para kazanan en büyük sektör ithalatçılar oldu. Çünkü kurun düzeyi ithalatı ucuzlattı ve ithalat yapmayı kârlı hale getirdi.
■ İçeride üretim yapan ise cezalandırıldı. Cezalandırma yılları bulunca üretimi terk edenler, çekilenler, tasfiye olanlar oldu. Üretim boşluğunu da ithalat doldurdu. Buna uluslararası şirketlerin iş bölümü gereği daha çok ithalata dayalı üretim teknikleri de eklenince, üretim ve ihracat içinde ithalatın payı büyüdü. Artık yüksek cari açık klasikleşti. Ekonomi yönetiminin de hedefi, dengede bir dış ticaret değil/ milli gelirin yüzde 5'ine indirilecek bir cari açık vermeyi içeriyor.
■ Dışarıdan gelen kaynak içeride döviz kurunu ucuzlatınca, sanayici ve reel sektör de finansman kaynağını dışarıdan bulmaya yöneldi. Türkiye'nin dış borçları ağırlıklı biçimde kamunun sırtındayken şimdi özel sektörün sırtına bu nedenle geçti. Yatırım, üretim ucuz diye dışarıdan veya dövizle finanse edildi.
■ Yabancı kaynak geldiğinde kur rejiminin serbestliğinden de yararlanarak döviz kurunu düşürürken aynı zamanda kârını da azamileştirdi. Bir yandan yurtiçinde getiri elde etti, bir yandan da TL'nin değerlenmesinden ikinci bir kazanç sağladı. Bu nedenle sıcak para daha düşük bir getiriye razı oldu. Hatta enflasyon onları ilgilendirmedi. Onları ilgilendiren kurdu. Kur istikrarlıysa, TL değerli kalacaksa veya değer kaybetmeyecekse sorun yoktu. Para yine dövize çevrilip dışarı çıkarılacaktı.
■ Ama Türkiye'de yaşayanların önemli bölümü harcamasını da gelirini de kısmen tasarrufunu da TL ile yapıyor. Dövizle yapmıyor. Bu açıdan enflasyon onlar için belirleyici. Özellikle de küresel kriz sonrasında faizin düşmesi ve enflasyonun altına inmesi yerliler için hiç cazip değildi. Kazançlarını başka yerlerde aradılar. Kimi altında, kimi dövizde, kimisi de gayrimenkul ve reel sektörde. Yerliler servetlerini finansal varlıkla saklamak ve değerlendirmek yerine, daha çok finans dışına yöneldiler. Bu aynı zamanda yerlinin razı olamayacağı getiriye yabancıların talip olmasından kaynaklandı.
Yabancının yatırım yapma biçimi hem getiriye hem de kura bağlı olduğu için kendileri de dünya trendlerine göre hareket edip topluca bir piyasaya girip topluca çıktıklarından hem kurdan kazandılar hem de yurtiçi getirilerden. Aynı olanağa sahip olmayan yerliler de finasal piyasalardan giderek uzaklaştı. Yabancılar yerlileri kendi piyasasından kovdular.
■ Bu nedenledir ki, yurtiçi tasarruflar 2001 sonrasında istikrarlı bir şekilde geriliyor ve tarihi en düşük düzeyine geçen yıl iniyor. Ekonomiyi giderek yabancı para finanse ederken ve bunu yerliye göre daha düşük maliyetle yaparken, yerliye de reel ekonomiye ve diğer kazanç alanlarına çekilmek kalıyor.
■ Peki biz bu işe nasıl bulaştık, sermaye hareketlerini 1989'da nasıl serbest bıraktık? O zamanki gazeteler incelenirse görülür ki, karara dönemin Merkez Bankası'nın net bir muhalefeti vardır. Sermaye birikimi yapmayan ve finansal piyasaları derinleşmemiş, büyümemiş bir ekonominin sermaye hareketlerini serbestleştirmesini çok erken ve sakıncalı bulmuştur. Ancak siyasi otorite siyasi bir kararla bu yolu açtı ve çeyrek asır sonra belli bir yapı da yerleşti, kaldı. Şimdi vazgeçmenin maliyeti çok yüksek.

SONUÇ: "Hükmü erteleyebilirler ancak sonucu engelleyemezler." Goethe

 

 

Yukarı