TVRadyo
Abdurrahman Yıldırım
Abdurrahman Yıldırım

Piyasalar açısından da sonbahar ve kış mı?

Piyasalar ve ekonomi açısından riski daha yüksek, fırsatları daha az bir sonbahara adım attık. Muhtemelen bu durum kış aylarında sürebilir. Fırsatların daha baskın hale gelmesi, bahara ve yaz aylarına kalabilir. Bu nedenle küresel ve ulusal bazda piyasaların tansiyonu yüksek. Belli bir fiyatlama yapılıyor, pozisyonlar değiştiriliyor. Korku ve endişe boyutunda değil ama sıkıntılı bir süreçten geçiyoruz. Piyasaların ve ekonominin içinde bulunduğu ortam riskler ve fırsatlar sıralanınca daha iyi anlaşılabilir.

 

FIRSATLAR NELER: Küresel bazda ilk fırsat AB’nin yeni parasal genişlemeye gitmesi ve ekonomiyi resesyona girmekten kurtarması olabilir. Yapısal önlemler de bunun yanına eklenebilirse ihtimal yükselir hatta garantiye alınır. Bu konuda ilk eşik banka stres testinin hakkıyla yapılması ve ihtiyacı olana sermaye desteğinin verilmesi geliyor. Konu kış aylarında gündeme gelebilir. 

ABD ekonomisindeki toparlanmanın devam etmesi dünya ekonomisini pozitif etkileyecek. Her ne kadar bu düzelme, bir yüzüyle faizi artıracak ve piyasaları bozacaksa da, diğer yüzüyle reel ekonomiyi ve küresel ticareti destekleyecek. Asıl önemli olan da temel yani reel ekonomi.

Türkiye özelinde 3 yıllık orta vadeli program ve 2015 yılı hedefleri açıklanacak. Son yıllarda gerçekçi ve umut aşılayan programlar yapıldı. Bunun açıklanması ve tartışılması, piyasaları destekleyici yönde oldu.

İnşaat odaklı bir ekonomiden üretim odaklı bir ekonomiye doğru gidilmek istendiğinin ortaya konulması ve tartışılması fırsatlardan biri. Demek ki, içinde bulunduğumuz durumun farkındayız ve buradan çıkmak için plan da yapmışız. Uygulama ise seçim sürecinden dolayı yapılamıyor. Ama seçim sonrasında gireceğimiz yol belli. Ekonomi bir noktadan başka bir noktaya doğru taşınacak. Bu durum belirsizliği azaltır. Ekonomi aktörlerinin, karar vericilerin hazırlık yapmasına ve pozisyon almasına yol açar.

RİSKLER NELER: IŞİD olayından kamuoyunun doğru dürüst bilgisi yok ama çok önemli bir jeopolitik riskle karşı karşıya olabiliriz. Bunun ekonomik etkilerini yaşıyoruz. Hatta siyasi etkileri de görülebilir. 

Rusya-Ukrayna riskinin ekonomik etkileri gayet güçlü. İki blokun karşılıklı ekonomik yaptırımlarının sürmesi halinde ihracat pazarımız olan Avrupa’nın daha kötüleşmesi gündeme gelebilir. 

FED’in parasal genişlemeyi durdurmasının ardından faiz artırımının başlayacak olması, dış fonlama kapasitemizi azaltıcı, maliyetlerini yükseltici etki yapacak. Kısa vadede piyasalara satış getirecek. Zaten bu satışları bir süredir yaşıyoruz. Yabancılar ağustos ve eylül ayında net bazda sattılar. Hazine faizinde artış bir puanı buldu. Dolar TL’ye karşı son 2 ayda yüzde 8.6 arttı. Borsa son 2 haftadır yüzde 10 düştü. Bu süreçten en olumsuz etkilenecek ekonomilerden birisi, dış kaynağa bağımlılığından dolayı Türkiye. 

ABD’de faizlerin yükselecek olması doları önceden güçlendiriyor. Dünya parası olarak dolar tahtına yeniden oturuyor. Güçlenen dolar karşısında dolarla fiyatlanan her türlü varlığın fiyatı da düşüyor. Buna hisse senetleri, tahviller gibi finansal varlıklar yanında gayrimenkul, altın, petrol ve emtia fiyatları dahil. Dolar zamana yayılı olarak gücünü koruyacak ve daha artıracak ise karşısında ne varsa fiyatı aşağı doğru gelecek ve normalleşecek. Bu yol uzun vadede iyiye çıkacak ama kısa ve orta vadede ciddi sarsıntılar ve türbülanslar yaratabilir. 

Türkiye’nin özelinde 2015 yılında önce sözde soykırımın 100. yılını atlatması gerekecek. Ardından da seçime kadar ekonomi balonunu patlatmadan taşıması lazım. Bunun için de bankacılık sektörünü, BDDK’yı, Merkez Bankası’nı, SPK’yı kurum olarak, özelinde mülkiyet haklarını özenle koruması gerekir.

Aksi ise yeni ekonomik yapıya geçinceye kadar balonu patlatma riski bizimle beraber olur, hatta artar.

Ayın üçünde 3 risk birden

Piyasalar açısından en yakın üç risk var. Üçü de 3 Ekim, yani hafta sonuna denk geliyor. 

İlk önemli veri 3 Ekim’de açıklanacak enflasyon. Çift haneye çıkıp çıkmaması açısından eylül enflasyonu belirleyici olacak. Şansımız ise geçen eylüldeki enflasyonun yüzde 0.77 gibi yüksek düzeyde olması. Yani baz etkisi lehimize. 

İkinci ve belki daha önemli risk kaynağı ise uluslararası reyting kuruluşu Fitch’in açıklayacağı Türkiye raporu. Geçmişteki açıklamalara bakılırsa bu kuruluşun yatırım yapılabilir notunu düşürmese bile, en azından görünümü negatife çevirmesi beklenirdi. Ancak IŞİD karşıtı koalisyona katılımdan sonra bu ihtimalin azaldığını düşünüyoruz. Açıklama yine 3 Ekim Cuma günü. Sonra 21 Kasım’da S&P ve 5 Aralık’ta Moody’s Türkiye raporları ve notunu açıklayacak. 

Üçüncü en yakın risk de 3 Ekim’deki ABD eylül ayı tarım dışı istihdam verisi. İşsizliğin yüzde 6.1 ile değişmesi beklenmiyor. Beklentiden daha iyi veri gelmesinin küresel ve yerel piyasaları bozacağı aşikâr. Bozulma olmaması ise verinin kötü gelmesine bağlı.

Sonuçta önümüzdeki sonbahar ve kış ayları, risklerin fırsatlardan daha ağır basabileceği ve genel bir bozulmaya gidilebileceği bir dönem olmaya aday.

SONUÇ: “Yağmur yağarsa deveyi sat öküz al, yağmazsa öküzü sat deve al.” Türk atasözü

Yukarı