TVRadyo
Abdurrahman Yıldırım
Abdurrahman Yıldırım

İki yapısal sorunla yüzleşme zamanı

 

Son dönemde Türkiye iki yapısal sorunu ile yüzleşmeye başladı.

Bunlardan biri enerjide, özellikle doğalgazda dışa bağımlılık, bu bağımlılığın bir ülkeye, Rusya’ya olması bizi düşündürüyor. Acaba kışın en soğuk döneminde gazın vanasını sıkarlar mı, sıkarlarsa ne yaparız? Çözüm odun kömür sobalarına dönüş değil artık. İthal gaz kaynaklarını çeşitlendirmeyle mecburen doğru yola giriyoruz. Sadece ithal doğalgaz tedrik kaynaklarını çeşitlendirme değil aynı zamanda enerjide yüzde 75’e çıkan ithal payını da yerli payla ikame etmenin yatırımlarını yapmalıyız.

İkinci yapısal sorunumuz finansmanda para piyasasına ve yurtdışına bağımlılığımız. Bizim finansal sistem tek ayaklı, sadece para piyasası üzerine kurulu ve bankalar üzerinden yürür. Daha uzun vadeli fon sağlayan sermaye piyasası çeşitli nedenlerle gelişmemiştir. Burada stratejik bir hata yaptığımız kesindir. Rakipler hem para hem de sermaye piyasaları üzerinden çift ayakla ilerler ve koşarken, biz tek ayakla yarışıyoruz.

- Ancak bankacılık kanalıyla ekonomiyi fonlamanın sınırlarını zorluyoruz artık. Çünkü sektör topladığı her 100 liralık mevduatın üzerine 20 lira daha koyarak 120 liralık kredi açıyor ekonomiye.

- İlave 20 lirayı ise yurtdışından borçlanma ve kendi özvarlığından karşılıyor. Fakat, 2007’den sonra kısıtlı temettü dağıtımına karşı bankaların karlılıkları son yıllarda düştü. Hem faizlerde düşüşün son bulmasından ve yükselişin başlamasından, hem de ücret ve komisyonların kesilmesinden kaynaklanıyor bu durum. Bir de geri dönmeyen kredilerde artışı söz konusu.

- Uluslararası normlara göre bankalara konulan sermayenin reel olarak korunabilmesi için, yüzde 15 özsermaye karlılığı sağlaması gerekiyor. Geçmiş yıllarda bu karlılık vardı ama 2015’te yüzde 11’e düşü. Özkaynakların artmayışı beraberinde kredilerin sınırlanmasını getirdi.

- Dışarıdan borçlanma olanakları ise FED’in normalleşme sürecini başlatmasıyla sınırlanmaya başladı. Bir hafta sonra faiz artırımıyla ikinci aşamaya geçilecek. Dolar likiditesi dünyada azalacak. Bu nedenle emtia fiyatları düşüyor ve gelişmekte olan ülkelere satış geliyor. Küresel sermaye yönünü değiştirmiş durumda. Bu nedenle artık yurtdışı finansman olanakları bol ve maliyeti de ucuz olmayacak. Dış fonlama artık daha sınırlı olacak gibi görünüyor.

- Bankalar için geriye yurtiçinde mevduatla beslenmek kalıyor. Ancak orada da reel bir artış yok. Çünkü tasarruflar çok sınırlı artıyor. Belli bir hacme ulaştıktan sonra emlak piyasasına yönlendiriliyor.

“Vermeyince mabut neylesin Mahmut” misali, bankalar da kredileri artıramıyor. Bu nedenledir ki, kredi mevduat oranı son 1.5 yıldır yüzde 120’ye takılıp kaldı. Daha fazla yükselemiyor.

 

ADRES DOĞRU DA İŞE NEREDEN BAŞLAYACAĞIZ?

Ekonomiden sorumlu Başbakan Yardımcısı Mehmet Şimşek dünkü konuşmasında konuya parmak bastı ve yeni hedef gösterdi: “FED ile birlikte sermaye yön değiştirdi. Rezerv hariç gelişmekte olan ülkelerden net 300 milyar doların üzerinde bir para çıkışı yaşanacak. Bırakın bol sermaye akışını, tersine bir akışla karşı karşıya kalacağız. Şirketler geçmişte olduğu gibi, yabancı kaynak üzerinden bir modelle devam etme yerine, halka açılmalı, sermaye piyasalarına gelmeli. Biz bu piyasayı teşvik edici ciddi adımlar attık.”

Bahsedilen teşvik yurtdışından para getirip şirket sermayesine ilave edilirse vergisel avantajı içeriyor. Şüphesiz ki, böyle bir avantaj teşvik edicidir. Ancak halka açılmaların yaygınlaşması ve şirketlerin diğer araçlar yoluyla fon sağlayabilmeleri için, sermaye piyasasının yeterince derin olması lazım. Sadece fon talep edenlerle bu piyasa yürümez. Fon arz edenlerin, yani tasarruf sahiplerinin de bu piyasaya gelmesi gerekir.

- Denilebilir ki, her arz kendi talebini de yaratır. Ama bu durum arzın sermaye piyasası kültürü ve kuralları çerçevesinde olması halinde geçerli. Bizde eksiklik olan fon talep edenlerde değil, fon arz edenlerin azlığıdır. Çünkü piyasaya güven kırılmıştır. Bu nedenle de meydan yabancı yatırımcılara kalmıştır. Onlar da gelmek bir yana gidiyorlar.

- Mülkiyet hakları bu piyasada dahi yeterince sağlam değilken, son yıllarda ilerleme bir yana geriye gidiş vardır. Özellikle kamu kuruluşları tarafından mülkiyet hakları sık sık ihlal edilir hale gelmiştir. Sermaye piyasasını büyütmek öncelikle mülkiyet haklarını sağlamlaştırmaktan geçiyor. Çünkü bu piyasa temelde mülkiyet hakkı veren bir piyasadır. Olayın mülkiyet hakkı dışına taşınması ise piyasayı çok spekülatif hale getirir, hatta işi oyun ve kumar boyutuna vardırır.

 

Yukarı