TVRadyo
Abdurrahman Yıldırım
Abdurrahman Yıldırım

Doların çıkışını durdurmak TL’nin işi değil

Merkez Bankası’nın son enflasyon raporundan alınan yukarıdaki grafik hem gelişmekte olan ülkelere hem de Türkiye’ye yönelik yabancı portföy akımlarını gösteriyor. Grafiklerde üç ayrı çizgi kolaylıkla izlenebilir. Bir de henüz yeni başlamış dördüncü çizgi var ama nokta gibi. O da 2015 yılı portföy akımlarını gösteriyor.

■ Dikkat edilirse 2008-2013 ortalamasını yansıtan çizgi gelişmekte olan ülkelerde yumuşak bir artış eğiliminde. 2013 eğilimi ise ilk yarıda hızlı sermaye girişi ikinci yarıda sermaye çıkışı şeklinde. 2014’te ise ilk yarıda çıkışlar olmasına karşılık ikinci yarıda kısmen toparlanma söz konusu. 2015 ise gelişmekte olan ülkelerde aşağı yönlü başlamış, yani sermaye çıkışı söz konusu.

■ Türkiye’de ise 2008-2013 ortalaması gelişmekte olan ülkelerden daha yüksek. 2015 eğilimi düşüşle başlamış ama sonrasında yukarı kıvrılan yani sermaye girişlerinin olduğunu gösteren bir eğilime dönüşmüş. Bu açıdan 2015’te gelişmekte olan ülkelerden ayışan bir eğilim içinde Türkiye.

Bu sermaye girişlerinin etkisiyle TL 2015 yılının 26 Ocak tarihine kadar döviz sepeti bazında yüzde 2.96 değerlendi. Üç haftada yüzde 3’e varan bir değerlenme oldu.

■ Nitekim bu gidişe Merkez Bankası 27 Ocak’taki Enflasyon Raporu açıklamasında müdahale etti. Ocakta enflasyonun 1 puan gerilemesi halinde faizin indirilmesini görüşmek üzere Para Politikası Kurulu olağanüstü toplantıya çağrılacak. Böylelikle olağan toplantı tarihi olan 24 Şubat beklenmeyecek, o tarihe kadar TL’nin değerlenmesine seyirci kalınmayacak.

■ Ayrıca açıklama 27 Ocak’ta yapılarak fiyatlamalar öne çekildi. Bu da zaten TL faizlerini 4 Şubat beklenmeden düşürdü, aynı anda döviz kuru da yükseldi. Yani TL’nin değerlenmesi tıraşlanmaya başlandı. 26 Ocak’ta döviz sepeti 2.5056 iken dün 2.5422’ye kadar çıktı. İki günde kur sepetinin TL’ye karşı artışı yüzde 1.46’yı buldu. Bu da TL’nin ocak ayındaki değerlenmesini yüzde 2.96’dan yüzde 1.47’ye düşürdü.

■ Yani olaya sepet bazında bakılınca herhangi bir sorun yok. Hatta sorun TL’nin hızlı değerlenmesinde vardı, 27 Ocak açıklaması sonrası bu da törpüleniyor. Dolar açısından bakıldığında ise dışarıdaki değerlenme içeriye daha düşük yansıdı. Dolar kendinden sonra gelen 6 büyük paraya göre yılbaşında 90.269’dan 26 Ocak’ta 94.802’ye çıktı ve yüzde 5.02 arttı. TL karşısında artışı yüzde 0.96, dün 2.3830’a çıktığı düzeydeki artışı da yüzde 2.12’de. Dünyanın en büyük paralarına karşı yüzde 5.02 artış, Türkiye’de yüzde 2.12’ye iniyor. TL, dolara karşı tek kahraman gibi. Dünya parasının değerlenmesini durdurmak TL’nin işi değil. Böyle bir imkân olsa Euro’nun düşüşünü önlerdik, daha iyi.

“Merkez Bankası 20 Ocak’taki toplantısında faizi yüzde yarım puan düşürme kararı verirken TL’nin bu değerlenmesini öngöremedi mi?” diye sorulabilir. 20 Ocak’ta henüz Avrupa Merkez Bankası’nın tahvil alım kararı verilmemişti. Böyle bir karar alacağı tahmin ediliyordu. Ama miktar kesin değildi. Bir de karara karşı piyasaların nasıl bir tepki vereceği de önceden tam olarak kestirilemez. Gelişmelerin gerçekleşmesiyle Merkez Bankası’nın yolu iyice aydınlandı.

Yukarıdaki grafikten de görülebileceği gibi, Türkiye’ye yönelik sermaye akımı da artmaya başladı.

■ Bir de Merkez Bankası’nın aylık enflasyona yönelik üçüncü ve son fiyat araştırmasının tarihi doldu. Muhtemelen bu da ocak ayında enflasyona yönelik bir fikir verdi.

Bunlar döviz kuruna müdahalenin ve kuru yükseltmenin altyapısını oluşturdu.

■ Denilebilir ki: “Kura müdahalenin tek yolu faiz değildi, döviz alımları yoluna da gidilebilirdi.” Neden o yola sapmayıp da kendisinden istenen faiz indirimi yoluna gittiğinin yanıtını ise Merkez Bankası verebilir.

Ben döviz kuruna Merkez Bankası’nın bir şekilde destek vermesi gerektiğini düşünenlerdim. Yapılan doğru, izlenen yol da yanlış değil. Yanlışlık Merkez Bankası’nın tek bir yere doğru sürüklenmek istenmesinden kaynaklanıyor.

SONUÇ: “Sûreti sîretine uymaz.” Türk atasözü

Yukarı