TVRadyo
Abdurrahman Yıldırım
Abdurrahman Yıldırım

Ya Türkiye’de yaşam çok zor, ya bu anket bir garip

TÜİK her yıl “Gelir ve Yaşam Koşulları” araştırması yapıyor. Dün 2013 verilerini açıkladı. Yaşam koşullarının yıldan yıla değişmesini beklemek elbette hayal. Bu nedenle 2013 verileriyle 2007 verilerini karşılaştırmayı yeğledik. Araştırma da zaten o yıldan itibaren başlamış. 2013’te yaşam koşulları bitişikte yer alıyor. Oranlar nüfusun yaklaşık üçte birlik veya dörtte birlik bölümünün yaşam koşullarının zorluğuna işaret ediyor. Verileri karşılaştırarak yaşam koşullarının iyileşip iyileşmediğini sorgulayalım.

KONUT SAHİPLİĞİ: Son yıllarda ekonominin en parlak sektörü konut. Teşvik edildiği, yüksek kâr marjıyla çalıştığı için sanayiye yönelecek yatırımların dahi önünü kestiği gözüyle bakılıyor. Ancak bütün gelişmelere karşılık son 7 yılda konut sahipliğinde ilerleme sağlanamadı. Konut sahipliği 2007’de yüzde 60.8’den 2013’te yüzde 60.6’ya geriledi. Mortgage kredilerinin başlatılmasına, hatta 100 milyar lirayı aşan kredi kullanılmasına rağmen sahiplik artmadı. Tabii ki aradan geçen zamanda nüfus arttı. Ama yılda artık 1 milyonun üzerinde konut satar hale de geldik. Bu satış oranı, nüfus artışını aşıyor. Hanehalkı büyüklüğünün 3.7 kişi olduğu dikkate alındığında 1 milyon konutun 3 milyonu aşan insanı ev sahibi yaptığını varsayabiliriz. Satılan konutların düşük bir kısmı yabancılara olsa da aradaki fark büyük. Nüfus artışı için yılda gerekli olan yeni konut sayısı sadece 250 bin kadar.

Bu durumda üretilen konutların bir kısmının yenileme ihtiyacından kaynaklandığını varsaymak gerek. Eskisi yıktırıldı, yenisi yaptırıldı.

Bir bölüm yeni konutu da, lüks ve yüksek fiyatından dolayı üst gelir grubunun ikinci, üçüncü, belki 10. evini aldığını varsayalım. Aynı kişilerin birden çok konut alması, satışları artırdı ama konut sahipliğini artırmadı. Sonuçta nüfusun yüzde 40’lık bölümünün 2007’de konutu yoktu, 2013’te de yok.

GELİR VE SERVET AZLIĞI: Bu durum aynı zamanda servet ve gelir dağılımı ile de ilgili. Dağılımdaki adaletsizliği biliyoruz.

Mesela 2007 yılında en fakir yüzde 20’lik grup ile en zengin yüzde 20’lik grup arasındaki gelir farkı 8.1 kat iken 2013’te 7.7 kata indi. Kötüleşme yok, ama iyileşme de çok sınırlı. 7.7 kat fark yine büyük bir adaletsizlik. Nitekim gelir adaletsizliğini ölçen gini katsayısındaki iyileşme son 7 yılda 0.41’den sadece 0.40’a inebildi.

Ancak 2007’den bu yana kişi başına gelir 10 bin doları biraz geçen rakamlarda yerinde sayıyor. Kişi başına gelir artışı yok.

Servetlerin büyümesini sağlayacak finansal getiriler de son yıllarda oldukça düşük veya negatif.

ORTADİREĞİN EVİ: Buradan yola çıkarak orta ve düşük gelirlileri konut sahibi yapmada net bir başarımızın olmadığı söylenebilir.

TOKİ’nin büyük bir konut hamlesi var ama rakamlar bunun da yeterli olmadığını ortaya koyuyor.

Özel sektörün de orta ve düşük gelirliler için konut üretebilmesi gerekiyor. Bunun önkoşulu kamu kesiminin arsa üretiminden geçiyor. Arsa üretilemezse orta ve düşük gelirliye konut üretimi hayal olur.

Ortadireği konut edindirmek bir de kentsel dönüşümü hızlandırmayla mümkün.

YAŞAM KOŞULLARI: Konutta ilerleyemedik ama diğer yaşam koşulların iyileştirebildik mi? Çünkü çatısı sızdıran, nemli duvarlara sahip, çürümüş pencere çerçeveli evlerde oturanların oranı yüzde 39 ile 2007’ye göre değişmemiş.

Konut dışında borç taksiti ödemelerinin çok yük getirdiğini belirtenler yüzde 26’dan kısmi bir iyileşmeyle yüzde 23’e inmiş.

Bir haftalık tatil masraflarını karşılayamayanlar hâlâ yüzde 70’in üzerinde.

Konutun izolasyonundan dolayı ısınma sorunu yaşayanlar 2007’ye göre azalacağına 2.5 puan artmış.

Türkiye’de yaşamı iyileştirmek bu kadar mı zor diye insan düşünmekten kendini alıkoyamıyor. Ya anketi iyi düzenlenmemişler ya da sorulara yanıt verenlerde bir gariplik var.

SONUÇ:Cehenneme ateşini herkes kendi götürür.” Karacaoğlan

Yukarı