TVRadyo
Abdurrahman Yıldırım
Abdurrahman Yıldırım

Ekonomi tarafı büyüyor tasarruf tarafı küçülüyor

Türkiye’de yerleşiklerin yani hanehalkının toplam finansal serveti reel anlamda artmıyor. Yılın 8 aylık döneminde yerlilerin finansal varlıkları 555 milyar dolara ulaştı. Yılbaşına göre artışı 32 milyar dolar kadar ve artış oranı yüzde 6.03.

Yerlilerin tasarrufları arasındaki dağılımda Türk Lirası bazındaki yatırımları 50 milyar lira kadar arttı ve 877 milyar liraya çıktı. Artış oranı yüzde 5.94. Her iki artış oranı da yılın 8 aylık dönemde gerçekleşen yüzde 6.28’lik tüketici enflasyonunun altında kaldı. Bu, tasarruflar reel olarak artmadı, demek. Halbuki faiz gelirlerinin 8 aylık getirisi yüzde 5.5-6’yı buluyor. Demek ki faizli enstrümanlardaki artışın tamamı faiz gelirinden. Ekstra bir artış hiç yok.

-Hisse senedi piyasasında ve ona bağlı olarak yatırım fonlarında ise belli bir canlanma yaşanıyor. Dolasıyla buradan finansal varlıklara yüzde 10 kadar bir artış yansıdı.

-Bireysel emeklilikte biriken toplam fon miktarı yıl sonuna göre yüzde 26 arttı ve 33 milyar lirayı geçti. BES fonları ilk kez bu yıl yatırım fon tutarını geçiyor. İki fon türü toplam tutarı ise 66 milyar liraya yükseldi.

-İşte bütün bunlara rağmen toplamda finansal varlıklarda artış yok. Çünkü yerleşiklerin en büyük sığınağı TL mevduatlarda enflasyon düzeyinin yarısına bile varmayan bir artış söz konusu. Dolayısıyla burada reel bir azalma yaşanıyor.

-Halbuki yılın ilk çeyreğinde ekonomi yüzde 4.3 büyüdü. İkinci çeyrekte aynı hızda devam etmese de, büyüme yine sürdü. Üretim tarafındaki bu büyümeye karşılık tasarruflar büyümüyor, küçülüyor. Enflasyon karşısında reel olarak eriyor. Tasarrufların milli gelire oranı geçen yıl yüzde 12.6 ile tarihi düşük seviyeye inmişti. Bu gidiş, oranın bu yıl da yükselişe geçmesinin zor olduğunu düşündürüyor.

-Finansal varlıkların artmaması ve tasarruf eğiliminin düşüklüğü ister istemez elde edilen gelirlerin harcamaya yöneldiğini gösteriyor. Bu durum bize aynı zamanda enflasyonun niye çift haneye dayandığının ve cari açığın da yüksek düzeylerde seyrettiğinin iyi bir gerekçesi.

Sıcak paranın gelmemesi bile havayı bozmaya yetti

İçeride tasarruflar büyümezken yurtdışından gelen parada da ağustos ayı itibarıyla belli bir azalma yaşandı. Hisse senedi ve devlet iç borçlanma senetlerinde net bazda sermaye çıkışı bile yaşandı. Her iki enstrümanla ağustos ayında Türkiye’den 750 milyon dolarlık bir net sermaye çıkışı gerçekleşti. Sıcak parada nisan-temmuz döneminde ortalama aylık 3.5 milyar dolarlık giriş, ağustosta yerini 750 milyon dolarlık çıkışa bıraktı. Bu bile finansal piyasalarda iyileşmenin durulmasına yetti.

-Ağustos ayında Avrupa’da faizler tarihi dip düzeylerde, Amerika’da ise Mayıs 2013 sonrasının en düşüğüne inmişken, Türkiye’de yükseldi. Bir kere Merkez Bankası politika faizini düşürmeyi durdurdu, faiz yüzde 8.25’te sabit kaldı. Onun yerine kötü günlerde kullanılan faiz koridorunun üst bandını düşürdü.

-Hazine faizi yüzde 8’e doğru inmişken yaklaşık 1 puanlık artışla yüzde 9’un üzerine çıktı. Ağustosta ihalelerde oluşan hazine ağırlıklı borçlanma faizi de yüzde 9.1’den yüzde 9.7’ye yükseldi.

-Mevduat faizlerindeki düşüş de durdu, hatta bir miktar yükseliş başladı. Temmuz sonunda çeşitli vadelerdeki mevduatın aritmetik ortalaması yüzde 8.40’a kadar inmişken ağustos sonunda yüzde 8.56’ya yükseldi. Bu oran mart sonunda yüzde 10.93’ten düşüşe başlamıştı.

-Ağustos ayında TL’nin değerlenmesi de durdu. Dolar ve Euro’dan oluşan döviz sepetinin TL karşısındaki değeri 2.4991’den 2.5063’e yükseldi Artış yüzde 0.28’le makul düzeyde.

-Hisse senetlerinde ise yüzde 2.33 kayıp meydana geldi. Halbuki aynı ayda gelişmekte olan borsaların ortak endeksi MSCI EM yüzde 1.5 prim yaptı ve tarihsel ikinci en yüksek düzeyini gördü. Yurtiçinde ise siyasi belirsizliklerde azalma meydana gelirken finansal piyasalardaki kısmi kötüleşmede ön önemli etken yurtdışından yeterince para gelmemesi, hatta küçük de olsa para çıkışının yaşanması.

SONUÇ: “Derman aradım derdime, derdim bana derman imiş.” Niyazi Mısri

Yukarı