TVRadyo
Abdurrahman Yıldırım
Abdurrahman Yıldırım

Türkiye’nin petrol madeni

Önemli eşiklerin aşıldığı bir dönemi yaşıyoruz. Petrol fiyatları 6 ay önce 110 doların üzerinde seyrediyordu. Yıl ortasından itibaren başlayan düşüş eylül ayının ikinci haftasından bu yana ivme kazandı. Petrol en son 9 Eylül’de 100.62 dolardı. 4 ay sonraki fiyatı ise 50 doların altına bile indi. 100 dolardan 50 dolara inmesi topu topu 4 ayda oldu bitti. Dün brent petrolün varili 49.92 dolara kadar düştü. 50 dolarlık fiyat demek yaklaşık 6 ayda 65 dolarlık düşüşe denk geliyor. Oran olarak yüzde 57’lik bir geri çekilmeyi ifade ediyor.

■ Petroldeki her 10 dolarlık düşüş Türkiye’nin enerji ithalatını fiyat yoluyla 5.5 milyar dolar azaltıyor. Yıllık toplam enerji ithalatı 55 milyar dolar. 50 milyar dolara inen fiyatın kalıcı olması halinde bir yıllık toplam tasarruf 35 milyar dolara varıyor.

■ Bizim 55 milyar dolarlık fatura 20 milyar dolara iner. Cari açığı da eğer büyümenin gazına fazla basmazsak hemen hemen aynı tutarda azaltabilir.

■ İthal enerjiye ödenen fatura bakımından Türkiye fiyat düşüşlerinden en çok yararlanacak ülke gibi. Çünkü tutarı açısından Türkiye dünyada beşinci sırada yer almasına rağmen milli gelire oran açısından yüzde 5.8 ile ilk sırada.

■ Dış ticaret yanında enflasyonu düşürdüğü ve daha düşüreceği de kesin. Akaryakıt ve enerji ekonominin temel girdi maddesi. Belki Başbakan Yardımcısı Ali Babacan bunun da rahatlığıyla dün enflasyonun yıl sonunu beklemeden mart-nisan gibi yüzde 6’ya inebileceğini söyledi.

■ Akaryakıt ve enerji harcamalarından sağlanabilecek 35 milyar dolarlık tasarrufun başka alanlarda harcamaya veya yatırıma dönüşmesi de mümkün. Türkiye’de tasarruf eğilimi, geleceğe duyulan güvenden ve konut edinme isteğinden dolayı, zayıf. Vatandaşın harcama eğilimi yüksek.

■ Dolayısıyla akaryakıta, ulaştırmaya, taşımaya gitmeyecek olan böyle bir kaynağın başka alanlarda yatırıma, tüketime dönüşmesi beklenir. Belki bir kısmı da tasarruf edilebilir. Bu da bize, beklendiği ölçüde cari açıkta iyileşme olmayabileceğini, bunun karşılığında büyümenin ve iç talebin ivmelenebileceğini düşündürtüyor.

■ Üstelik fiyatlar son yılların en düşük düzeyine inmişken ve faizler de düşmüşken vatandaş bunu neden yapmasın? 2010 ve 2011 yılında yaptı. Eğer geleceğe güveni varsa ve sistem tarafından engellenmezse bu kez de yapar. Yapmıyorsa güvensizlikten dolayı yapmayacak. Çünkü toplumun tüketime hâlâ doymadığını, geciktirilen bir talebin de bulunduğunu biliyoruz.

AB deflasyona ve tarihi adımı atmaya doğru mu gidiyor?

Petrol fiyatlarında hızlı düşünün yararı yanında zarar verdiği ekonomiler de var. Euruo Bölgesi bunlardan biri. Bu bölge yıllık 406 milyar dolarla en çok petrol ithal eden bölge ve milli gelirlerine oranı yüzde 3. Bu nedenle fiyat düşüşüyle açığa çıkacak kaynağın bir kısmının harcamaya dönüşmesi ve bunun da ekonomiyi kısmen canlandırıcı etki yapması bekleniyor.

■ Ancak bu katkı yanında düşen petrol fiyatlarının bir yan etkisini dün açıklanan Euro Bölgesi enflasyonu üzerinde gördük. O korkulan deflasyon yani fiyatlar genel düzeyinin gerilediği ortama doğru gidildiğini gösteren bir veri açıklandı. Aralık ayında Euro Bölgesi enflasyonu yüzde 0.2 düzeyinde geriledi. Bu gerileme 2009 yılındaki 5 ayı bulan fiyat gerilemesi döneminden sonra Euro Bölgesi’nde ikinci kez oluyor.

■ Fiyatları beklenmedik biçimde eksiye çeken ise enerji fiyatlarının yüzde 6.3 gerilemesiydi. Ancak enflasyonun eksiye geçmesinin enerji kaynaklı olması Avrupa’nın deflasyon riskini azaltmıyor. Çünkü petrol fiyatları düşmeye devam ediyor ve fiyatlara dahil edilmeyen aralık ayının ikinci yarısından sonraki düşüşler de önümüzdeki aylarda enflasyonu eksi çıkartmayı sürdürebilir.

■ Avrupa’da ekonomi durgun, harcamalar düşük. Fiyatların daha gerileyeceği beklentisi oluşursa harcamalar daha da ertelenebilir. “Bekleyeyim daha ucuzdan alırım” tavrı talebi azaltabilir. Bu durumda şirketler düşen petrol fiyatlarının tamamını, belki de fazlasını kendi fiyatlarına yansıtmak durumunda kalacaklar.

■ Beklenti fiyat düşüşlerini beraberinde getirecek, fiyat düşüşleri yeni beklentileri oluşturacak. Negatif kısırdöngü kendi kendini besleyerek yoluna devam edecek. Japonya’nın düştüğü tuzağa pekâlâ Avrupa da düşebilir.

■ Bu gelişme 22 Ocak’ta faiz toplantısı yapacak Avrupa Merkez Bankası ECB’yi radikal önlemler almaya ve tarihi bir adım atmaya itiyor. İlginç günler göreceğiz.

SONUÇ: “Olanaksızlık, çok kez denenmemiş olandır.” James Graham

Yukarı