TVRadyo
Abdurrahman Yıldırım
Abdurrahman Yıldırım

Birileri kapatırsa mahkeme açar

Türkiye’de halka açıklık oranı düşüktür. Görünürde yüzde 39’dur ama fiilen yüzde 29’dur. Yüzde 10 hâkim ortakların elindedir. Halka açık sayılmaktadır ama dolaşımda değildir. Şimdi ise sıra halka kapanmaya geldi. Sayısı 27’yi bulan borsa şirketinin halka açıklık oranı yüzde 5’in altına düştüğü için, yüzde 95’e ulaşan hâkim ortaklar isterlerse küçük hissedarları ortaklıktan çıkartabilecek. Halka kapatmanın gündeme gelmesi yeni Sermaye Piyasası Kanunu ve devamında tebliğ yayımı ile oldu. Sayı şimdilik 4 ama ayrılmak isteğini belirtenlerle 9’a çıkıyor. Konu birkaç bakımdan önemli. 

Benzer durum Türk Ticaret Kanunu’nda düzenlenmiş. Yüzde 90 hisseye ulaşana geride kalan yüzde 10 azınlığı ortaklıktan çıkarma hakkı şartlı olarak tanınmış. Buradaki koşul yüzde 10 ve altındaki “azınlık payın şirketin çalışmasını engellemesi, dürüstlük kuralına aykırı davranması ve pervasızca hareket etmesi.” Bunun mahkeme kararıyla belirlenmesi halinde hâkim ortağa küçüğü ortaklıktan çıkarma hakkı tanınıyor. 

Sermaye piyasası alanında ise bu gerekçeler yok. AB mevzuatına uyum amacıyla sermayede yüzde 95’e ulaşan herkese bu hak tanınıyor. 

Sayısının fazlalığı ve aralarında İMKB’nin başından beri işlem gören, klasikleşmiş hisse senetlerinin olması, piyasa için prestij kaybı oluşturuyor. 

Şirketlerin halka kapanması ve aile şirketi haline gelmesi, daha çok yabancı sermayeli şirket haline dönmesiyle mümkün. Bu durum konuyu daha önemli kılıyor. 

Hepsinden önemlisi ise bu uygulama ile sermaye piyasasının küçük hissedarlarının haklarına ve mülkiyet hakkına bir darbe daha vuruluyor. Sahibi olduğu hisseler kendi iradesi dışında müsadere ediliyor. Bunun 2001 yılında batan bankalar ve iştiraklerindeki halka açık hisselere uygulanan müsadereden farkı ise bir ödemenin yapılması. Ama bu mülkiyetin elinden alınmasını ortadan kaldırmıyor. Şirkette yüzde 95 payı bulan veya bu oy oranına ulaşanlar, geride kalan yüzde 5 ve altındaki hisseleri son bir aylık fiyatın ortalamasından satın alabilecekler. Satmama seçeneği yok. Fiyat da borsada belirlenen fiyat. 

Peki yüzde 95’e yüzde 5’i satın alma hakkını veren gerekçe ne? Şirketi satın alan yabancı sermayedarın küçük bir halka açıklık için Türkiye’deki düzenlemeler yerine, kendi ülkesindeki sermaye piyasasına tabi olmak istemesi nedenlerden biri. 

Bu yolla kamuyu aydınlatma ve yönetim kuruluna iki bağımsız üye alma yükümlülüğünden de kurtuluyor. 

Yine düşük oranlı halka açıklığın şirketin piyasa değerinde yaratacağı oynaklığın konsolide bilançoya yansımasını da engellemektedir. 

Kaldı ki yüzde 5’in altına düşen bir sermayeye ihtiyaç da azdır. Dikkat edilirse bütün bunlar şirketin yönetim hissesini alan ana sermayedarın işini kolaylaştırıyor. Türkiye’deki şirketleri satın alanlar daha çok yabancılardır. Dolayısıyla ortaklıktan çıkarma da en çok onların işine yaratmaktadır. Ortaklıktan çıkarmada, o şirkete inanmış, güvenmiş ve uzun vadeyle yatırım yapmış küçük hissedar için, hiçbir avantaj tanınmamış, Türk Ticaret Kanunu’nda olduğu gibi, hiçbir koşul öne sürülmemiştir. 

Yerli küçük ortak da, yabancı da, şirketin geleceğine inanıyor ve bu nedenle uzun vadeli yatırım yapmışlar. Yabancı yüzde 95’i bulduğunda yerliyi ortaklıktan atıyor. Bunun karşılığında hiçbir esktra avantaj sunmuyor. Azınlıktan kurtulmanın hiçbir bedeli olmuyor. Çağrıda bulunma aşamasında dahi, satışa yanaşmayan küçük hissedarlar bir aylık fiyat ortalamasından ortaklıktan atılıyor. Mülkiyetlerini devretmek zorunda kalıyorlar. Yüzde 95’e ulaşmanın ortaklıktan çıkarma hakkı var ama karşı tarafın hiçbir hakkı yok. 

Türkiye’de halka açıklık oranı düşük, bu nedenle AB mevzuatının uygulaması erken başlamış olabilir. Revize edilerek en azından Türk Ticaret Kanunu’ndaki gibi şartlı hale getirilebilir. Uygulama yeni ve zaman içinde içtihatlar da oluşacak, belki de nihai çözüme hâkimler karar verecek. 

SONUÇ: “Adalet yoksa, cesaret de yoktur.”

Yukarı