TVRadyo
Abdurrahman Yıldırım
Abdurrahman Yıldırım

Türkiye enflasyonunun küresel piyasalarla kader birliği

 

Enflasyonun gidişinin büyük ölçüde neden küresel piyasaların gidişiyle yakın ve paralel olduğunu 2015 yılı gelişmeleri bir güzel anlatıyor. Bu yılki ilk enflasyon tahmini yüzde 5.5 idi. Aradan zaman geçti, Merkez Bankası tahminini revize etti ve yüzde 6.8’e çıkardı. Sonra bunu küçük oranlı bir ayarla yüzde 6.9’a yükseltti. Son enflasyon raporunda da 1 puan daha artırarak yüzde 7.9 olarak açıkladı. Gerçekleşme belki biraz bunun üzerinde gelebilir. Yüzde 5.5’in üzerinde yüzde 50’den fazla sapma ile yüzde 8’lik gerçekleşme ile karşı karşıya kalacağız. Büyük oranlı bir sapma. Aynı oranda olmasa da geçmiş yıllarda da benzer sapmalar söz konusu olmuştu.

Merkez Bankası son enflasyon raporunda sapmada en büyük payın döviz kurundaki gelişmeler olduğunu belirtti.

GIDA ETKİSİ: İkinci etkili olan da gıda fiyatları.

- Gıda fiyatları sadece bu senenin sorunu değil, son 4-5 yıldır ki, genel enflasyonu yukarı çekecek düzeyde yüksek seyrediyor. Yapısal bir bozukluk var. Üreticiden tüketiciye kadar aracı sayısı fazla. Ürün bir anda pazara geliyor. Bunu pazara kademeli bir şekilde getirmenin yolu ve altyapısı yok. Soğuk hava depoculuğu yaygın biçimde kullanılmıyor.

- Böyle bir sistemde nihai tüketicinin ödediği bedel yüksek olmasına karşılık, üreticinin eline geçen gelir az. Kazanan kesim aracılar. Kurulmuş çarpık bir yapı var. Bu nedenledir ki, meyve, sebze ve tahıl üretiminin ortalama yüzde 10 arttığı, 2. çeyrekte tarımsal büyümenin yüzde 6.7’ye vardığı 2015’te dahi, gıda fiyat artışı yüzde 8’in altına inmiyor. Üretimin artmadığı veya düştüğü yıllar ise fiyatlardaki hızlı artış zaten doğal bir sonuç olacak.

KUR ETKİSİ: Döviz kurunda ise durum daha karmaşık. Çünkü serbest döviz kuru rejimindeyiz. Sermaye hareketleri de serbest. Hükümet de faizler düşük olsun istiyor.

- Bu durumda döviz kurunun kaderi önemli ölçüde sermaye hareketleri ile belirleniyor. Türkiye’ye net bazda sermaye girerse döviz arzı artıyor ve kur düşüyor. Sermaye çıkarsa da döviz arzı azalıyor ve kur yükseliyor.

- Kur yükseldiğinde de bütün ithal malların fiyatı yükseliyor. Hammadde, ara malı, enerji hepsi ithal. İthalatın milli gelir içindeki payı da yüzde 30. Ama üretimin, tarımın ve ulaştırmanın içine girerek daha büyük etki yaratıyor.

- Dolayısıyla kur değişiminin fiyatlara veya maliyetlere etkisi yüksek. Oran olarak da yüzde 1.5-2.0 düzeyinde hesaplanıyor. Yani kurun kalıcı bir şekilde yüzde 30 artmasının enflasyona yapacağı etki yüzde 4.5-6 düzeyine varıyor. Bugünkü enflasyon oranının yarısından fazlası demek. Geçtiğimiz bir yıllık dönemde de yüzde 30’luk kur artışını gördük. Şimdi bunun kalıcı olup olmayacağı belirleyici olacak.

KADER BİRLİĞİ: Bu bağlantı nedeniyle Türkiye’de enflasyonun kaderi de, ne kadar düşeceği ve yükseleceği de, küresel piyasaların kaderine bağlı. Küresel risk alma iştahı yüksekse sorun yok. Bizim gibi gelişmekte olan ülkelere para girişi oluyor. Bu, kur yoluyla enflasyonu da düşürüyor. Çıkışlarda da tersi yaşanıyor.

- Aynı durum hemen hemen bütün gelişmekte olan ülkelerde var. Bitişikteki grafik de bunu gösteriyor. Ülke paralarının seyrinin veya oynaklığının sermaye hareketleri ile bire bir korelasyonu olduğunu bir güzel kanıtlıyor.

- Bu nedenlerle enflasyon konusunda yapılan tahminler tutmuyor. Merkez Bankası TL’yi kontrol ediyor ama dövizi ve kurun düzeyini kontrol edemiyor. Kur ve dolayısıyla enflasyon sanki uluslararası piyasalara emanet edilmiş gibi. Daha büyük kontrol onlarda sanki.  

SONUÇ: “Elden geldi ele gitti, elden ele geçti, yele gitti.” Türk atasözü

 

Yukarı