TVRadyo
Abdurrahman Yıldırım
Abdurrahman Yıldırım

Yeni dönemde kaynak bulmanın zorluğu nerede?

 

Meclis’te grubu bulunan siyasi partilerden seçim beyannamesini ilk açıklayan AK Parti oldu. Dün bunun bir değerlendirmesini yaptık. Önümüzdeki günlerde CHP ve MHP’nin de seçim beyannamesi açıklanacak. Değerlendirmelere devam edeceğiz.

Dünkü değerlendirmemizin başlığı “Kolay dönem geçildi, zor kısım başlıyor” idi. Geçmiş 12 yıllık döneme bakınca milli gelir büyümüş, kişi başına gelir artmış, enflasyon ve faizler tek haneye indirilmiş, yüksek bütçe açıkları düşürülmüş, kredi hacmi 5 kat artmış. Altyapı yatırımları hızlanmış, çift şeritli yollar 4 kat uzamış.

Bunların yanına sosyal yardım ve sosyal güvenlik harcamaları da reel olarak artmış ve milli gelirden aldıkları pay yükselmiş.

ZORLUĞUN NEDENLERİ: Bütün bunlar iyi bir ekonomik icraat bilançosuna işaret ediyor. Ancak işin zor kısmı ise yeni dönemde bütün bu çarkı çevirecek finansal kaynakları bulmada yatıyor. Kaynak bulmayı zorlaştıran iç ve dış nedenler ise fazlasıyla var.

■ Bunların en başında küresel bir eğilim olarak uluslararası sermayenin Amerika’ya ve Almanya’ya doğru gitmesi, gelişmekte olan ülkelerden çıkması veya daha az gelmesi geliyor. Sermaye akımlarındaki bu yön değişikliğinin, cari açığı yüksek ve dış finansman ihtiyacı büyük bir ekonomi olarak en çok etkilediği ülkelerden biri Türkiye. 2013 Mayıs’tan beri finansal piyasalardaki dalgalanma, dolar kurundaki artış, faizlerdeki artış, ekonomik büyümedeki azalmada en büyük pay bu gelişmenin.

■ Üstelik önümüzdeki dönem sermaye hareketlerinin yönü yine aynı olacak gibi. Çünkü ABD’de faiz artırımları henüz başlamadı. ABD ekonomisinin toparlanmasına bir de faiz artışı eklenince doların değerlenmesi devam edebilecek. Bu üç faktör birleşerek kendi kendini besleyen bir sürece ve küresel sermaye için ABD’nin çekim merkezine dönüşmesine yol açabilecek.

■ İçeride ise bankalar kredi açabilmek için ya dışarıdan borçlanmak ya da mevduat tabanlarını genişletmek zorundalar. Çünkü krediler mevduatın yüzde 115 düzeyine çıktı. Sermaye yeterlilik oranları da giderek düşüyor. Yani büyümeyi finanse edecek dış kaynak akışında azalma olabileceği veya en iyi ihtimalle artış olmayacağı gibi, iç kaynakların artırılması da kolay değil. En azından zaman alacak.

■ Bugüne kadar bütçe açıklarını daraltarak, faiz oranlarını düşürerek ve vergi yükünü artırarak yurtiçi kaynakları artırdık. Ancak bunun da bir sonu var. Vergi yükü milli gelirin yüzde 28.5’ine çıkmış. Denilebilir ki: “Bu oran daha artırılabilir. O zaman da özel sektörün daha kârlı çalışması, kayıtdışılığın azaltılması gerekir ki, ikisi de yapılmalı. Ama zor ve zaman alıcı konular olduğu da kabul edilmeli.

■ Faiz oranlarını daha düşürmenin yolu enflasyonu aşağıya çekmekten, tek haneli rakamların en alt seviyelerine indirmekten geçiyor. Ancak o zaman kuru sıçratmadan faizleri kalıcı biçimde düşürmek mümkün olabilir. Yüzde 70-80’li düzeylerden tek haneli rakamlara inmek işin kolay tarafıydı. Döviz kurunun değer kaybetmesiyle bu iş kolaylıkla da oldu. Küresel konjonktür buna uygundu. Şimdi ise kuru düşürecek ortam yok ve TL değer kaybediyor. Buradan gelecek etki, pozitif değil, olsa olsa negatif olur.

Enflasyonu düşürmenin geriye kalan yolu artık yapısal reformları yapmaktan geçiyor. Bu anlamda konut ve bina arzını artırmanın fiyatları dengeleyici rolü ile enflasyona pozitif katkı yapması beklenir. Ancak Türkiye’de bu piyasa etkin çalışmıyor, konut arzı da artıyor ama çoğu yerde konut fiyatları da. Sonra da kiralar yoluyla maliyetlerin içine giriyor.

Kiradan daha önemlisi de gıda fiyatlarının, manşet enflasyonun iki katı, gıda dışı enflasyonun ise üç katı düzeyinde artıyor olması. Bu bir yapısal sorun artık. Tarım Bakanı Mehdi Eker de, Merkez Bankası Başkanı Erdem Başçı da bu konuda aynı yere parmak basıyor: “Ticarette ve gıdada dağıtım kanalları yeniden düzenlenmeli.” Ancak bu konu da öyle sanıldığı gibi kolay değil. Kolay olmadığını da işin Gıda Komitesi’ne havale edilmesinden anladık.

■ Hem iç hem dış koşullar enflasyonu düşürücü değil, tersine yükseltici yönde çalışıyor. Enflasyona paralel, önümüzdeki dönemde faizler de geçtiğimiz dönemdeki gibi hızla düşemeyecek. Enflasyon faiz sarmalı devam edince de, Türkiye geçmiş yıllarda dramatik faiz düşüşünden elde ettiği kamusal gelirden olacak.

Doğal olarak da hükümet bütçeden sosyal harcamalara, sağlığa, altyapı yatırımlarına daha az kaynak ayırmak durumunda kalacak. Yeni dönemin en önemli zorluğu mali kaynakları genişletmede ve bu kaynakların maliyet artışlarında olacak gibi.

İşimiz zor ama imkânsız değil.

SONUÇ: “Hiçbir şey zor değildir, yeter ki onu ufak parçalara ayırmasını bilelim.” Henry Ford

Yukarı