TVRadyo
Abdurrahman Yıldırım
Abdurrahman Yıldırım

Çifte seçimli yıldan iyi bir hikâye çıktı

 

Bütçedeki durum aslında bir ay öncesine göre bu kadar iyi değildi. Ekim ayında bütçeye doping etkisi yapan ve 10 aylık görünümü daha iyileştiren ise yurtiçi KDV gelirlerindeki patlama oldu. Aylık 5.9 milyar liraya yükselen yurtiçi KDV gelirlerindeki artışın temel kaynağı ise 4.5G ihalesinin ödemesiydi. Bu ödemenin etkisiyle toplam vergi gelirlerinin artışı aylık olarak yüzde 25.6’ya vardı.

- Sonuçta da 10 aylık dönemde bütçe açığı yüzde 30 azalarak 6.2 milyar liraya indi, faiz dışı fazla da 30.3 milyar liradan 41.2 milyar liraya yükseldi ve yüzde 35.7 arttı.

- Son iki ayın hele ki aralık ayının açık verme konusunda ne kadar belirsiz olduğunu biliyoruz. Çok düşük çıkabileceği gibi, 11 aya bedel düzeyde dahi çıkabiliyor. Dolayısıyla buradan hareketle yıl sonu bütçe açığı konusunda tahminde bulunmak yanıltıcı olur. Ancak hedefin 21 milyar lira olduğunu, rahatlıkla bunun altında bir rakamda kalabileceğini tahmin ediyoruz.

- Maliye Bakanı Mehmet Şimşek de yaptığı açıklamada “güçlü bütçe performansında, bütçe giderlerinin kontrol altında tutulmasının yanında öngörülenden daha yüksek gelir elde edilmesinin etkili olduğunu” belirterek şöyle dedi: “Bu yıl genel kamu dengesinin açık vermeyecek olması, Türkiye ekonomisinin bir çıpası olarak mali disiplini daha da pekiştirdi. Bu sayede Türkiye’nin iç ve dış şoklara karşı dayanıklılığı arttı.”

- Mehmet Şimşek’in açıklamasından bu yıl bütçenin açık vereceğini ama bütçe dışı genel kamu açığının olmayacağını öğreniyoruz. Yani KİT’lerden ve diğer bütçe dışı kamu sektörünün toplamından açık değil, fazla gelecek. Bu fazla da bütçe açığını karşılayabilecek düzeyde olacak. Bildiğim kadarıyla toplam kamuda fazla verilmesi 2017 yılının hedefiydi. Eğer Şimşek’in belirttiği gerçekleşirse, bu hedefe iki yıl önceden varılmış olacak. Evet, bu önemli bir gelişme ve ekonomi için iyi bir çıpa.

- Bu yıl büyümeyi canlandıramadık ve yine yüzde 3’ün altında gerçekleşecek bir rakamla karşı karşıya kaldık.

- Dün de açıklandığı gibi, istihdamda da iyileşme sağlayamadık, işsizlik oranı ağustos ayı itibarıyla çift haneye yükseldi.

- Enflasyonda hedef, emtia fiyatlarının hızla gerilemesine karşılık yine şaşıyor ve geçen yıla göre artış dahi söz konusu.

- Cari açık ise ekonomik yavaşlamanın ve emtia fiyatlarındaki büyük oranlı düşüşün etkisiyle iyileşmeye başladı. Bu iyileşmeye bütün bu olumsuz gelişmeler yanında o kadarı da artık olsun denilebilir.

- Türkiye’nin 5 ay arayla iki genel seçim yaşadığı bir yılda ve bütün bu ekonomik gelişmelere rağmen, bütçede ve genel kamu açığını sıfıra doğru indirmede net bir başarı yakaladığı da bir gerçek.

Gayet iyi bir sonuç ve daha yıllarca satılabilir bir hikâye de.

G20 ZİRVESİ: GELİŞEN EKONOMİLERİ YAVAŞLATAN 5 NEDEN

Türkiye, dünyanın büyük ekonomileri ve stratejik ülkelerinden oluşan G20 yıllık toplantısına ev sahipliği yaptı. Paris katliamının da etkisiyle Suriye sorununu gündeme getiren Türkiye, G20 tarihinde ilk kez sonuç bildirisine ekonomi dışında siyasi bir içerik de ekledi. 1999’da ABD öncülüğünde oluşturulan G20’nin şimdiye kadar en etkili icraatı küresel krizde faizlerin düşürülmesini ve parasal genişlemeyi eşgüdüm içinde gerçekleştirmesiydi. Bunun dışında ekonomileri canlandıracak altyapı yatırımları yapılmasını kararlaştıran G20 küresel ekonomik büyümeyi yüzde 2 artırmayı hedefledi. Şimdiye kadar da bunun yüzde 1.2’sini gerçekleştirdi. Yürütülecek projelerle küresel büyümeye 2018’e kadar yüzde 0.8’lik daha katkı yapılacak.

Antalya’daki G20 zirvesinin kapanışında Cumhurbaşkanı Tayyip Erdoğan bu yıl Türkiye olarak kadın faktörünü beş açılım grubunun yanına 6. olarak eklediklerini ve 2025 yılına kadar kadın ile erkek istihdamı arasındaki farkı yüzde 25, genç işsizliğini yüzde 15 düzeyinde azaltmayı kararlaştırdıklarını kaydetti. Zirvede FED’in faiz artışına gitmesinin küresel ekonomi üzerindeki etkisi üzerinde durulduğunu kaydeden Cumhurbaşkanı Erdoğan gelişmekte olan ekonomilerin şu 5 nedenle yavaşlamakta olduğunu söyledi:

- ”Emtia fiyatlarının düşmesi.

- Gelişmekte olan ülkelere yönelik sermaye hareketlerinin yavaşlaması.

- Küresel ticaretin yavaşlaması.

- Kurların dalgalanması.

- Jeopolitik risklerin artması.”

 

Yukarı