TVRadyo
Abdurrahman Yıldırım
Abdurrahman Yıldırım

Kritik dönemi hükümetsiz mi geçireceğiz?

 

Henüz 7 Haziran seçiminin üstünden 1.5 ay geçmişken Türkiye yeni bir seçime doğru yelken açıyor gibi. Cumhurbaşkanı bunun adını “tekrar seçim” diye koydu. MHP Genel Başkanı Devlet Bahçeli seçim turlarını başlattı bile, “Erken seçimden korkmuyoruz, her an seçim olacakmış gibi çalışmalara başlayoruz” dedi. Deniz Baykal “MHP zaten tutumunu belli etti. Koalisyon görüşmeleri artık tiyatrodan ibaret. Kasımda seçim var” diye konuştu. CHP Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu da Yeni Şafak’ın erken seçim ihtimalini mümkün görüp görmediği sorusuna “Evet. Ben erken seçim ihtimalini daha yüksek görüyorum. Koalisyon için iyi niyetli atılmış adımlar var ama gerçekçi olarak baktığımızda bunun bazı zorlukları var” yanıtını verdi. AK Parti Genel Başkanı olarak Ahmet Davutoğlu 9 Temmuz’dan itibaren hükümeti kurmakla görevlendirildi. Erken seçimi istediği yönünde bir açıklaması olmadı ama hükümeti kurma konusunda da işi ağırdan alan bir görüntü veriyor.

Siyasiler seçimden korkmayabilir ama ekonomi ve piyasalar öyle değil.

- Bir kere 7 Haziran seçimlerinde seçmen uzlaşarak bir hükümet kurun mesajını verdi. Eğer ortaya bir koalisyon hükümeti çıkmayacaksa seçmenin bu mesajı da alınmamış olacak. Gidilecek yeni seçimde bu kez seçmen fikir mi değiştirecek? Bundan emin miyiz? Değiştirir ve bir partiyi iktidara getirirse sorun çözülür. Ama yine koalisyon çıkarsa ne olacak? Bugün uzlaşmayanlar o zaman niye uzlaşacak? Bu önemli bir bilinmezlik. Ve her büyük siyasi bilinmezlik de ülkeyi, ekonomiyi ve piyasaları negatif etkiler.

- Şimdi hükümet kurmak varken aralık ayına kaydırılması 4 aylık kayıp ve ara dönem demek. Suriye ve terör olayları tırmanmışken, böyle bir ara dönem yaşanması, kalıcı hükümetin belli olmaması, dış politikada ve iç güvenlikte günlük ve geçici önlemler anlamına geliyor.

- Yine ABD’nin 10 yıl aradan sonra ilk kez faiz artırabileceği bir dönemin eşiğine hükümetsiz, dolayısıyla ekonomik açıdan yönsüz ve kaptansız girmemiz ise başka bir handikap oluşturuyor. Çünkü bu faiz artışından en olumsuz etkilenecek ülkelerin başında Türkiye geliyor. Nedeni de yüksek cari açık ve bu açığın finansman şeklinden dolayı.

- Küresel piyasalardaki ve ABD’deki ağırlıklı görüş, FED’in eylül ayındaki toplantısında ilk faiz artırımına gideceği yönünde. Bu dış faktör nedeniyle zaten en kırılgan ekonomi olmaya adayken, biz buna bir de iç siyasi belirsizliği, hükümetsizliği, ara dönemi ekliyoruz. Risk bir iken iki oluyor.

- Finansal piyasalarda işlem yapanlar ise aptal değil. Olaylar uç verir vermez hemen fiyatlamaya geçiyor. IŞİD, Türkiye’de 32 genci öldürüyor, piyasa bozuluyor. Bir sonraki gün PKK iki polisi öldürünce durum daha kötüleşiyor. Üçüncü günde hem polislere saldırılar devam ederken hem de Suriye topraklarından IŞİD’in saldırıları ile askerin şehit olmasına, sınırda çatışma çıkmasına finansal piyasaların tepkisi de sert oldu.

- Sonuçta 14 Temmuz, doların dip yaptığı ve seçim sonrasında doların TL karşısındaki kaybının yüzde 6.9’a vardığı gündü. Araya bayram girdiğinden 5 işgünü geçti. Bu beş iş gününün sonunda sepet bazında döviz, TL karşısında yüzde 4 arttı. Aynı dönemde borsanın düşüşü yüzde 7’yi buldu. 14 Temmuz’da 84.193’ten başlayan düşüş dün 78.337’ye vardı.

Silahın, kanın aktığı, siyasi belirsizliğin olduğu yerde para olmaz.

SONUÇ: “Fare deliğine sığmamış, kuyruğuna bir de kabak bağlamış.” Türk atasözü

 

Yukarı