TVRadyo
Abdurrahman Yıldırım
Abdurrahman Yıldırım

2. çeyreğin performansı 3. çeyrekte de sürer mi?

Yılın ilk çeğreği dünya için vasat, Türkiye için kötü geçmişti. Dışarıda risk iştahının düşmesi ve gelişmekte olan piyasalara yönelik fon akımlarındaki zayıflık, içeride siyasi belirsizlikle birleşince Türkiye piyasaları en kötü performans gösterenler arasına girmişti. Bu tablo mart ayının son haftasında değişmeye başladı. Önce gelişmekte olan ülkelere yönelik bakış pozitife döndü. Ardından 30 Mart Seçimleri Türkiye’de siyasi belirsizliği azalttı. Bu iki faktörle Türkiye gelişen piyasalar arasında yılın ikinci çeyreğine güçlü bir başlangıç yaptı. İkinci çeyrekte finansal piyasaların performansı açısından dünya listelerinin en üstüne çıktı. İlk çeyrekte en kötü performe edenler arasındayken ikinci çeyrekte en önde koşanlardan oldu.

POZİTİF AYRIŞTIRAN NE: Geçen hafta sonu itibarıyla bir gün eksik olarak yılın ilk yarısına ait finansal piyasaların bilançosunu çıkardık. Yıl ortası itibarıyla görünüm pozitif ve özellikle de Türkiye açısından.
Çünkü risk alma iştahı ile birlikte küresel sermaye hareketleri hızlanınca bundan en çok yararlanan Türkiye oluyor. Bu para geri çekilirken de en çok etkilenenlerin arasında yerine alıyor. Nisanda sadece portföy yatırımları yoluyla Türkiye’ye gelen para 4.6 milyar dolar oldu. Bu rakam son yılların en yüksek sermaye girişlerinden biri. Mayıs ayında sermaye akışı azalarak da olsa sürdü. Merkez Bankası haftalık verileri üzerinden yaptığımız hesaplamalar, mayısta 1.1 milyar dolarlık net portföy yatırımına işaret ediyor. Haziran ayının ilk üç haftasında da bu rakamı 550 milyon dolar olarak hesapladık. Üç aya yaklaşan bir zamanda toplamda 6.2 milyar dolar portföy yatırımı yapılmış. Finansal kesimin ve reel sektörün dış borçlanması vs ile bu rakam elbette daha yüksektir. Türkiye’yi pozitif ayrıştıran en önemli etken de bu para oldu.

ORTAM DEĞİŞİR Mİ: Yılın ikinci çeyreğinde yakalanan bu momentum üçüncü çeyrekte sürdürülebilir mi? Aynı hızda ve boyutta olmasa da evet. Çünkü gelişmiş ülke merkez bankaları, likiditeyi sıkma, faiz oranlarını yükseltme ve normalleşmeye dönüşte, piyasalara belli bir süre daha tanıdılar. Yılın ikinci çeyreğinde FED’in açıklamasının ardından, Avrupa Merkez Bankası’nın yeni bir genişleme paketi hazırladığı ortaya çıktı. Geriye Japonya Merkez Bankası kalıyor ama orada da işlerin iyiye gittiğini Başbakan Shinzo Abe açıkladı. Dolayısıyla en büyük iki merkez bankasının yarattığı etkiye benzer yeni bir etki beklememeli. Var olanla yetinme durumunda kalınacak gibi.
- Var olan da fiyatlandı ama Avrupa’dan hâlâ gelecek haberlerin belli bir pozitif etkisi olabilir.
- Ekonomilerde de kısa süreli ciddi bir düzelme beklenmiyor. Bu piyasaların maması kısa sürede kesilmeyecek demek.
- Jeopolitik risklere karşı ise piyasalar bir ölçüde bağışıklık kazandı, alıştılar.
- Arz endişeleri ile artan petrol fiyatlarını ise ABD’nin 40 yıl sonra petrol ihracatını genişletmeye karar vermesi engelledi.

GİDİŞİN ÖNÜNDE 2 RİSK: Geriye FED’in tahvil geri alımlarını sıfırlamasına yaklaşılması nedeniyle faiz artırım tartışmasının ne zaman başlayacağı kalıyor. En temel risk bu gibi.
Bu risk ortaya çıkana kadar küresel piyasalar mevcut momentumu azalarak da olsa koruyabilir. Gelişmekte olan ülkelere ve bu ülkelerdeki fiyatı değişken varlıklara ilgi sürebilir. Türkiye de bundan pozitif etkilenmeye devam edebilir.
Ama Türkiye piyasaları için bunun bir istisnası olabilir. Sıra iktidar partisinin Cumhurbaşkanı adayını açıklamasına geldi. Sürecin nasıl yönetileceği, geleceğe ilişkin nasıl bir dizayn yapıldığı, senaryonun uygulanıp uygulanamayacağı elbette belirleyici olacak. Ama olumsuz gelişmelerin öne çıkması halinde siyasi belirsizliğin yeniden piyasaların gündemine girebileceği de unutulmamalı. Başbakan’ın yanında ekonomi yönetiminin değişmesi halinde ise piyasalar yeni bir durum değerlendirmesi yapmayı tercih edebilir.

SONUÇ: “Fırsat karınca yürüyüşüyle gelir, yıldırım hızıyla gider.” Hz. Ali

 

Çeyrekler itibarıyla küresel piyasaların ve Türkiye piyasalarının bilançosu

Aşağıda görüldüğü gibi, ilk çeyrekte artırılan faizlerin ve düşen siyasi riskin etkisi yanında ikinci çeyrekte dışarıdan gelen sermayenin katkısı ile Türkiye’de döviz kurları iyice sakinleşti. Yüzde 25’e kadar değer kaybeden TL yeniden değerlenmeye başladı. Sepet kur TL karşısında yılın ikinci çeyreğinde yüzde 2 geriledi. Bu durum beklentileri iyileştirdi ve yaz aylarından başlayarak enflasyonda düşüş beklenmesine, buna bağlı olarak da erken faiz indirimine yol açtı.
- Yılın ikinci çeyreğinde işlerin düzelmekte olduğunu faizlerde düşüş de yansıtıyor. Dünyada da faizler geriliyor. Çünkü ekonomiler beklendiği gibi büyüyemiyor. ABD ekonomisi ağır kış koşullarının etkisiyle kötü bir birinci çeyrek geçirdi. AB ekonomisindeki pozitif büyüme de çok zayıf. Bu nedenle yeni bir parasal genişlemenin açıklaması yapıldı. Çin’in büyüme performansı beklenin altında. Bu durum ufukta enflasyonist bekleyişlere yer vermiyor, düşük faiz ve parasal genişleme yoluyla ekonomilerin desteklenmesine devam edilmesi gereğini ortaya koyuyor. Merkez bankalarının tutumu da bu yönde. Onun için küresel bazda faizler gerilediği gibi, Türkiye’de de daha hızlı düşüyor. Düşüş hızı gelişmiş ülke faizlerinin 3-4 katı düzeyinde.
- Beklenen büyümedeki azalmanın bir etkisini de sanayi yatırımlarına duyarlı olan bakır fiyatlarındaki gerilemeyle gördük. Buna rağmen hisse senedi borsalarının prim yapması büyüme odaklı değil, daha çok likidite ve faiz odaklı olmaya devam ediyor. Gelişmekte olan piyasaların ortalama primi 2. çeyrekte yüzde 5’i bulurken gelişmiş borsaların yüzde 4’te kaldı. Pozitif ayrışmanın en netleştiği yer de borsalar. Türkiye borsasının primi gelişen ve gelişmiş dünya borsalarının 3-4 katına yükseldi.

 

Yukarı