TVRadyo
Abdurrahman Yıldırım
Abdurrahman Yıldırım

Dolarda bu gidiş nereye kadar?

 

Dün de işlediğimiz gibi, TL’nin değer kaybındaki ana belirleyicilerden biri Mayıs 2013 sonrası içine girilen küresel konjonktür. Küresel likidite artık gelişmekte olan ülkelerden çekiliyor. Bunun yarattığı ciddi sarsıntılar söz konusu. Bütün gelişmekte olan ülke paraları dolara karşı değer kaybediyor.

Kaldı ki Türkiye dünyanın en yüksek cari açığını veren, dış borç ödemeleri yüksek olan ve bu nedenle yıllık 200 milyar dolarlık dış kaynağa ihtiyaç duyan bir ekonomi. Onun için de uluslararası sermaye hareketlerine aşırı bağımlı. Dışarıdan döviz geldiği sürece çarklar iyi dönüyor, sorun yok. Gelmezse durum kötü. Bu nedenle döviz kurunun seyrinde sermaye hareketlerinin rolü büyük.

Tıpkı son iki yılda olduğu gibi. Mesela Mayıs 2013’te doların değeri 1.78 TL’den dün itibarıyla 2.90’a çıktı. İki yılı aşkın sürede doların artışı yüzde 63. Halbuki aynı dönemdeki tüketici enflasyonu yüzde 18 oldu. Manşet enflasyonun üç katını bulan bir dolar kuru ile karşı karşıyayız. Üstelik son iki yıllık yüksek dalgalı ama genelde yükselen eğilimli dolar hareketinin bitebileceğine ilişkin işaret de yok.

Doların nereye kadar gidebileceği konusunda yol gösterici en güvenilir veri Dolar Endeksi’nin daha önceki hareketleri. Kendinden sonra gelen altı büyük para birimine karşı doların değerini ölçen Dolar Endeksi geçmişte düştüğünde 70’e kadar inmiş, yükseldiğinde 120-125 seviyesine kadar çıkmış. Şu anda endeks 100’ün hemen altında, 97 düzeyinde. Buraya da küresel krizde gördüğü 70 düzeyinden geliyor. Yolculuk 120-125’e doğru. Ama bu yolculuk öyle kısa sürede ve düz bir yolda olacak değil. Yılları alabilecek, yine büyük oynaklıklar gösterebilecek genel bir yükseliş. Ve doların çıkış dönemleri yaklaşık 4-5 yılı buluyor. 97 değeri ile aşağı yukarı bu yol yarılanmış gibi.

Şüphesiz ki TL’nin değerini iç gelişmeler de belirleyecek ama resmin büyüğü doların küresel hareketinde ve yılları kapsayabilecek trendinde.

 

MERKEZ  DURDU AMA PİYASA FAİZİ ARTIRDI BİLE

 Siyasette, içinde bulunduğumuz Ortadoğu coğrafyasında, iç güvenlikte, küresel ekonomi ve piyasalarda son yılların en belirsiz aşaması yaşanıyor. Daha da kötüsü bunlar tek tek değil, toplu ve aynı zamanda gerçekleşiyor. Dolayısıyla etkisi de o derece yüksek.

TL artık her gün düzenli ve yüksek oranlı değer kaybediyor. Dolar, TL karşısında dün rekorlarını egale ederek 2.9005’i de geçti, Euro 3.2035’i aştı. Sepet kur artık 3.0520’ye yükseldi. Buna göre geçen yıl sonundaki 2.5793 olan sepet kur 3.0520’ye çıkarak yüzde 18.3 arttı. TL’nin sepet karşısındaki kaybı ise yüzde 15.5 düzeyinde. Doların yılbaşına göre artışı yüzde 19.6’ya vardı.

- Dün yapılan Hazine ihalelerinde de ağırlıklı ortalama faiz yüzde 10’un üzerine çıktı.

- Bankalarda ise mevduat faizleri daha çok yüzde 11-13 arasında değişiyor. Merkez Bankası’nın izlediği ağırlıklı ortalama 3 aylık mevduat faizi geçen hafta sonu itibarıyla yüzde 10.70.

- Kredi faizlerinde ise daha çok yüzde 13-17 bandı kullanılıyor. Ağırlıklı ticari kredi faizleri yüzde 13-14.5 arasında değişiyor. Tüketici kredilerinde aynı oranlar yüzde 14.3-17.5 aralığında.

- Artışlar hemen son haftada meydana gelmemiş, son iki ay içinde gerçekleşmiş. Diyelim ki, 7 Haziran seçimleri sonrasında 2-3 puanlık artışlar söz konusu. Yaklaşık bir trilyon liralık mevduatın ve yine 1 trilyona yaklaşan TL kredilerin faizi çift haneli rakamların üzerinde seyrediyor.

- Merkez Bankası ise dünkü toplantısında politika faizini değiştirmedi, faiz koridoruna da dokunmadı, ancak artan döviz kurlarının enflasyona olumsuz yansımasını engellemek için para politikasında daha bir sıkı duruş sergileyeceğini belirtti. Bunun yanında “Küresel para politikalarının normalleşme sürecinde yol haritasını” açıkladı. Faizde değişiklik ve artış beklentilerine ancak böyle bir karşılık verebildi. Bunu gerekçe sayan finansal piyasalardaki bozulma ise doruk noktasına çıktı.

- Piyasanın faizleri artırması karşısında Merkez Bankası’nın çok da fazla yapabileceği bir şey yoktu. 2 trilyon TL’nin fiyatını piyasa, mevduat sahipleri, bankalar, şirketler belirliyor. Elbette koşullara göre.

Merkez Bankası ise bankacılık sistemine yaklaşık 50 milyar liralık likidite veriyor. Dokunmadığı işte bunun faizi. Ancak bunu vurgularken Merkez Bankası’nın faizler üzerinde belirleyiciliğinin az olduğu anlaşılmasın. Bu kez de faizi artıracak olan veya artırımda öncülüğü piyasa yapacak gibi, Merkez Bankası geriden izleyecek.

SONUÇ: “Gidiver, geliver Konya 36 saat.” Konya, Ermenek sözü

 

Yukarı