TVRadyo
Abdurrahman Yıldırım
Abdurrahman Yıldırım

Türkiye Markası’na nereden başlayalım?

Made in Turkey (Türk malı) yerini artık “Turkey Gücü Keşfet” logosu alacak. Yeni logo sadece dışarıya satılan mallar üzerinde değil, turizm pazarlaması ve hizmet tanıtımlarında da kullanılabilecek. Çünkü üzerinde malı kelimesi yok, genel bir ifade var.

Bir Türkiye Markası yaratmak ilerlemek, büyümek, refahı artırmak, katma değer yaratmak, rekabet gücünü artırmak, taşeronluktan kurtulmak, emeğin karşılığını almak, her yurttaşın yurtdışında saygı görmesi gibi ekonomiden, yaşama ve kültüre kadar pek çok yararı var. Ancak dünyada marka olmak, yararına paralel biçimde bir o kadar zor. Henüz Global 500 ve benzeri sınıflamalar içine girebilmiş bir markamız yok. Tekstil ve hazırgiyim sektöründe dünyanın ilk 5’inde yer alıyoruz, turizmde ilk 10’dayız ama bir tane marka yok. 2023 için hedeflediğimiz ilk 10 büyük ekonomi olabilmek için daha fazla sayıda sektörün listeye girmesi, dünya markaları içinde Türkiye’den markaların katılması gerekli.

DÜNYA TURU ATAN ELBİSE:

Tekstil ve hazırgiyimde dünyanın en güçlülerinden biri haline geldik ama yıllık bazda elde ettiğimiz ihraç geliri 30 milyar dolar civarında. Eğer bu sektörde markalaşabilseydik, moda merkezini İtalya’nın Milano kentinden İstanbul’a almayı becerebilseydik, 30 milyar doların 100 milyar doları aşması işten bile değildi. Şu anda İstanbul’da, Bursa’da, Malatya’da, Kastamonu’da, Kahramanmaraş’ta, Denizli’de dünyanın en lüks, en tanınmış markalarına üretim yapılıyor. Bazı fabrika depolarında en tanınmış 10 dünya markasına ait ürünlere rastlamak mümkün. Avrupa, Amerika, Rusya’ya gidiyor bu ürünler. Oradan da dönüp bütün dünyaya dağılıyor. Aralarında lüks tüketimin lideri olan Çin ve Türkiye dahil. Takım elbise, gömlek, çanta, deri mont burada üretiliyor, Avrupa’ya gidiyor, oradan tekrar buraya geliyor. Türkiye çıkış fiyatı 50, 100, bilemediniz 150 dolar. Türkiye’ye geliş fiyatı 3-4 katı. Bunun yerli tüketici tarafından satın alınma fiyatı bin lira ve üzerinde. Türkiye’de üretilen mal dünya turu attıktan sonra yeniden burada ve birkaç katı fiyata satılıyor. Bunun sihri markada.

KADIN OLMADAN ASLA:

Peki dünyanın en güçlü tekstil ve konfeksiyon sektörüne sahip olmamıza rağmen neden markalaşmayı başaramıyoruz? Neden hâlâ uluslararası markalara taşeronluk yapıyoruz? İşin kaymağını onlara bırakıyoruz?

Bunda genel bir Türkiye Markası’nın yaratılamaması etkili ki, içinde toplum hayatı ve pek çok faktör rol oynuyor.

Ama özelinde bir giyim markası yaratılamamasında insani gelişmişliğin, ekonomik gelişmişliğin, çalışma güvenliğinin düşük oluşunun, kadının ekonomi içindeki yerinin sınırlı kalmasının payı büyük. Kadınların çalışma yaşamına katılımı açısından Türkiye’nin dünyadaki yeri 134. sıra. Emek piyasalarının gelişmişliği bakımından ise sıramız 130.

SIRADA İSTANBUL VAR:

Bu nedenledir ki, moda merkezi olma sırası İstanbul’a gelmişken, bunu devralamıyoruz. Milano dünya moda merkezi olarak kalmaya devam ediyor.

Diyeceksiniz ki, Paris’e ne oldu? Modası geçti. Moda böyle bir şey. Batı’dan Doğu’ya doğru 15-20 yıl aralıklarla göç eder. Başta moda merkezi Londra idi, sonra Paris’e geçti, son olarak Milano’da duruyor. Sırada İstanbul var, zamanı da geldi ama bir türlü moda merkezi olamıyoruz, ne marka yaratabiliyoruz ne tekstil ve konfeksiyon sektörüne gömdüğümüz 10 milyarlarca dolarlık sermayeyi bir üst lige tahvil edemiyoruz. Moda merkezi olmak ve marka yaratma yoluyla sektörün önünün açılamaması bazılarını zorluyor, sektörü terk edenler oluyor.

Türkiye’yi markalaştırmak istiyorsak işe en hazır ve en çok ihtiyacı olan tekstil ve konfeksiyon sektöründen başlamalıyız. Eğer bu sektörü markalaştıramıyorsak, hiç bir şeyi marka yapamayız. O zaman da kendimizle barışalım ve taşeron olarak kalalım.

SONUÇ: “Bir güçlükle karşılaştığınızda kendinize bir kaçış yolu değil, bir çıkış yolu arayın.” D.L Weatherford.

Yukarı