TVRadyo
Abdurrahman Yıldırım
Abdurrahman Yıldırım

Çin’le üretim krizi ve deflasyon mu geliyor?

 

Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, dün yaptığı konuşmada “Bizim dışımızdaki ülkelerin faiz oranlarına baktığınızda neredeyse hepsi 0’a yakın. 0, 1, en yükseği 2... Bizim şu anda faizimiz, bulunduğu noktadan aşağıya gelmesi lazım. Niçin? Yatırımları artırmamız gerekiyor. En kritik dönemde yatırımlar bizim çıkışımız olacaktır” dedi. Bu konuşma bana önce yılın ilk yarısında yaşadığımız faiz tartışmasını hatırlattı. Ancak bu konuşmanın öncesinde Habertürk’te Eko Siyaset programına katılan AK Parti MKYK Üyesi Bülent Gedikli’nin açıklamalarını hatırlayınca faiz tartışmasının ötesinde bir durumla karşı karşıya olabileceğimizi düşündüm. Gedikli aynı zamanda Sayın Erdoğan’ın danışmanı.

Bülent Gedikli’nin televizyonda anlattıkları özetle şöyleydi: “Küresel çapta parasal genişleme devam ediyor. Çünkü AB zaten programını sürdürüyor. Çin faiz indiriyor ve ekonomiye likidite veriyor. Japonya da öyle. Çin’deki gelişmelerin ardından ABD’nin faiz artırması artık olacak iş değil. Hatta yeni bir parasal genişlemeye gitmesi bile gerekebilir. Çin ekonomisi ihracata dayalıydı. Mal satabilmek için artık devalüasyona başvurmak zorunda kaldı. Bu da yeni kur savaşlarını tetikleyecek. Amerika’da gelir yetersizliğinden çıkan küresel kriz Avrupa’da devletlerin borç krizine dönüşerek sürdü. 2015 yılında ise Çin’de üretim fazlalığı krizi şeklinde ortaya çıktı. Dünyada bir talep azlığı yaşanıyor. Buna bağlı olarak 2016’da deflasyon süreci yaşanacak gibi. Faizler artırılamayacak ve parasal genişleme anlamında değişen fazla bir şey yok. Para Türkiye’ye gelmeye devam edecek. Gideceği alternatif yer yok. Nereye gidecek ki? Geçen hafta İngiltere kökenli bir şirketin hesaplamasından ortaya çıktı ki, son 13 ayda gelişmekte olan piyasalardan 1 trilyon dolar çıkmış. Aynı dönemde Türkiye’ye 35 milyar dolar girmiş. Son bir yılda dolara karşı devalüe olmayan para kalmadı. Devalüasyonlar devam edecek gibi. Çok da endişe etmeye gerek yok.”

Evet dünyada faiz artırımı pek yok, istisna gibi. Hatta faiz artırmaya hazırlanan ABD için bile, Çin’deki gelişmelerin etkisiyle yeni parasal genişlemeye gitmesi gerektiğinden söz edilmeye başlandı.

Bülent Gedikli’nin dediği gibi, dünya ekonomisi deflasyonist bir sürece doğru gidiyorsa faizlerin düşük düzeylerde tutulması gerekir. “Düşürülmesi gerekir” diyeceğim ama belli bazı ülkeler için zaten sıfır düzeyinde. Faizde indirim yeri olan Çin ise bunu yapıyor, Rusya yapıyor. Geriye Brezilya kalıyor. O da çok yönlü krizle uğraşıyor. Türkiye’de ise enflasyon var. Kur artışları da geleceğe yönelik enflasyonda umutlu olmayı zorlaştırıyor. Çünkü bizdeki enflasyonun en temel nedenlerinden biri TL’nin değer kaybı. Ne de olsa ithalat, milli gelirin üçte biri gibi yüksek bir düzeyde. Dolayısıyla küresel gelişmeler enflasyon düşüşünü desteklerken, dolar kurundaki artış ise tersi yönde, azdırıcı etki yapıyor.

 

YATIRIM İÇİN SADECE FAİZ DEĞİL, DÖVİZ DE ÖNEMLİ

Döviz kurunun seyri ve düzeyi sadece enflasyon için önemli değil. Yeniden yatırımların yapılabilmesi için de belirleyici durumda. En az TL’nin istikrarı ve maliyetinin düşük olması kadar özel sektör yatırımlarının yapılmasında rol oynuyor. Çünkü düşük maliyetli uzun vadeli finansman ancak dışarıdan ve döviz bazında bulunabiliyor. 274 milyar dolarlık özel sektör dış borcunun bu düzeye çıkmasının nedeni bu.

- Dahası şirketlerin Türkiye’de yerleşik bankalardan aldıkları dövize endeksli veya döviz kredilerinin tutarı da, TL kredilerinin yaklaşık yarısı düzeyine yükseldi. Yatırımlar için belki pek çok şartın bir araya gelmesi gerekli ama en başta döviz kurunun reel anlamda artmayacağı bir konjonktür gerekli. Bu da ancak ülkeye ihtiyaçtan daha fazla döviz girişiyle mümkün olabiliyor.

- TL’nin döviz kurlarıyla aynı fonksiyonu görebilmesi, yani TL ile uzun vadeli ve düşük faizli yatırım kredisi verilebilmesi için, tek hanede düşük kalıcı enflasyon ile mali sistemin büyümesi gerekiyor. Normalde politika faizini aşağı çekerek TL kredi faizlerini düşürsek bile, yeni ekstra krediler verecek parayı bir yerden bulmamız lazım. Ya yurtiçi tasarruflar artmalı ya da finansal sektör dışarıdan borçlanarak bu kredileri finanse etmeli. Yoksa kredi mevduat oranı zaten yüzde 120 ile tarihi en yüksek düzeyine çıkmış.

- Eğer önümüzdeki dönem küresel çapta parasal genişleme devam edecek ve dışarıdan Türkiye’ye sermaye girişi sürecekse sorun yok. O zaman faizi düşürmek de, kuru istikrara kavuşturmak hatta TL’nin değer kazanımını sağlamak da rahatlıkla mümkün olur.

- Ama dünyanın deflasyona girebileceği bir ortamda Türkiye’nin başka sorunlar yaşayacağı, öncelikle ihracatını korumada büyük zorluklarla karşılaşacağı kesin.

SONUÇ: “Ağaç, yapraklarını dökerek kendini kurtarır.” Pier Jean Jouvre

 

Yukarı