TVRadyo
Abdurrahman Yıldırım
Abdurrahman Yıldırım

‘Dış borç ve cari açıkta rehavete kapılmanın cezası çok şiddetli’

 

Türkiye’nin brüt dış borç stoku 2014 sonu itibariyle milli gelirin yüzde 50.3’üne çıktı. 2005’te yüzde 35.5’e kadar düşen bu oran küresel krizle tırmanarak 2014 sonunda yüzde 50.3’e yükseldi. Dış borcun milli gelire oranı, 2002 yılındaki yüzde 56.2’den sonra en yükseğine çıkmış bulunuyor.

■ Bu oran tek başına yüksek değil, düşük de değil. Ancak toplam dış borç içinde kamu kesiminin dış borcu düşükken özel sektörün yüksek. Borçlanmanın yükü özel sektörün sırtında ve artışı da hızlı. Özellikle küresel kriz sonrasında bol likidite ve düşük faiz döneminde hemen her gelişmekte olan ülke ve bu ülkelerin özel sektörü hızlı bir şekilde borçlanırken, Türkiye de boş durmadı. Bankalar ve reel sektör şirketleri dışarıdan daha ucuza gelebilecek kaynak bulmaya ağırlık verdiler ve içerideki yatırımlarını ve faaliyetlerini finanse ettiler.

■ Bunun sonucunda da Türkiye’nin dış borç stoku küresel kriz sonrasında ters yüz oldu. 2002’de Merkez Bankası’nı da kamuya dahil edersek 129.6 milyar dolarlık toplam dış borcun 86.5 milyar doları kamuya, 43 milyarı özel sektöre aitti. Kamunun payı yüzde 66.8, özel sektörün payı yüzde 33.2 veya yarı yarıya özel sektörün yükü daha azdı.

■ 2014 yılına geldiğimizde ise dış borç stoku 273 milyar dolar arttı ve 402.4 milyar dolara çıktı. Bu borcun 117.7 milyarı ve yüzde 29.2’si kamuya, 282.2 milyar doları ve yüzde 70.1’i özel sektöre ait hale geldi. Toplam içinde özel sektörün payı iki katından daha fazla artarken kamunun payı yarıdan daha fazla azaldı. Dış borcun büyük payı, kamudan özel sektör tarafına geçti.

■ Ancak Türkiye’nin cari açığı yüzde 9.7 ile 2011de rekor düzeye çıktı. Özel sektörün borcu da aşırı yükseldi. Türkiye bankaların kredi büyümesine sınır koyarak dışarıdan borçlanma ve cari açığı sınırlama yönünde önlem aldı. Son üç yıldır da büyüme bu nedenle yüzde 3 civarına indi.

■ Dün Habertürk TV’de Başbakan Yardımcısı Ali Babacan 2012 yılından bu yana özel sektörün dış borcunun sürdürülebilirliğini makroekonomik politikaların merkezine oturttuklarını söyledi. Büyüme oranı ile özel sektörün dış borcunun milli gelire oranının önemine işaret eden Ali Babacan “Bizim yüzde 3-4’lük bir büyüme ile yüzde 3-4’lük cari açığı döndürebileceğimizle ilgili çok geniş bir kanaat var piyasada. Bizim cari açığımız yüzde 3-4 aralığına indiğinde kimse cari açığı bizim önümüze koyamaz” dedi. Doğrudan sermaye girişinin son yıllarda biraz düşük seyrettiğini belirten Babacan, “önümüzdeki dönemde özel sektörün dış borcunu kontrollü büyütmek ve milli gelire oranla borç artışını fazla zorlamamak gerektiğini” vurguladı.

■ Önümüzdeki 2-3 yıl içinde FED faizlerinin bir aşamada artırılacağına ve buna bağlı olarak Amerikan Doları faizlerinin de yükseleceğine işaret eden Ali Babacan, likiditenin pahalanacağı bir döneme girildiğini ifade etti. Babacan “Böyle bir döneme girerken hem özel sektör dış borcunda, hem de cari açıkta rehavet olamaz. Rehavete kapılırsak cezası çok şiddetli olur” diye konuştu.

■ Büyüme oranını geçmeyecek bir cari açığın varacağı yer belli. Cari açık milli gelire göre artmayacak. Yani öyle bir dış konjonktür içine girdik ki, milli gelire oranla cari açığı büyütmenin bedeli yüksek. Cezalandırmanın anlamı açık, küresel sermaye akımları kesilecek veya tersine dönecek. Bunun sonucunda hem kur hem faiz yükselecek ve ekonomide daralmaya yol açacak. Bildiğimiz tipik krizlerden biri tekrarlanacak. Çıkış yolu ise ihracatı artırmaktan, şirketlerin kârlarını ve bunun için de rekabet güçlerini yükseltmekten geçiyor.

SONUÇ: “Yük iyi taşındı mı hafifler!” Latin atasözü

Yukarı