TVRadyo
Abdurrahman Yıldırım
Abdurrahman Yıldırım

Düşen faiz ve azalan borçlanmadan ekonomiye 300 milyar dolar kaynak

Son 12 yılda düşen faizler ve buna bağlı olarak kamu borçlanma ihtiyacının azalması ekonomiye 300 milyar dolarlık kaynak yarattı. Bu tasarrufun perde arkasındaki en önemli etken ise bütçe disiplini oldu

Eski maliye bakanlarından Kemal Unakıtan “Ben bütçe açığını kapatayım, Dışişleri Bakanı’nın yürüyüşü değişir” demişti. Bütçenin disiplinli davranmanın, az açık vermenin dış politikadan ekonomiye sayısız yararı var. Güçlü bütçe, dünyanın türbülanslı dönemlerinde yüksek cari açıkla ekonominin yolculuğunu kazasız belasız sürdürmesine en önemli desteği verdiğini dün işledik.

- Güçlü bütçe kamu finansmanının iç kaynaklarla güçlendirilmesi demek.

Bu durum kamunun iflas etme ihtimalini azaltarak ülkenin risk primini düşürüyor. Bu da faizler ve kredi notu artışı şeklinde kendini gösteriyor. Daha fazla kaynağa, daha ucuza ulaşmanın yolunu buluyorsunuz.

- Bütçede az açık vermek veya denk gitmek, kamunun borçlanma gereksinimini de düşürüyor. Bankacılık ve sermaye piyasalarındaki kaynak bu durumda özel sektöre ve tüketicilere kalıyor. Özel sektörün ve hanehalkının ekonomik aktivitesi artıyor, büyümeye katkısı artıyor.

- Düşen bütçe açığı önce riskleri düşürerek, sonra da faizleri aşağı çekerek, kamu kesiminin faiz yükünü ve borç servisini azaltıcı etki yapıyor.

- Mali disiplinin Türkiye için en büyük yararını herhalde kamu borçluluğundaki azalmada ve buna bağlı olarak faiz oranlarının gerilemesinde gördük.

- Kamu borcu milli gelirin yüzde 90’ına kadar çıkmışken, Türkiye’nin iflasına 2001 krizi sırasında ramak kalmıştı. Bu borç oranı artık yüzde 35’in altına düştü. Gelişmekte olan ülkelerin ortalamasının gerisine çekildi. Çevrilmesi, yönetilmesi kolaylaştı. Hazine’nin finansmanı ve ihaleleri artık en önemli sorun ve ekonominin en önemli belirleyicisi olmaktan çıktı.

- Bu durum başta olmak üzere, siyasi istikrar, makro ekonomik iyileşmeler ve kredi notunun yatırım yapılabilir düzeye çıkması, risk priminin ve faizin düşmesine destek verdi.

 

Dış konjonktür işin piyangosu oldu

- Yine geçmiş dönemde faizi tarihi düşük değerlere indiren asıl etki ise dünyadan geldi. 100 yılda bir gelen fırsatla dünya artık merkez bankalarının parasına boğuldu. Küresel krize ilaç olmak üzere faizler koordineli bir şekilde sıfıra doğru indirildi.

- Dış kaynak ihtiyacı yüksek bir ekonomi olarak Türkiye bu konjonktürden yararlandı. Bu nedenle de faiz oranları krediden mevduata, hazine faizinden merkez bankası fonlamasına kadar tek haneli rakamlara indi.

- Dünyadan veya Türkiye’nin kendi içinden arada bir esen rüzgârla birlikte faizin sıçrama yaptığı da oluyor ama genel olarak dipte bir seyir izliyor. Bu açıdan Türkiye çok ciddi mesafe kat etti. Dünyanın en yüksek faizini geçmiş yıllarda defalarca ödemiş bir ülke olarak, geldiğimiz aşamada reel faizler yılları alan bir zaman dilimi içinde sıfır düzeyinde. Zaman zaman negatife düştüğü de oluyor, az biraz pozitife döndüğü de. Bunun bir grafiği de bitişikte yer alıyor.

 

Erdoğan faiz konusunda kendine haksızlık ediyor

- Bütçede ve faizde durum buysa Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan faizi yeterince düşüremediğinden yakınırken “Başbakanlık dönemimde başarısız olduğum konulardan biri budur” dedi. Aslında rakamlar tersini söylüyor ve kendi kendine haksızlık ediyor. Söz konusu reel faizse orada zaten sıfıra gelindi, kredi faizi ise koşulları farklı.

- Bu konuda alınan mesafeyi ve sonucu aslında rakamlar ortaya koyuyor. Erdoğan 2002 sonunda iktidara geldi ve 2003’ten 2014’e kadar 12 yıl başbakanlık yaptı.

Bu dönemin bütçelerini ve bütçe içinde faiz ödemelerini çıkardım. Daha gerçeği yansıtması açısından faiz ödemelerinin payına baktım ve son 12 yılın ortalamasını buldum.

- 2001’de krizin ve büyümenin negatife dönmesinin etkisiyle milli gelirin yüzde 17’sine varan faiz ödemeleri daha sonra alınan önlemlerin etkisiyle gerilemeye başladı.

- 2014 itibarıyla gerçekleşme tahmini olarak faiz ödemelerinin milli gelire oranı ilk kez yüzde 3’ün altına indi. Yüzde 2.8 olarak gerçekleşecek oranın gelecek yıl aynı düzeyde kalacağı tahmin ediliyor.

 

Faiz ödemeleri yarı yarıya azaldı

- 2003’te yüzde 13’ten başlayan düşüş yüzde 3’ün altına inene kadar devam etti. Son 12 yılın ortalaması ise yüzde 4.8 oldu. Milli gelirin ortalama bu kadarlık bölümü faiz ödemelerine gitti.

- Ama 2003’ten önceki 12 yılda faiz ödemelerinin boyutunu ise her yıl olmak üzere milli gelirin yüzde 8.1’i düzeyinde hesapladık. Son 12 yılda faiz ödemeleri yarı yarıya olmasa da ona yakın geriledi.

- Ortalamada 3.3 puanlık azalmanın 12 yıl boyunca vardığı büyüklük 2014 yılı milli gelirinin yüzde 40’ına ulaşıyor. Bu da 800 milyar dolara yaklaşan GSYH üzerinden 300 milyar dolar yapar. Bütçe disiplini ve bağlı olarak faiz düşüşünün karşılığı böylesine yüksek bir rakam.

 

Yılda ortalama 35 milyar $ ekstra harcama olanağı doğdu

2003’te faiz giderlerinin milli gelire oranı yüzde 17.1 oranındayken bugün bu oran yüzde 2.8’e geriledi. Faiz dışı harcamaların milli gelire oranı ise yüzde 22.6

Peki faiz düşüşünden ve borç ödemelerinden bu kadar tasarruf edilmişse nereye gitmiş? Yine bitişikte yer alan tablodan bunun iki ana kaynağı olduğu söylenebilir.

- Bunlardan biri elbette milli gelire oranı çift haneli rakamlara çıkan bütçe açıklarının yüzde 2’nin altına inmesi, hatta yüzde 1’e doğru gelmesidir. 2017 yılında ise çok küçük olsa da bütçe fazlası planlanmış. Eğer başarılırsa 1970’ten bu yana ilk kez gerçekleşecek.

- Faizin ve kamu borcunun göreceli olarak düşmesi aynı zamanda bütçede faiz dışı harcamalara daha geniş bir yer açtı. 2003 yılında faiz dışı harcamaların milli gelire oranı yüzde 18.2 gibi çok yüksek bir düzeydeydi. Faiz, bütçe kalemlerinin neredeyse yarısına bedeldi.

- 12 yıl sonra bütçedeki faiz dışı harcamaların milli gelire oranı yüzde 22.6’ya çıktı, 4.4 puan arttı. 800 milyar dolarlık bir ekonomide bunun parasal karşılığı yaklaşık olarak 35 milyar dolardır. Bu kadar para faiz yerine faiz dışı harcamalara gidiyor.

Yarın bu paranın gittiği alanları işleyeceğim.

SONUÇ: “Hatalı yapılan işlerden çektiğiniz çile, hatanın kendisinden daha çok acı verir.” Alfred Housman

Yukarı