TVRadyo
Abdurrahman Yıldırım
Abdurrahman Yıldırım

Gelişmler faiz artışını kaç çeyrek erteler?

Küresel piyasalarda zaten var olan satış eğilimi FED tutanaklarının 8 Ekim’de açıklanması ile sertleşmişti. Satışlar bu haftanın 3.5 gününde devam etti. Son 1.5 günde ise risk iştahı yeniden canlandı. Risk iştahını yeniden geri getiren olgu ise bölgesel FED başkanlarından James Bullard’ın müdahaleci açıklamasıydı: “FED’in şu anki duruma mantıklı bir cevap vermesi lazım. Şu konjonktürde varlık alımlarının bitişine ara verebiliriz ve aralık ayına kadar verileri izleyebiliriz. Eğer ekonomi sağlamsa aralık ayında programı bitirebiliriz. Fakat piyasa haklıysa ve olay ABD ekonomisi için daha ciddi bir boyuta doğru gidecek gibi görünüyorsa o zaman komitenin parasal genişlemeyi hızlandırma seçeneği saklıdır.”

Bullard’ın bahsettiği paraydı. Paranın sesini duyan piyasa da hemen büyümeyi unuttu ve alıştığı uyuşturucuya kavuşmanın sevincini yaşamaya başladı. Tabii risk iştahı açılınca hemen hemen bütün finansal araçlar bundan pozitif etkilendi.

SATIŞA İKİ ANA ETKEN: Hemen başta belirtmek gerekir ki, piyasaları ürküten gelişmelerin başında dünya büyümesinin düşeceği endişesi geliyor. Ufukta beklenen büyümenin gerçekleşemeyeceğinin ifade edilmesinin piyasalar üzerinde bu denli etkili olmasını normal karşılamak gerekiyor. Çünkü borsaların ana gıdası büyüme. Hatta başta petrol olmak üzere emtiaların da.

-Bu temel faktör yanında bir şey daha etkili. Piyasalar zaten primliydi ve satış için bahane arıyordu. Satışlar ECB’nin 4 Eylül ve FED’in 17 Eylül toplantısı ile sertleşti.

-Dünya borsaları son 5.5 yıldır yükseldi ve yüzde 158 gibi bir prime ulaştı. 9 Mart 2009’da 684’den başlayan yükseliş 4 Temmuz 2014’te 1.766 puana vardı. Yüzde 158 prim önceki uzun vadeli trendleri geride bırakıyor.

-Gelişmiş borsaların daha önceki uzun dönemli yükselişi 2002’den başlayarak 2007’ye kadar 5 yıl sürdü. Bu dönemin getirisi ise yüzde 142 düzeyinde kaldı.

-2000’in ilk çeyreğinde sonlanan büyük yükseliş ise 1992’de başlayarak 8 yıl devam etti. Bu sürede dünya borsalarının ortalama getirisi yüzde 209’a vardı. Yukarıdaki grafikten izlenebileceği gibi, bu büyük yükselişleri izleyen düşüş dönemlerindeki kayıplar ise yüzde 52 ve yüzde 59 olarak gerçekleşti. Çıkış dönemine göre düşüş dönemleri çok daha kısa süreli ve 1.5-2.5 yılla sınırlı.

-Eğer bir kısım görüş sahibinin söylediği gibi, ayı piyasasına girdiysek gidecek daha çok yolumuz olmalı. Çünkü henüz yüzde 11’lik bir düşüş gerçekleşti. Eğer büyüme konusu çözülemezse bu korku kâr realizasyonu isteğiyle birleşerek borsalarda uzun dönemli düşüşe dönüşebilir.

Büyüme yükselmezse piyasalarda durum değişir

Ancak bu düşüş bazı şartlara bağlı olarak devam edip bir ayı piyasasına dönüşebilir de. Ya da piyasalar yeniden toparlanarak yükseliş dönebilir de. Grafikte bunun iki güzel örneği görülüyor.

-Biri 1998’de Rusya kriziyle 2.5 ay sürmüş ve yüzde 20 düşüşle tamamlanmış ve küresel piyasaları uzun vadeli yolculuğundan döndürememiş.

-İkincisi de 2011’de Avrupa krizi sırasında yaşanan ve 5 ay süren yüzde 25’lik düşüş de güçlü bir ara düzeltme olarak kalmış.

-Geçmişteki bu iki örnek, bir benzerinin daha yaşanabileceğini ihtimal dahiline sokuyor. Ancak şartlar oluşursa. Yine geçmişteki örneklere bakarsak Rusya petrol fiyatlarının yükselmesiyle toparlandı. Avrupa krizi de ECB’nin büyük para paketleri ile yumuşatıldı.

-Küresel piyasaların karşılaştığı veya kafasının takıldığı durum yeterince büyüyememek. Büyüme olmadan borsaların uzun süreli ayakta kalması, canlılığını koruması elbette mümkün değil. Şimdiye kadar canlılığını sürdürdü çünkü krizin hemen sonrasındaki büyüme zaten yüksekti, devamında da parasal genişlemenin er geç normal büyümeyi geri getireceğine inanıyordu. Ya da piyasa kendini böyle kandırıyordu.

-Şimdi gerçeklerle yüz yüze gelindi. Bu açıdan borsaların yeniden yükselişe dönebilmeleri, büyüme sorununun toparlanmasına bağlı. Bu, ya açıklanan verilerle olacak ya da yol göstermeyle umut aşılamayla olacak. Piyasalar dünya için ortalama yüzde 4-5 düzeyindeki bir ortalama rakamı görürlerse veya buna inanırlarsa yola devam ederler.

-Bu açıdan şimdiye kadar işin kolay kısmını yaşadık. Merkez bankaları paraları verdi, faizler düşürüldü, bütün varlık fiyatları yükseldi ve finansal piyasalar da bayram etti. Ama şimdi büyüme normal düzeyine çıkamayacaksa durum değişir.

-Çünkü, devletlerin kamu borç sorunu sürüyor. Birkaç ülke devre dışı kaldı ama gelişmiş ülkelerde borcun milli gelire oranı ortalama yüzde 100’ü buldu.

-Avrupa’nın yapısal sorunları çözülmedi. Bankacılık sorunu olduğu gibi duruyor. Ciddi ve inandırıcı bir stres testi ile sermayelendirme yapılmalı ki, sisteme güven sağlanabilsin.

-Küresel kriz döneminden kalan bu iki soruna şimdi yeterince büyüyememe sorunu eklendi. Buna Avrupa’da deflasyon tehlikesi de diyebiliriz.

-Son olarak jeopolitik riskler arttı. Suriye ve Irak’ta yaşananlara Rusya-Ukrayna, Rusya ile Batı’nın gerginlik ve ambargo yaşaması, Çin -Hong Kong gerginliği de eklendi.

-Sanırım bu gelişmeler FED’in faiz artırımını birkaç çeyrek ertelemeye yeter. Piyasaların kâr realizasyonunu keser mi biliyorum ama en azından sert satışları yumuşatabilir.

SONUÇ: “Laf ile pilav pişse deniz kadar yağ benden.” Türk atasözü

Yukarı